26. Bölüm

2.3K 130 12

Slm! Yeni bölümü yazmayı başardım. Lütfen Oylarınızı ve Yorumlarınızı esirgemeyin. Keyifli okumalar:D

Bir müddet etrafımızı saran, yosun kaplı mağara duvarlarını seyre daldım. İçerisi nemliydi ve küf kokuyordu. Elimi uzatıp parmaklarımı hafifçe yosun kaplı bir duvara sürttüm. Yosun, dışardan kuru görünüyordu ancak dokundumda elime yayılan nemi ve ıslaklığı hissedebilmiştim.

Lanetolsun! Kafam şu an öyle doluydu ki...Herşey üzerime üzerime geliyormuş gibi kendimi kapana kısılmış hissediyordum. Yeraltındaydım. Acaba babamda buradamıydı. Ya hiç görmediğim annem? Veyada ya buradan çıkmazsak. Daha kötüsü buradan Carter olmadan çıkmak zorunda kalırsam.

Kulaklarımı dolduran iğrenç bir sürtünme sesi ve sarsıntıyla yerimden öyle bir sıçradım ki Carter'ın göğüsüne kafamı inanılmaz sert bir şekilde çarptım. Ve onun taş gibi sert kasları da hiç yardımcı olmamıştı doğrusu. Ayrıca birden kararan ortamla daha da çok paniklemiştim.Carter ani bir hareketle bileklerimi yakaladı ve beni kendine doğru çevirdi. Gözlerini bu karanlıkta bile seçebiliyordum.

"Sakin ol,  Αυτο μοu. Sadece giriş kapandı."

Kafamı yukarı kaldırıp sanki karanlıkta birşey görebilirmiş gibi kapanan girişe baktım. Ne giriş görünüyordu ne de köklerin oluşturduğu merdiven. Karanlık herşeyi yutmuştu.

Carter'a biraz daha sokuldum. Kapalı yerlerden zaten hoşlanmazdım ve birde dört duvar arasında karanlıkta kalınca midem kasılmıştı.

Karanlıkta Carter'ın bileğimi bırakıp seri hareketlerle birşeyler yaptığını hissettim. Ardından mağaranın sessizliğini delip geçen bir fermuar sesi ve sonunda ışık.

"Neyse ki ikimizin de çantasına el feneri koymuştum." Carter elindeki feneri yüzünün alt tarafından tutunca güldüm.

"Çok düşüncelisin."

Kıkırdarken fenerini çantama tutarak kendiminkini bulmama yardım etti. El fenerimin ışını yakınca sarı spot karanlığı şerit gibi delerek aydınlattı. Neden bilmiyorum ama şimdi mağara ilk girdiğimizden daha dar ve boğucu geliyordu.

Sırt çantalarımızı tekrar sırtlandık ve yürümeye başladık. Bir elim Carter'ın elini sıkı sıkı kavramıştı. Eh, bu karanlıkta bir de onu kaybedersem ne yaparım bilmiyordum. Bu düşünce tüm bedenimin ürpermesine sebep oldu. Hayır! Carter'ı asla kaybetmeyecektim. O yanımda olmadan bu boktan yerden adımımı bile atmazdım! Başaracaktık. Başka bir seçeneğimiz yoktu.

İlerledikçe duvarların küçüldüğünü ve bizi sıkıştırdığını görüyordum ama bunu korktuğum için ben mi hayal ediyordum yoksa gerçekten de duvarlar üzerimize mi geliyordu bir türlü kestiremiyordum. En sonunda mağara ikimizin yanyana yürüyemeyeceği şekilde küçücük oldu. Demek ki korktuğum için hayal falan kurmuyormuşum.

Carter beni önüne geçirdi ve yürümem için yavaşça ittirdi.

"Sanırım bundan sonra yola tek sıra devam edeceğiz."

"Buradan çıktığımızda bir daha odama bile girmek istemiyorum. Mümkünse dışarıda uyumayı seçerim."

Gözleri kocaman açıldı.

"Senin Klostrofobin mi var?"

"Şey....beş dakika öncesine kadar yoktu."

Kıkırdadı. "Yazık oldu. Marcus konsey binasına, sen merdivenleri çıkarken sürekli şikayet ediyorsun diye bir asansör yaptıracağını söylemişti."

Melezin GölgesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!