Bölüm 38

347 25 42

Merhaba arkadaşlar! Sinirli Scorpius bölümleri nedendir bilmem fakat pek bir hoşuma gidiyor doğrusu :) Umarım hoşunuza giden bir bölüm olur. Yorumlarınızı bekliyorum! <3




Scorpius'u etrafındaki kargaşanın sesiyle uyanmıştı aniden. Neler oluyor diye bakındı, bir anlık hatırlayamadı olanları. Yatakların aniden açılıp çoğu kişiyi Hastane Kanadından gönderiyorlardı. Scorpius da gönderilenlerden biri olacağını yaklaşan kumral ve orta yaşlı şifacıdan anladı. Öyle bir telaşe vardı ki, şekerleri bile unutup herkesi apar topar gönderiyorlardı.

Üstünü hızla değiştirdikten sonra siyah örtülü bir yatak ilişti gözüne. Örtünün ayrıntılarından dolayı içinde bir beden yattığını anlamak güç gelmiyordu. Donup kaldı öylece okduğu yerde. Yüzüne gelen yanma hissini kalp çarpıntısıyla bağlayıp, titremeyle bütünleşti. Orta yere bıraktığı Marcus'un cesetiydi bu kesinlikle. İlk seferinde istemeden katil olmuştu fakat şimdi ise gerçektem isteyerek ve bilerek yapmıştı.

Önceki gecede aldığı zevk ile mutluluktan ufacık eser bile kalmamıştı artık. Bunun sebebi için anlam veremediği tuhaf duygular vardı. Bir gece içinde hem Rose ile her şeyi mahvetmiş hem de katil olmuştu. O siyah örtünün altında ise anne, baba, belki kardeşler ve bir kaç arkadaşın acısı yatıyordu. Üzdüğü insanlardan af dilemesine zamanı kalmadan kurban gitmişti Marcus. Kim bilir, belki de bu saçma mektup numarasına inanmasaydı şu an hayatta ve belki de arkadaşlarıyla beraber Büyük Salonda kahvaltıya hazırlanıyor olacaktı.

Gerçekten kaderin neler çıkartacağı belli olmuyordu. Tıpkı Marcus gibi Scorpius da bilemezdi kirli elleriyle temiz hayatları sonlandıracağını. Hayatın güzel renklerini görmüştü bugüne kadar, siyah tarafını gözlemlememişti ve ya yaşamamıştı. Korktu. Gerçeklerin ortaya çıkmasından mı yoksa kendinin bir canavara dönüşmesinden mi korktu orası biraz şüpheliydi fakat etrafında panik çoğalmaya başlıyordu sanki. Koridordan gelen farklı sesler ise ne kadar çok insanın meraklı gözlerle doluşup bilgi edinmeye çalıştığını bağırıyordu bir nevi.

"Bay Malfoy, lütfen daha fazla oyalanmamanızı rica ediyorum." dedi şifacılardan bir tanesi yakınında.

Scorpius hafif şekilde irkilse de düşüncelerinden koparan şifacıya döndü.

"Bu örtünün altında ne var? Yoksa... bir ceset daha mı geldi. Emma'dan sonra bir ölü daha mı var?" dedi istem dışı titreyen sesiyle.

Şifacının gözleri büyümüştü, bir şeyler söylemek için ağzını açmıştı fakat ne söyleyeceğine karar verememişti çünkü Emma'nın ölümü de saklanıyordu tüm okuldan. Belli ki henüz belli değildi sorulara ne yanıt verecekleri. Haklılardı tabii ki kendilerince. Tüm Hogwarts'ı, Hogwarts öğrencilerini bekleyen ailelerini endişe altına sokmak istemiyorlardı. Diğer büyücülük okullarına kıyasla güvenlik derecesini düşük göstermeye pek niyetleri olmayabilirdi. Zîrâ Sırlar Odası'nın bir kez daha açılması büyücülük dünyası için risk katıyordu. Zaten artık farkeden bir şey de olmayacaktı. Bu sefer hem Muggle dünyası hem de kendi büyücülük dünyası mahvolacaktı büyük ihtimalle. Ses kötü yerden vurmuştu bu gelişinde.

"Pek merak etmek isteyeceğini sanmıyorum Scorpius fakat lütfen, bu siz öğrencilerin üzerine düşmeyen bir konu. Lütfen şifacıların sözünü dinleyip olabildiğince hızlı bir şekilde uzaklaşın. Sizin yerinizde olsam kahvaltı ziyaretime giderdim." dedi kapının önünde duran Harry Potter.

Evet, en saçma anı seçmişti bu cinayet için. Yakayı ele vermek öylesine kolaydı ki, şüphe uyandıracak bir hareket yapmamaya özen gösterdi. Kendine olan nefreti artarken içini yakalanma korkusu sarmıştı yeniden.

Son VarisBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!