Bölüm 8

1.6K 108 12

Güneş Albus'un yüzüne vuruyordu. Kim açmıştı şu perdeyi? Kafasına takmayacaktı sonuçta o gün cumartesiydi ve cumartesi onun günleriydi. Sonsuza kadar orada uzanabilirdi aslında. Saate baktığında öğle yemeği için yarım saat kadar zamanı olduğunu gördü. Kalkıp önce bir duş aldı ardından üzerine rahat bir şeyler giyip hemen yemeğe indi.

Slytherin masası gayet neşeliydi o gün. Anderson bağırarak bir şeyler anlatıyor ve masadaki çoğu kişi gülüyordu. Yerine gitmeden önce Scorpius'un gülerek Anderson'a bir ekmek parçası fırlattığını görmüştü. Gidip Emma'nın yanına oturmuştu. Kimse geç uyandığını söylmezdi. Her cumartesi böyleydi. Tabağını keyifle doldurmaya başladı. O gün Gryffindor masasında bir Slytherin vardı. Evet, Nora tam Tony'nin ve Rose'un ortasına oturmuş yemeğini yiyordu. "Ne yapıyoruz bakalım bugün?" diye sormuştu. Tony çatalını sallayarak "Arcobaleno üzerinde pegasuslarımızla uçmak istiyoruz fakat o narin şeyler, senin gibi bir pisliği taşır mı bilemiyorum, Potter" dediğinde Nora gülerek "Hala yanlış telafuz ediyorsun, Tony" dedi. Albus ağzı doluyken "Ne demek ki o?" diye sordu. "İtalyanca'da gökkuşağı anlamına gelir. Arkadaşın gereksiz kelimeler öğrenmek istiyor" Tony ona dil çıkardıktan sonra yemeğine geri döndü. "Seni tanıdığımda henüz on bir yaşındaydım ve o günden beri hala on bir yaşındasın, Tony" dedikten sonra kuzenine gözü takıldı. Bir dakika... Neydi o Rose'un elindeki? "Sabah sabah kitap mı okuyorsun, Rose?! Bağımlılar gibisin. Farkında mısın bilmem ama yemek yiyoruz!" dediğinde Rose ona öyle bir ters bakış attı ki çenesini hemen kapayıverdi. "Öğlen oldu gerizekalı" gibisinden bir şeler söylendiğini duydu. Ne fark ederdi sanki aynıydı işte! Bu kızın çok okuması umurunda değildi ama yemek sırasında okumasından hoşlanmıyordu. Kovuk'ta bir kaç kez uyardığında büyükannesi ne kadar çok Rose'u rahat bırakmasını söylesede James ve dayısı George her zaman Albus'un tarafında olurdu. O sırada tüm Slytherin masası inanılmaz kahkahalarla gülmeye başlamıştı. Kulak asmıyordu aslında umursamıyorduda.

Doyduğunu hissedince dönüp Scorpius salağına baktı. O da gülerek Albus'a baktı ve "Hadi gel" dermiş gibi ayağa kalktı. Albus ayaklanırken Tony ve üç kızda onlara katıldı. Hepsi gidip bahçedeki çardaklardan birisine oturdular. Tony bir müzik mırıldanarak telefonunu çıkarmış onunla uğraşıyordu. Nora ise onun ne yaptığına bakıyordu. Vaughn, Rose ile kitabına göz atarken Emma bilekliğine eziyet ediyordu. Herkes kendi alemindeyken sessizce Scorpius'a "Bugün neden bizim masadaydı?" diye sordu. "Ne bileyim ben neden sizin masadaydı, oğlum. Kuzenin çağırmıştır" sonra biraz sesini yükseltip "Kuzenin demişken baksana Weasley, Jakson hala senin peşindeymiş nereden geliyor bu aşkınız?" Vaughn kaş göz işaretleriyle resmen ona susmasını söylüyordu ama Rose ateş saçan gözlerle ona dönmüştü. "Dedikodumu yapmaktan çekinmiyor musun, Vaughn Charleston Night? Bu ilk kez olmuyor biliyorum. Corrine ile çıkman beni çekiştirmen anlamına gelmiyor" sonra parmağıyla Scorpius'u işaret etti ve biraz daha fazla sesini yükselterek "Şu kendini beğenmiş salağın diline düşmek istemediğimi kafanız basmıyor mu sizin?" demişti. Scorpius tıpkı onun gibi sesini yükselterek "Bana 'şu' diye hitap edemezsin Weasley ayrıca o elini kırmamı istemiyorsan eğer ses tonuna dikkat edeceksin" dedi. Pekala yılın büyük tartışmalarından birisi başlıyor gibi gözüküyordu ki gecikmişlerdi bile. Rose daha çok bağırarak "Denesene, şu" dedi. Scorpius ayağa kalkarken Albus onu son anda tutmuştu. Kıracağını söylediyse eğer kırardı ve böyle bir şey yaparsa eğer Ron eniştesinin ona edeceği eziyetleri düşünemiyordu bile. Vaughn kendini kurtarmaya çalışarak "Ben ne yaptım ki?" diye sorarken kız elindeki kıtabı Vaughn'un kucağına fırlattı ve ayağa kalkıp koşarak uzaklaşmaya başladı. Nora peşinden gitmek için ayaklanırken Emma ona burada kalmasını söyleyip kendisi kalkıp gitmişti. Kız anlayışlı, yerine otururken Scorpius "Tamam sorun yok" diyerek Albus'un ellerini sakince çekmişti. Nora şaşkınca "Cidden bir kıza el kaldıracak mıydın, Malfoy?" diye sordu. "Ondan önce sana el kaldırmamı istemiyorsan kesersin sesini" dedi. Scorpius'un bazı anları vardı ki asla normal olamıyordu ve o anlardan biriydi şu an. Tony, Nora'nın omzuna kolunu atıp ona bir şeyler söyledi. Kız onu umursamadan sessizce "Özür dilerim" dedi. O ses tonu Albus'un beynini uyuştururken Scorpius'a bir tane yumruk çakası gelmişti. Yeşil gözlerini ona öyle bir dikmişti ki o an Albus'un aklından geçenleri tamamen doğru tahmin ettiğini biliyordu. Çocuk sarı saçlarını karıştırdıktan sonra Nora'ya döndü ve sırf Albus öyle baktığı için zorlukla "Özür dilemene gerek yok. Bir an Weasley'e sinirlendim işte takma kafana" dedi. Evet bunu demesini istediğini biliyordu. Kral Arthur ve Merlin'in dostluğu bu iki büyücünün yanında halt etsin! 

Kahverengi gözleri şaşkınlıkla Scorpius'a bakarken Albus onun için doğru olabilecek bir şeyi yapmış ve kıza gelmesini söylemişti. Scorpius'u Tony'e bırakırken, kızı o ortamdan çabucak uzaklaştırmak istiyordu. Sırf ses tonu yüzünden. Biraz uzaklaştıklarında Albus'a dönerek "Kızlar nerede dersin?" "Bilmiyorum ama Emma, Rose'u sakinleştirme konusunda iyidir" kız 'hmm'larken onu takip etti. Çapulcu Haritası o gün James'te olmasaydı iyi bir şeyler yapabilirlerdi belki ama gölün kenarına gitmişlerdi. Güzel bir ağacın altına oturdular. Ağacın yaprakları dökülmüş ama yinede ikisi umursamazken kızın parfümünün kokusu burnuna geliyordu. "Söylediklerini önemseme, Nora. Tamam mı?" kız cevap vermemişti. Albus derin bir nefes alıp verdikten sonra "Konuşur musun lütfen" diye rica etti. "Önemsemiyorum zaten, Albus. Sen önemsiyorsun ama" Albus omuzlarını silkti. "Boşver akşama sakinleşir o. Tanıyorum salağı" dedikten sonra sustular ve sadece karşıyı izlediler.

Bir kaç dakika öylece baktılar. Acaba İtalya'da bir sevgilisi var mıydı? Ya da hoşlandığı bir çocuk? Gidip beynini uçurmaya şimdiden hazırdı. Şu kısa süre içerisinde kızı böylesine istemesinin sebebi gülümsemesiydi. Kahrolası çok güzel gülümsüyordu! Sabaha kadar oturup onu izleyebilirdi. Onun o İtalyan aksanından hoşlanmayanlar vardı kesin ama Albus onlarında beynini uçurabilirdi. Kız her türlü harikaydı. "Sevgilin çok şanslı" kim şanslı dedin?! Bunu cidden söylemiş olamazdı. Kontrolü dışında konuşurmuş gibi kıza aniden dünyanın en gerizekalı cümlesini kurmuştu. Neden o an yer yarılmıyordu? Dibine girmeye çoktan hazırdı oysa. "Anlamadım?" dedi. "Aman boşver canım önemli değil" diyerek kaçış yolu bulmayacaktı tabii ki. Demişti bir kere artık ve o saniyede en mantıklı gelebilecek cevabı bulamazken "Bilmem. Güzel bir kızsın ve mutlaka bir sevgilin vardır diye düşünmüştüm" deyiverdi. "Ah, hayır. Buraya taşındığım için zorlanacağımızı söyledi" Albus meraklı olduğunu belli etmemeye çalışıyordu ya da cidden değildi. Anlatırken çok fazla üzgün bir ifadesi yoktu. "Peki ya sen ne yaptın?" diye sordu. "Önümdeki bardakta buzlu bir kola vardı. Hepsini başıdan aşağı döktüm. Kızlarla vakit geçirmeye fırsat kolluyordu. Bastardo... İsmi Eriberto. Dün geceden beri arıyor. Telefonumu kapatmak zorunda kaldım. Şanssız taraf o bir kere. Sürünmesini istiyorum" ilk defa böylesine hızlı konuşmuştu. "Ne zamandır bunu böyle içinde saklıyorsun, Nora?" kız omuzlarını silkti. Evet şanssız taraf kesinlikle şu Eriberto denen çocuktu ama gerçek anlamda şanssızdı. "Ayrılmak istememiş bile. Kendin ayrılmışsın ya da o kısmı anlatmadan atladın?" "Hayır, Albus. Eriberto'yu ne kadar çok sevdiğimi tüm okul bilirdi. Her şey gayet yolundaydı ama öyle bir konuşmaya başlamaması için onu en başından uyarmıştım. İstediğim şeyleri görmezden gelen bir sevgilim olsun istemem. Boşver zaten sarışındı" evet cidden umursamıyordu! Aynı zamanda ona ne yapması gerektiğini anlatıyordu resmen. Bilerek ya da bilmeyerek önemli değil. Sonuçta sözlerine önem verilmesini istediği ortadaydı ve anladığına göre bu konuda sevgisini bile görmüyordu. "Boşver zaten sarışındı da ne demek?" "Sarışın sevmiyorum ben" "Tüm okul onu ne kadar çok sevdiğini biliyordu hani?" "Evet zaten sevdiğim şey tipi değildi. Duygusal bakımdan iyiydi yani. Mugglelar derler ya; Önemli olan iç güzelliktir. Olay bu" babasından aldığı o siyah saçları için nefesi tükenene kadar teşekkür edebilirdi. "İç güzelliği de halledersek benimsin güzelim" deyip yanağından bir makas aldı. Kız güldüğünde, ilk başta kurduğu cümle için pişmanlık duyduğundan dolayı bir pişmanlık duydu. Ne kadar ciddi olduğundan haberi yoktu herhalde. "Albus olarak kalsan daha iyi. Kendin olsan yeter. Sonra duruma göre bakarız artık" bu sefer gülme sırası ondaydı. 'r' harfini söyleyişinden İtalyan olduğu zaten açık bir şekilde belliydi. İlk tanışmalarında bu şekilde anlamıştı. "Bir gün hatırlatırsın sonra bakarız benim misin yoksa değil misin?" ki zaten onundu. Bir Malfoy ile takılan bir Potter'ın istediği kızı tavlayamaması sizce de mümkün müydü? Savaş dönemlerine şahit olan ihtiyarlardan biri bu Scorpius konusunda "Sendeki deli cesaretinden başka bir şey değil!" demişti. Babası için bir problem yoktu ama ihtiyarlar hep şaşırdıklarını belli eder ve saçma şeyler söylerlerdi. Draco Malfoy sanılanın aksine onu öyle bir kaşık suda boğuvermek istemiyordu. Aksine anlaşıyorlardı da. Şimdi bir İtalyan kız mı sorun olacaktı yani? Saçmalamasın kimse.

Son VarisBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!