(23) Kusursuz Kaos.

425K 22.5K 37.3K
                                    

"Adına sabır dedikleri bir tohum ekmişti içime. O tohumun yüreğimde filizlendiğini bilircesine kafasına eseni yapıyor, tahammül sınırlarımı zorluyordu. Kimseye göstermediğim bir sabırla ona bakıyor, hayatımın altını üstüne getirmesini izliyordum. Bu kadın fenaydı."

Karun.

Küçük, bakır bir tasın içindeki eflatun cam tozlarına bakıyordum. Her biri onun vücudundan çıkan ve kum tanesi büyüklüğündeki camlar. Çok fazla doktor onun ameliyatına girmişti ve cımbızla tek tek çıkarmışlardı bunları. Ona gönderdiğim elbiseden dolayı eflatun renginden nefret ediyorum ama camların renginin eflatun olması da bir bakıma iyiydi. Eğer bu şeylerin rengi şeffaf olsaydı o zaman mikroskopla bile zor bulurlardı. Onun canını yakan cam tozlarının eflatun olmasına sevinecek kadar garip bir ruh halindeydim.

O kafesin içine tamamen savunmasız ve hazırlıksız girdiği için vücudunun açıkta kalan çoğu yerinde küçük yaralar vardı. Omuzlarında, kollarında hatta bacaklarında bile küçük noktalar vardı. Su çiçeği olmuş gibi cam tozlarının battığı yerlerde minik yaralar vardı. İyileşirdi bunu biliyorum hatta izi bile kalmazdı. Ancak bundan böyle asıl yara izini vücudunda değil kalbinde taşıyacaktı. Ablasının açtığı bir iz tıpkı kara delik gibi içinde büyüdükçe büyüyecek, asla kapanmayacaktı.

Kapı açılınca gelenin kim olduğuna bile bakmadım. Gözlerim yatakta yüzüstü uyuyan kadının üzerinde oyalanıyordu. "O nasıl?" diyen Kenan'ın sesini duydum.

"Yeni ameliyattan çıktı nasıl olmasını bekliyorsun?" Derin bir nefes alıp sargılı elleri ve ayaklarına baktım. Battaniye ayaklarını örtmüyordu çünkü sargı beziyle sarılıydı. Ayak tabanları kesiklerle dolu olduğu için yarası terlememeliydi. "Onu ilaçla uyutmanın iyi bir fikir olmadığını söylediler, birazdan kendine gelir." Daha az acı çekmesi için uyutmalarını istemiştim.

Kenan, "Babası da uyanmak üzere," diyerek odanın içine yürüdü ve karşımdaki koltuğa oturdu. Duha, Asım Bey'i kolundan vurduğu için o da ameliyat olmuştu. "Büyükbabası da hâlâ yoğun bakımda," dediğinde başımı usulca salladım. Gazel kardeşini sırtından bıçaklayınca zavallı adam dayanamayıp orada fenalık geçirmişti.

Kenan gözlerimin içine bakıp, "Ablası da elimizde," dedi. "Saka ailesi her anlamda parçalanmış gibi." Başını çevirip gece lambasının aydınlattığı odada Saka'ya baktı. Sabah olmak üzereydi. "Sence bunun üstesinden gelebilir mi?"

"Bir şekilde bunu yapmak zorunda." Yüzünün yarısı yastığa gömülü olduğu için dudakları aralık uyuyordu. "Bu dünya zayıflar için değil." Ya oyunu kurallarına göre oynayacaktı ya da arada harcanıp gidecekti. Tercihim ilkiydi.

"Dün gece yakaladığımız adamın fotoğrafını Kadem'e gösterdim." Kaşlarımı hafifçe çatarak ona bakmaya başladım. Carlos'un kaçmış olma fikri şimdiden beni kızdırmaya başlamıştı. Tek kaşımı yukarı kaldırıp, "Sonuç?" dediğimde içimdeki asabiyet sesime yansıyordu.

"Kadem onu teyit etti, yakaladığımız adam Carlos." Göğsünü şişiren nefesini usulca havaya bıraktı. "Azap tarikatının lideri artık elimizde." Er veya geç bunun olacağını zaten biliyordum.

Ortaya çıkardığımız işten memnun kalmış gibi dudakları kıvrıldı. "Bu duyulduğunda bizim açımızdan büyük sükse yapacak." Ünüme ün katmaya ihtiyacım yoktu çünkü beni bilen zaten düşmanımın tepesine bir sanrı gibi çökeceğimi iyi bilirdi. Biri radarıma girmişse mutlaka bunu canıyla öderdi. Geç olabilirdi ama asla güç olmazdı.

"Carlos'u öldüreceksin bundan şüphem yok ama ya Gazel?" Başıyla her şeyden habersiz uyuyan Saka'yı işaret etti. "Ablasını öldürürsen eskisinden daha çok senden nefret eder."

SAKA VE SANRIHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin