(43) Sol Göğsümdeki Damga

329K 19.1K 23K
                                    

İstanbul sokaklarında tek başıma yürürken avazım çıktığı kadar çığlık atmak istiyorum. İçimde biriken yoğun çaresizliği boğazım yırtılana kadar bağırarak dışarı atmak istiyorum. Çaresizim, köşeye sıkışmış bir haldeyim ve geride bıraktığım her günle zamanım biraz daha tükeniyordu. Kocaeli'nden döndüğümüz günden beri Karun'u hiç görmemiştim. Eve gelmiyordu, şirkete gittiğimde ise beni görmeyi reddediyordu. Hangi otelde kaldığını da sır gibi benden gizliyordu. Benden uzak durarak on üç günün dolmasını bekliyordu.

Beni yokluğuyla cezalandırıyordu. Allah kahretsin ki, bunu çok iyi yapıyordu. Yakında istediği gibi onun evinden gideceğim ama öncesinde yapmam gereken şeyler vardı. On üç gün dolmadan gitmeyi düşünmüyorum. Hayatımda yolunda gitmeyen tek şey aşk hayatım değildi. Hâlâ annemi görmüş değilim. Gurur bana onun yerini söylemek yerine bunu Karun'dan öğrenmem gerektiğini söylüyordu. Karun'dan bilgi almak şöyle dursun, artık onun yüzünü bile göremiyorum. Gazel ise buluşmaya gitmediğim için telefonlarımı bile açmıyordu. Sanki keyfimden gitmedim.

"Hepinizin canı cehenneme!" Kaldırıma tekme atarken akşamın bir saati şuursuzca sokaklarda tek başıma yürüyordum. "Yeter artık nedir bu çektiğim!" O hayvan herif bugün eve gelecekti. Kendi isteğiyle gelmiyorsa bende zorla getiririm.

Muhtemelen çoktan eve gelmiştir bile. Bu sabah evden gizlice çıktığımda kimseye haber vermemiştim. Telefonumu özellikle kapatmıştım ki hiçbir yerden bana ulaşamasın. Günlerdir beni arayıp sorduğu yoktu ama evde olmadığımı ve bana ulaşılmadığını duyunca soluğu evde alacaktı. "Şimdi arasın da dursun bakalım."

Ona ulaşmaya çalıştıkça tüm yollarımı kapatan oydu şimdi yapabiliyorsa bulsun beni. "Benden uzak durursan kendimi nasıl affettireceğim ki!" O kadar sinirliyim ki karşımda olsa suratını yumruklardım. Onun olmadığı bir evde onu beklemektense kendimi sokaklara atmıştım. Acaba neredeyim?

Sabahtan beri sokaklarda olduğum için tüm gün yürüyerek ve ara sıra dinlenerek İstanbul'un neresine kadar ilerlediğimi bilmiyorum. Aklıma gelenlerle güldüm. "Yürüyerek Kocaeli'ne kadar gelmiş olmayayım?" Gurur en son kaybolmadığımızı ve hâlâ İstanbul'da olduğumuzu söylediğinde kendimizi Kocaeli'nde bulmuştuk. Benzer bir çılgınlığı yapsam buna pek şaşırmazdım.

Yürümekten yorulduğum için otobüs duraklarından birine girip banka oturdum. Tüm gün kapalı olan telefonu açıp çiseleyen karı izlemeye başladım. Kar en güzel akşamları hissedilirdi. Telefonu yeni açtığım için yığınla bildiri gelmeye başladı. Büyük bir bölümü Karun'a ait çağrılar ve mesajlardı. 148 çağrının 121'i ona aitti. Gelen aramaları yok sayıp hızlıca Karun'dan gelen mesajlara girdim.

"Neredesin?" (10:00)

"Telefonu aç." (10:12)

"Bige, tüm gün kendini bana arattıramazsın. Oyun oynamayı bırak ve aç şu telefonu!" (12:45)

"Bana sorun çıkarmadığın tek bir gün bile yok!" (12:53)

"Seni bulduğumda bu sorumsuzluğun için geçerli bir mazeretin olsa iyi olur!" (01:10)

"Beni cezalandırmak için böyle yapıyorsan sonuçları senin için çok ağır olur!" (15:32)

"Pekâlâ, seninle işim bitti. Bu şımarıklığına daha fazla tahammül etmeyeceğim!" (17:58)

"Neredesin Allah'ın cezası, seni bulamadıkça kafayı bozacağım! Bige, aç şu telefonu... Lütfen." (19:17)

"Hatalıydım eve dönmeli veya telefonlarını açmalıydım. N'olur aç şu telefonu. Sana böyle hissettirdiğimin farkında değildim. İyi olduğunu bilmeye ihtiyacım var. Bige, böyle yapma." (19:50)"

SAKA VE SANRIHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin