28. Bölüm

2.5K 121 12

Mrb, yeni bölüm baya uzun oldu. Umarım begenirsiniz. Oylar düşmeye başladı lütfen OYLAYIN VE YORUM BIRAKIN. Hepinizi çok seviyorum. İyi okumalar. :D

Elimle yavaşça atın siyah yelelerini okşadım ve hızlanması için ayağımla, karnına hafifçe vurdum. Carter herzamanki gibi önden gidiyordu. Ve ona yetişmeye çalışmayı saatler önce bırakmıştım. Hatta bir ara yarış yapmaya bile kalkmıştık. Tabii ki o yenmişti. Carter'ın atına biraz daha yaklaşınca yuları çekip atımı yavaşlattım.

"Carter?"

"Evet?"

"Biraz durabilir miyiz?"

Atını yavaşlatıp ona yetişmeme izin verdi ve kendini çekip attan aşağı atladı.

"Tamam ancak yalnızca beş dakika."

Gülümseyip atımdan indim ve yuları ağaçlardan birine bağladım. İki saat boyunca at üzerinde oturmaktan olsa gerek bacaklarım uyuşmuştu ve karıncalanıyordu. Tabii ki şikayet edecek lüksüm yoktu. Yürümektense at sırtında felç olana kadar uyuşmayı tercih ederdim. Usulca atın başından burnuna kadar uzanan beyaz lekesini okşadım. O ana kadar ata bir isim koymayı akıl etmediğimi fark ettim. Evet, biliyorum at benim değildi ve onu yeryüzüne falan götüremezdim ama yine de onunla seyahat edeceğim süre boyunca ona 'at' yerine, bir isimle hitap etmek istiyordum. Biraz düşündüm. Bir ata ne isim konulurdu ki?

At siyah yelelerini sallayarak bir homurtu çıkardığında aklıma harika bir isim geldi.

Arum.

Evet, isim harikaydı! Arum yunan mitolojisinde gölgemsi varlık olarak bilinirdi ve, at da siyah olduğu için isim ona harika uyuyordu. Şapşal şapşal sırıttığımı görmüş olacak ki Carter'ı bana gülümserken yakaladım. Yanaklarım yanmaya başladığında, yine kızardığım için kendime sövdüm. Kahretsin! Şu kızarma olayına bir çözüm bulmalıydım.

"Neden bana öyle bakıyorsun?"

Carter'ın derin mavi gözlerinden küçük bir parıltı geçti. Veya da bana öyle geldi...

"Çünkü, kızardığın zaman çok tatlı oluyorsun."

Ben, sanki mümkünmüş gibi daha da kızarırken o da gülmemek için kendini zor tutuyordu. Anlamıştım, çünkü dudağının kenarı seyiriyor ve bir yandan da eliyle gülüşünü saklamaya çabalıyordu.

Somurtup ona dik dik baktım.

"Aman ne komik."

Carter ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı ama dudakları hâlâ seyiriyordu.

"Tamam, tamam kızma...ama sormadan geçemeyeceğim, neden atına bakıp gülümsüyordun?"

"Şey... ben ona bir isim bulmaya çalışıyordum ve..."

"İsim mi?...Atı yeryüzüne götüremeyeceğimizi biliyorsun değil mi?"

Gözlerimi bıkkınlıkla devirdim. "Tabii ki biliyorum ama yine de bir isim vermek istedim...durma, sen geç dalganı..."

Yüzü bir anda yumuşadı. Az önceki cıvık havanın yerini üzerime çöken ağır bir hava aldı. Gözleri okyansun en derin noktası gibi parlak bir laciverte bürünmüştü.Tanrılar biliyor ya o bana böyle baktığında eriyordum. İçimde gerçekten de bir şeyler oluyordu. Tam kalbime dokunuyordu, bakışları...

Melezin GölgesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!