35. Bölüm

1.3K 108 7

Mrb! İste yb. Umarim begenirsiniz. Bolum gec geldigi için kusura bakmayin. Malum sinav haftasi. Herneyse lütfen okuyup geçmeyin OYLAYİN VE YORUM YAPİN. Hepinizi seviyorum. Keyifli okumalar.
Not: bu bolum Carter'in agzindan yazilmistir!!!

~CARTER~

Titanyum kapının kulak tırmalayıcı gıcırtısıyla oturduğum iskemlede doğruldum. Bir an için kendimi hücredeki kızı izlemeye o kadar kaptırmıştım ki, yaptığım işi bile unutmuştum. O pis döşekte nasıl olupta rahat ettiğini- uyuduğunu anlamakta zorluk çekiyordum. Sırtını duvara yaslamış ve dizlerini de karnına kadar çekmiş, paslı döşekte top gibi kıvrılmış uyuyordu. Kollarını küçücük bedenine dolamış kendini ısıtmaya çalışıyordu. Hücrenin içi o kadar soğuktu ki ben, üzerimdeki deri cekete rağmen ara sıra ürperiyordum. Onun üzerindeyse sadece kısa kollu siyah bir avcı tişörtü vardı. İçimde bir yerlerde onun adına üzülüyordum aslında. Acaba neden buradaydı? Buraya düşecek ne yapmış olabilirdi ki?

Kötü birşey yapamayacak kadar masum birine benziyordu. Kızın yüzünü daha dikkatli inceleyince, sanki bir yerlerden tanıyormuşum gibi hissettim. Sanki daha önce bir yerlerde karşılaşmış hatta konuşmuştuk. Ama bir türlü hatırlayamıyordum. Derince bir nefes alıp iskemleden kalktım ve ağır adımlarla hücrenin parmaklıklarına kadar gittim.

Kızın yüzünü biraz daha dikkatli inceledim. Uzun dalgalı kahverengi saçları, çıkık elmacık kemikleri ve güzel sivri bir çenesi vardı. Dolgun pembe dudakları hafifçe aralanmıştı. Şöyle bir bakınca gerçekten güzel bir kız olduğunu kendime itiraf ettim. Eğer başka bir yerde ve başka bir şekilde tanışsaydık, belki de onu gerçekten arzulayabilirdim.

Bir anda başıma saplanan korkunç bir ağrıyla, inlememi bastıramadım. Öyle ani ve şiddetli bir ağrıydı ki, bu... Sanki...sanki biri kafama tuğlayla vuruyordu.

Başımı soğuk parmaklıklara dayadım ve gözlerimi sımsıkı yumdum. Ve bunu yaptığıma da anında pişman oldum. Gözlerimin önüne bölük pörçük görüntüler geliyor ve kayboluyordu. Birincisinde kapalı dar bir mağradaydım. Ve bir kız usulca yürüyerek bana yaklaşıyor ve ansızın kollarını boynuma dolayı veriyordu. Ancak kızın yüzünü bir türlü net olarak göremiyordum. İkinci görüntüdeyse kırmızı duvarları olan bir odadaydım. Yine o, yüzü olmayan kız yanımdaydı. Kız usul adımlarla yanımdan yürüyüp geçti ve kırmızı nevresimli büyük yatağa bacaklarını zarifçe toplayıp oturdu.

Kafama saplanan ikinci ağrıyla başımı demir parmaklıklardan hızla kaldırdım ve sımsıkı yumduğum gözlerimi de açtım.

Ulu Tanrılar! Başım çatlayacaktı bu gidişe.

Kendimi zorlayarak geriye doğru bir iki adım attım ve kendimi metal iskemleye pat diye bıraktım. Lanet olsun! Ağrı git gide artıyordu ve ben...

"Carter Nicolo?"

Kulaklarımı dolduran emredici donuk sesle kafamı yukarı kaldırmam bir oldu. Efendim Kronos'u görünce alel acele ayağa kalkıp boynumla ufak bir avcı selamı verdim. İşin garip tarafıysa ağrı ansızın kaybolmuştu. Hatta sızlama veya zonklama bile yoktu.

Kronos sakin tavrını hiç bozmadan bana doğru bir adım attı ve usulca elini omzuma koyup sıktı.

"Bir sorun mu var, Carter?"

"Hayır...hayır yok efendim."

Güç ve otoriteyle parlayan saf beyaz gözleri ilkin yüzümü kuşkuyla aradı. Ardından, döşekte hâlâ herşeyden habersiz uyuyan kıza çevrildi.

"Kız, sana zorluk çıkarıyor mu?"

Kronos'tan yayılan elektrikli ve boğucu bir güç dalgası adım adım odayı doldururken zorlukla nefes aldım. Kızı incelerken başıma saplanan korkunç ağrıyı efendime anlatmalı mıydım? Anlatsam kızın başı belaya girer miydi?

Melezin GölgesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!