37. Bölüm

1.5K 114 10

Mrb! İste yb! Umarim begenirsiniz. Biliyorum geç geldi, gerçekten özür dilerim. Ama lütfen bölümleri okuyup geçmeyin. OY VE YORUM YAPİN. Hikayenin oy sayisi düşük:(( Tabii yorum yapanlarda az lütfen dusuncelerinizi benimle paylasin. Bu arada yavas yavs finale dogru gidiyoruz. Sanirim bi 5-6 bolum sonra final yapicam. Bilginize:)) Keyifli okumalar.

~MİA~

Vücudumda ağrıyan, sızlayan ve zonklayan her adelem, yerden kalkarken bana küfrediyordu. Sanırım şu bir haftada bedenimde kırılmadık kemik kalmamıştı. Tabii bir Apollyon olduğum için kırılan her kemiğim ertesi sabaha tekrar iyileşiyordu. Ama ben buna pek de iyileşme demezdim açıkçası. Eğer normal bir insan olsaydım şimdiye çoktan ölmüş ve cesedim burada çürüyor olurdu. Gerçi şu anda bu fikir bile bana cazip geliyordu ancak intihar etmek, Akit'te kolay yolu seçmek demekti. Bu şekilde bir ölümdense bir iblis ordusu tarafından eterim içilerek ölmeyi yeğlerdim. En azından onurlu bir ölüm olurdu.

Öte yandan içimden bir ses, hayatımda yeterince zorlukla yüzleştiğimi, acılı bir ölümdense kolay yolu seçmeyi- intihar etmeyi- istiyordu.

Derin bir nefes aldım ve bir süre ağır rutubetli havayı içimde tuttum. Ciğerlerim isyan edip yanmaya başladığında ise geri verdim. Bacaklarım vücudumu taşırken titriyorlardı ve daha ne kadar ayakta durabileceğimi bilmiyordum. Hücrenin kapısında kararsız bir şekilde bekleyen Carter, bana son bir bakış attıktan sonra sinirli bir şekilde mahzenden ayrılmıştı. Kronos onu çağırdığında, hep böyle oluyordu. Ne hissediğini gözlerinden anlayabiliyordum. Eski, canlı mavinin yerini almış soluk mavi, içine karışmış, tedirginlik, öfke ve merak...

Carter ve gözlerini düşünmeyi kesip hücrenin dışında sırıtarak bana bakan Riley'ye doğru yürüdüm. İtiraf edeyim onu gördüğüme epey şaşırmıştım. Hatta onu ik gördüğümde şaşkınlıktan kala kalmıştım.

Riley iblislere özgü tiz sesiyle konuştuğunda istemsizce titremiştim.

"Selam..."

Sendeleyerek bir kaç adım attım ve demir parmaklıkları sımsıkı kavradım. Zorlukla da olsa cevap verdim.

"Görmeyeli, sende Kronos'un köpeklerinden birine dönüşmüşsün."

Tiz ve cırtlak bir kahkaha attı.

"Aslında tam olarak öyle değil..."

Anlamamıştım. "Ne demek 'tam olarak öyle değil'?"

O, kendini beğenmiş sırıtışı yüzüne daha da yayıldı. Kafamı kaldırdığımda ise dibimde bitmişti bile. Usulca demir parmaklıkları kavramış ellerimden birini yakaladığında gözlerim panikle büyüdü. Avcumdaki kırmızı damga hâlâ cayır cayır yanıyordu ama umursamadan avcumu kapattım. Riley sim siyah irissiz gözlerini benimkilere dikti ve sanki sabrının sonuna gelmiş gibi derince içini çekti.

"Bak...biliyorum bir iblise güvenmek çok aptalca ama...şu durumda güvenecek başka kimsen de yok."

Bu sözleri gittikçe daha da sinirlenmeme sebep oluyordu. Yüzsüz herif! Sanki, Kronos'un ordusuna katıldığı yetmiyormuş gibi gelmiş bir de bana güven diyor

"Sana neden güvenecek mişim ki?...Ne o? Yoksa bu da Kronos'un oyunlarından biri mi?"

Yüzündeki gevşek sırıtış bir anda solmuş, yerini çatık kaşlar ve ciddi bir yüz ifadesine bırakmıştı. Kolumu tutan elleri sıkılaştı. Hatta tırnaklarını etimde hissediyordum. Gözlerini kısarak yüzünü benimkine daha da yaklaştırdı.

Melezin GölgesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!