(17) İlk Hediye.

344K 21.8K 46.8K
                                    

O kadar çok acıdı ki hiçlik duygusunu iliklerime kadar hissettim. "Bunu bana unutturamazsın," dediğimde, "Unutmamalısın da," dedi. İşte bu kadar çok acıdı.

Bige.

Eğer bir aile ortamında büyüdüyseniz baba nasihati diye bir gerçek olduğunu biliyorsunuzdur. Anneler hep konuşurdu, olur olmadık her şey hakkında mutlaka konuşurlardı. Erkek ve kadın arasındaki fark belki de buydu, kadınlar daha konuşkandı. Erkekler gibi her şeye düz bakmadığımız için bizim hemen hemen her şey hakkında bir fikrimiz olurdu. Benim annem de öyleydi, çok fazla konuşurdu. Komşular hakkında, bizim hakkımızda, gördüğü veya duyduğu şeyler hakkında hep konuşurdu.

Babam bir kez konuşuyorsa annem o aralıkta on kez konuşurdu. Annemin söyledikleri bir kulağımdan girip diğerinden çıkarken babamın söyledikleri aklımın duvarına mıh gibi çakılırdı. Aradan geçen yıllarda o duvar eskir, boyası dökülür ve anılarım puslanırdı. Fakat babamın sözleri bir çivi gibi hep o duvara gömülü kalırdı. Belki paslanırdı lakin oradaki varlığını hep korurdu. Orada olduğunu bilirdim. Çünkü babam az konuşur ama öz konuşurdu.

Bir seferinde babam yine bahçede ben ve Gazel'i güreştiriyordu. Ne kadar yol katlettiğimizi görmek için bunu sık sık yapardı. Ve yine ben yenmek üzereyken ablam gözlerime yerdeki topraktan atmıştı. Henüz 13 Haziran yaşanmamıştı, belki de son güzel anlarımızı yaşadığımız nadir günlerden biriydi. Ablam yine aynı hainliğe başvurdu diye çok sinirlenmiştim çünkü gözlerimi saf dışı bırakarak kazanmıştı. O kadar sinirlenmiştim ki yerden kalkıp üzerine atlamıştım. Elimi kaldırıp suratına vuracağım esnada babamın, "Efil!" diyen gür sesini duymuştum. Başımı kaldırıp ona baktığımda katı bir yüzle, "Bir yanlışı başka bir yanlışla kapatmaya çalışma," demişti. "Bu seni haklıyken haksız duruma düşürür." Şimdi anlıyordum ne demek istediğini.

Karun ve Serhat'ın arasında dururken babamın ne demek istediğini daha iyi anlıyordum. Karun'a olan öfkem yüzünden şimdi Serhat ile gidersem kendimi haklıyken haksız duruma düşürecektim. Karun'da tıpkı ablam gibi beni kızdırmıştı ama yıllar önce Gazel'e vurmamı engelleyen sözler, şimdi de Karun'a kızıp yanlış bir karar vermemi engelliyordu. Derin bir nefes alıp Serhat'ın bir zamanlar sevdiğim ela gözlerine baktım. Şimdilerde bu gözler bana eskisi gibi hissettirmiyordu. "Sana baktıkça en büyük hatamı ve utancımı görüyorum," dedim kederli bir sesle. "Sen bana kendimden nasıl utanacağımı öğrettin."

Üzgün bir halde başını iki yana sallayıp konuşmak için dudaklarını aralamıştı ki, "Sen ne beni ne de Elay'ı hak ediyorsun," diyerek onu susturdum. "Sen güzel olan hiçbir şeyi hak etmiyorsun," dediğimde sakinliğim en büyük kırgınlığımdan kaynaklanıyordu.

Serhat'ın pişmanlık barındıran bakışları bile midemi bulandırdığı için daha fazla ona bakmak istemedim. Bakılacak bir yüzü yoktu. Tam ona sırtımı dönecektim ki, "Sizi seviyorum," dedi acı çeken bir sesle. Gözlerimin içine baka baka Elay ve beni kast ederek, "İkinizi de," dedi.

Sabrımla sınanıyorum, değil mi?

Ne demek ya ikimizi de!

"İkimizi seven o kalbin kurusun Serhat!" dediğimde her an üzerine atlayıp eşek sudan gelene kadar onu dövebilirdim. "Benden sana ekmek çıkmaz git Elay'ın kapısından dilen!" Hâlâ pişkince ikinizi seviyorum diyor! Padişah hazretleri harem kuracak kendisine!

Daha fazla bu utanmaz adam yüzünden sinirlerimi bozmak istemediğim için ona bakmayı bıraktım. Başımı çevirdim ve durduğu yerde hiç kıpırdamayan Karun'a baktım. Sert bakışlarından hiç ödün vermeden bana bakıyor, bir karar vermemi bekliyordu. Mavileri akıllara durgunluk verecek cinsten bana baktıkça içime soğuk bir ürperti yayılıyordu. Hafif çatık kaşları keskin bakan gözleriyle bütünleşince derin bir nefes aldım. "Umarım az önce söylediğin şeylerin arkasında duracak kadar sözünün erisindir," diyerek onun damarına bastım. Gidersen karım olmaktan çıkarsın demişti.

SAKA VE SANRIHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin