30. Bölüm

2.2K 111 8

Mrb! İste yb! Umarim begenirsiniz. Lütfen okuyup geçmeyin, yorum bırakan ve oylayın. Hepinizi çok seviyorum. İyi okumalar!:D

Önemli Not: Bu bölümde ufacık, minicik bir +18 var. Ama çok küçük. Hem elimden geldiğince üstü kapalı anlatmaya çalıştım. Bilginize.

Yatakta bir kez daha döndüm. Bir türlü rahat edememiştim. Tabii sorun yatakta değildi. Oda bir harikaydı. Benim yurt odamdan çok daha genişti. Duvarlar kırmızı desenli bir duvar kağıdıyla kaplıydı ve odanın hemen ortasında kocaman bir yatak duruyordu. Kollarımı iyice açarak yayılabildiğim kadar yayıldım. Yatak o kadar genişti ki neredeyse üç kişi aynı anda rahatça yatabilirdi.

Ama ben bir türlü rahat edemiyordum. Afrodit'in gider ayak söyledikleri bir türlü çıkmıyordu kafamdan. Wren beni odaya getirdiğinden beri sürekli o cümleyi düşünüp duruyordum.

Kaderden güçlü birşey varsa o da aşktır....

Tanrıça ne demek istemişti? Neden birden önümüzde belirip bu anlamsız şeyi söylemişti? Ah, bu tanrıların hepsi kafayı sıyırmıştı. Yatakta daha fazla debelenmek istemediğimden homurdanarak kalktım ve ayaklarımı sürüye sürüye banyoya girdim. Belki de bir duş alsam biraz olsun şu gerginliği üzerimden atabilirdim. Hem Carter geldiğinde böyle pis kokmazdım. Eh, tabii yeraltında banyo yapma gibi bir lüksümüz olmamıştı.

Evet şu, yarı balık yarı insan yaratıklar-Sirenler- bizi kovaladığında bir kez suya girmiştik ama onu banyo yapmak olarak saymıyordum.

Banyoya girdiğimde  apışıp kaldım. Banyo resmen kral dairesinden çıkmaydı. Hoş yatak odasının da kral dairesinden aşağı kalır yanı yoktu ya, neyse.

Banyonun beyaz renkli, parlak fayanslarında yürürken ağzım açık küvete bakıyordum. Neredeyse içinde yüzebileceğim kadar genişti. Burası resmen en iyisinden bir balayı süeti gibiydi. Ve burada Carter'la beraber kalacaktım. Bu düşünce aklımın başka yerlere gitmesine sebep olmuştu.

Gözlerimin önünden, Carter'la yatakta dönüp durduğumuz ve onun beni ateşli bir şekilde öptüğü görüntüsü geçti. Kafamı hızla iki yana salladım. Hayır. Carter merdivenlerde 'bunu telafi edeceğim' dediğinde bunu kastetmemişti. Yoksa kastetmişmiydi? Peki ben ne istiyordum? Bunu ona sormalı mıydım?

Yanaklarımın yanmaya başladığını hissettiğimde serinletmek için musluğu açıp yüzüme su çarptım.

Aynadaki yansımamı gördüğümde neredeyse kendi suratıma bakıp kahkaha atacaktım. Yüzüm resmen maymun kıçı gibi kıpkırmızı olmuştu. Eğer her kızardığımda bu hale geliyorsam, ki sanırım geliyorum herkesin alay konusu olabilirdim.

Birden aklıma Carter'ın, yüzümün böyle kızardığında çok tatlı olduğumu söylemesi gelince yüzümede beliren şapşal sırıtışa bir anlam verememiştim.

Derince bir nefes alıp aklımdaki düşünceleri boşalttım ve küvetin yanına gittim. Üzerimdeki siyah avcı tişörtünden ve altımdaki şorttan çabucak kurtulup küvete girdim. Ilık su tüm bedenimi sararken, gergin kaslarımın her birinin yumuşadığını hissettim.

Küvetin içi önceden doldurulmuştu ve ılık suyun yüzeyi köpük ve gül yapraklarıyla donatılmıştı. Gül yapraklarından birini elime alıp oynarken buranın gerçekten de bir balayı süeti olduğunu düşünmeye başlamıştım. Derken dank etti.

Tüm bunlar Marcus'un işiydi!

Dekan Dominic her birimize ayrı odalar ayarladığını ama Marcus'un Carter'la bize tek oda verilmesini istediğini söylemişti. Ve Marcus'a teşekkür ederken bana neden şimdi öyle sırıttığını anlıyordum. Ah, Marcus. Beni yine utandırıyordu. Carter burayı gördüğünde daha doğrusu buranın bir balayı süeti olduğunu anladığında ne düşüneceğini tanrılar bilir. Kahretsin!

Melezin GölgesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!