Bölüm 37

310 24 27

Rose gittiğinden beri aynı yerde oturuyordu Scorpius. Evet, Harry Potter hala Hogwarts'taydı fakat vakit daralmaya başlıyordu artık. Nereye kadar uzatacaktı ki meseleyi? Sonuç öyle ya da böyle aynı yere çıkıyordu. Elindeki haritayı evirip çevirdi, saçma sapan yerleri inceledi. En sonunda gözünü Hufflepuff'ın bina içerisindeki konumuna dikti. Beklediği isim tek başına değildi.

Marcus Liver.

Arkadaşlarıyla geçirdiği son zamanlarıydı. Ailesini ne zaman görebileceği belirsizdi. Belki de hiç bir zaman. Derin bir iç geçirdi Scorpius. Bu işi kendi yapmasa devreye girecek bir Ses vardı. Ne halt becerip başardığını çözemiyordu fakat insanların beynine girip kontrol ya da ikna edebiliyordu. Albus'un gelmesi, annesinin delirmesi ve kim bilir daha neler vardı masum insanların istemsizce inandığı. Bu yüzden onun devreye girmesini istemedi. En azından annesini koruması için yeni bir şans doğacaktı kendine. Scorpius' un dayanacak gücü tükeniyordu gün geçtikçe. Profesörün de başkalarının da kendine olan güvenci öylesine gereksizdi ki.

Kendini de gereksiz hissetti bir an.

Ortak Salonda oturup vakit geçiren Marcus ve arkadaşlarından gözünü ayırmadı. Sanki içeri girebilecekmiş gibi! O lanet kapıdan geçebilmek için Helga Hufflepuff'ın ritminiyle en doğru şekilde vurmak gerekliydi, aksi taktirde bir fıçı sirkeye bulanmış bir şekilde Hastane Kanadı'na dönemezdi. O bianadan değildi ki kusursuz bir şekilde tıklayabilsin!

"Nasıl sesleneceğim şimdi ben sana? 'Lordum' falan mı diyeceğim kendimi duyurmak için?" dedi sıkkınca kendi kendine. Kafasının içinde yankılanacak o kısık sesi duyabilecek bir yanıt bekledi kendi halince. Söylenip dert yanmaktan başka bir şey yapamıyordu.

"Her şeyin üstesinden kendim kalkamam. Biraz yardımcı olsan?"

O arada gidip gelen tuhaf sinir içini yeniden doldurmuştu. Oturup "sohbet" etmiyorlardı ki, nasıl çağıracağını bilsin. Zoraki tutulmuş bir yardımcı olduğu buradan belli oluyordu. Kimi zaman kendi haline gelip sa.maladıktan sonra gerzek ve lanet bir şekilde annesiyle korkutup yapacağı şeyleri istedikten sonra kayboluyordu. Bari arada bir ''iyilik perisi'' falan olsaydı. Saçma bir şekilde sırtmaya engel olamadı. Sinirleri bozulmuştu.

Muggle filmlerindeki saçma tesadüfler sonrası içeri girip işini halletmek istiyordu. Fakat bu iş zordu. Kolayı yoktu.

Dışarıdan kulağına bir uğultu geldi. Bir anlık kendi düşünceleri arasında boğulmaktan kurtulurken aklına gelen fikirle ihtiyacı olan tek şey bir parşömen ve yazabilecek bir şeydi. Ayağa fırladığı gibi bulunduğu yerde bir parşömen parçası ile kalem aramaya koyuldu. Görmesi zor, etraf karışık ve ışıksa yetersizdi. Ufak süpürge dolabında temizliklerin işaretlendiği eski bir defter parçasından boş bir yaprak yırtıp, üzerine iliştirilmiş kalemi de bulduktan sonra kalbi çarpıyordu.

''Sevgili Marcus Liver,

 Sizinle konuşabilmeyi gözlediğim her saniyeyi cesaretsizliğim yüzünden geri çevirmek zorunda kaldım. Lütfen. Sizinle konuşmam gereken meseleyi dikkate alırsanız memnun kalırım. Lütfen tek başınıza gelin.

Nora di Antinio.''


Pekala, isim konusunda acımasızlık yapmış olabilirdi fakat o kızdan nefret ediyordu. Belki birileri bulursa tüm suç üzerine kalır ve böylelikle Albus ile olan o sahte aşkları son bulabilirdi. Keyifle bir kahkaha attı.

Üç saniye süren bir keyif. Başını sağa sola salladı. Böylesine saçma şeylerden keyif alacak hale ne zaman gelmişti? Kendine kızdıktan sonra kağıdı buruşturup yere bıraktı yeni kağıdı yazabilmek için. Aynı mektubu isim kullanmadan yazdıktan sonra işin son kısmı olan baykuş bulma bölümüne geçmişti. Bunda da bir zorluk yoktu. Profesör Hagrid'in baykuşundan gelen uğultuyu tanıması sonucunda bu fikre ulaşmıştı  zaten.

Haritadan etrafın boşluğunu kontrol etti. Koridora çıktıktan sonra açık pencereden dışarı baktı ve bir uzun iki kısa ıslıktan sonra tanıdık baykuş uğultusu kendine yaklaşmaya başlamıştı. Sevinçle gülümsedi.

''Hufflepuff ortak binası pencere önüne git. Marcus Liver.'' dedikten sonra gagasına işaret pusulasını uzattı. Baykuş ise hiç çekinmeden aldıktan sonra kanatlarını çırpa çırpa uzaklaştı. 

Sıradaki görevi ise keskin bir şeyler bulmaktı. Hızlıca hareket ederek süpürge dolabına döndü. Orada yaprakları temizlemeye yarayan bir tırmık buldu. Eski tip olduğundan mıdır bilmiyordu fakat yeterince güçlü kullanılırsa tehlike çıkartabileceği aşikârdı. Bir tanede uzunca sarı yağmurluklardan buldu içeride. Muhtemelen temizlikçiye aitdi, kışın yağmurlu havalar içindi. kendine yeterince büyüktü fakat yüzünü kapatmaya yeterli boyuttaydı. İşini görürdü.

Giyinip tırmığı aldıktan sonra dikkatlice ikinci kattaki kızlar tuvaletinin yakınında bir duvar kolonunun arkasına gizledi kendini. Haritayı çıkarıp hem çocuğu hem de bulunduğu yere gelebilecekleri kontrol ediyordu. Gece gezen kontrolcü Profesörlerin gelmemesini umuyordu.

İçinde saçma bir mutluluk vardı Scorpius'un. Yeniden kendi olmaktan çıkmış seri katil vaziyetine bürünmüştü. Bunun sebebini bilemiyordu, yaptığı iğrenç işten haz alacakmış gibi hali vardı. Yüzünde bir gülümse, kalbinde çarpıntı.

Kaç dakika bekledi bilmiyordu. Marcus'un pusulada yazan yalnız gelme bölümüne uyup uymadığını göremeyecek kadar dalgınlaşıp bakışlarını Rose'un yatağında tuttuğunu anca gelen ayak seslerinden farkedebilmişti.

''Kimsin?'' dedi Marcus meraklı seslerle boşluğa. ''Beni neden çağırdın?''

Scorpius derin bir nefes alıp verdi. Arkası dönük Marcus'a sessiz adımlarla yaklaşıp ağzını bastırdı bir eliyle. Çocuk güçle kendini savunmaya çalışırken Scorpius, dizinin arka kısmına bir hamleyle yere düşmesini sağladıktan sonra sırt üstü yatırdı. Ağzını bırakmıyordu fakat çıkardığı uğultular duyulabilecek şekildeydi. Diğer eliyle boynunu kavradı ve güçlüce sıkmaya başladı. Karanlığın altından gri gözlerini çocuğun korkuyla bakan gözlerine dikmişti. Çırpınması işini zorlaştırıyordu.

''Özür dilerim.'' diye fısıldadıktan sonra daha güçlü sıkmaya başladı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu Marcus'un. Bakışları boşlaşıp hareketlerini kesmeyi bırakana kadar durmadı Scorpius.

O an geldiğinde ise ayağa kalkıp tırmığı aldı. İşin en kötü ve korkunç kısmı ise buydu işte. Soğuk kanlılığını koruyarak yağmurluğun önünü kapattı. Tırmığı kaldırıp Marcus'un karnına vurarak büyük, derin çizgiler açtı. Akan kan ise etrafa yayılıyordu. Yere eğilip kanın eline bulaşmasını sağladıktan sonra açlık duvar boşluğuna ilerledikten sonra ilk harfi yazdı. Kendinden geçercesine haz alıyordu bu durumdan. Durup beklemeden devam etti. Ardından tırmığı da alıp tuvalete girdikten sonra üstüne bulaşmış kan lekelerini temizledi, ardından üzerindeki yağmurluktaki kanı yıkadıktan sonra haritayla yeniden bir kontrol yaptı. Tuvaletten çıktığında duvardaki yazdığı yazıya baktı. Harflerden akan kan lekeleri ve yerde yatan ceset kendine ait iğrenç bir eserdi.

  "Sırlar Odası açıldı. Varis'in düşmanları, kendinizi kollayın." 

Hızlıca süpürge odasına koştu ve tüm eşyaları aldığı gibi bırakıp Hastane Kanadına ilerledi. Döner dönmez ayaklarını yıkaması gerekiyordu. Bir gece içinde çıplak ayakla onlarca yere koşmuştu. Yaşadığı olayla ilgili şok yoktu üzerinde. Nedenini bilmediği mutluluk hala üzerindeydi. Soğuk kanlı olmanın böyle mutlu ettiğini bilmiyordu. Kendi karakterine yakıştıramıyordu. 

Son VarisBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!