Bölüm 2

2.6K 145 13

Hogwarts'a varmalarına az kalmıştı fakat Weasley hala o salak kitabı okuyordu. Ne vardı ki böyle göz kırpmadan okuyordu? Colin Jackson ile ne kadar yakışırlardı oysa ki. İki tane ayaklı kitap. Albus'a o zaman tam anlamıyla acırdı. Onun kuzeni olmasa Rose'a çoktan sinirden kafayı yedirtebilirdi. Scorpius'un onu ne sevdiği söylenebilirdi ne de sevmediği. O sadece arkadaşının kuzeni olan aptal bir Weasley'di. Acaba o, Scorpius hakkında ne düşünüyordu? Tüm kızlar ona bayılırdı hem. Quidditch antremanlarında saha onu izlemeye gelen kızlarla dolardı. Neden Weasley ona karşı bir şey hissetmesin ki?

Aniden kompartımandaki sessizliği bozan Vaughn'un sesi olmuştu "Tam üç dakikadır gözlerini Rose'a dikip bakman pek iyiye işaret değil ha, Scor?" Rose'un gözleri bunları duyunca büyümüş sonra aniden kaşlarını çatarak bakışlarını Scorpius'a çevirince, Tony kulağındaki kulaklıklara rağmen gülerek elindeki müzik çalarla uğraşmaya devam ediyordu. Albus ise elindeki üzerinde saçma sapan rengarenk kareler olan o küpten yani bir tür Muggle oyuncağından kafasını kaldırmadan gözlerini Scorpius'a dikmişti. İlk önce sarı saçlarını düzeltip ardından tekrar Rose'a bakarak "O kadar saattir ne okuyorsun diye merak ediyordum, Weasley. Bakma öyle." ardından tek kaşını kaldırıp Tony'e "Kulaklıkların ne işe yaradığını o Muggle anne ve baban sana öğretmediler mi?" Tony ilk önce Scorpius'a doğru uzatarak oturduğu ayaklarını toparlamıştı ve onun aksine sırıtarak "Dostum, o harika iki Muggle bana kulaklığın kullanımını nasıl öğrettiler bilinmez ama sayıların doğruluğundan eminim. Tam üç dakika. Gözlerini iki kez mi yoksa üç kez mi kırpmıştı, Vaughn?" Rose ise tamamen Tony'i duymazdan gelerek Scorpius'a "Muggle bir yazara ait bu kitap, Malfoy. Okumak istersen eğer sana bir kaç günlüğüne verebilirim. Kuzenimin arkadaşı olduğun için kitabıma bir zarar gelirse zaten oyacağım bir çift yeşil göz ona ait." demişti. Tam Albus bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki tren durmuştu. Ah, sonunda Hogwarts. Rose, rahat bir nefes almış gibi direk kitabını kapatıp kompartımandan ilk önce dışarı çıkıp giden o olmuştu. Yani Weasley diyecekti. Evet Weasley. Rose nereden çıkmıştı. Merlin! Şaka mı bu? Bir Potter ile dost olması bir Weasley'e ismi ile hitap etmesi anlamına gelmezdi. Henüz on üç yaşlarındayken yaz tatilinde Albus'u ziyarete gittiğinde salak Ronald Weasley oradaydı. Sanki ona o günü zehir etmek için yemin etmişti adam. Çok saçma sorular sorarak onu çileden çıkarmıştı. Sürekli Rose'un ondan daha akıllı olduğunu ima edip duruyordu. Scorpius çalıştığında gayet güzel notlar alıyordu hem. Mesela, Malfoy kanları sağolsun iksir konusunda turuncu kafalılardan çok çok daha iyiydi. O adam tam bir kabustu.

Vaughn hala dalga geçiyordu. Bir tane geçirse onu orada haklı çıkarırdı ve Scorpius'un asla böyle bir niyeti yoktu. "Kuzenim ve şu sapığı yakıştıma, Vaughn" dedi Albus sakin bir sesle. "Sapık mı? Tüm Hogwarts senin Gryffindor'un kızlar yatakhanesine girmeye çalışırken basıldığını biliyor, Potter" diye Scorpius en az onun kadar sakin bir sesle yanıtını verdi. Arkadaşının o anısından ne kadar çok utandığını biliyordu. Bunu kesinlikle bilerek yapmıştı. Albus sesini alçaltarak "Milyon kez dediğim gibi Scorpius, Lily müzik çalarımı alıp geri vermemişti. O gün bana lazımdı. Onu almaya uğraşıyordum anladın mı?" Profesör Hagrid uzaktan onlara el sallıyordu. Ona selam verdikten sonra yollarına devam ettiler. Birinci sınıflar bu sene pek bir zorluk çıkartacak gibi duruyorlardı. 

Hogwarts'a ulaştıklarında anladı Scorpius acıktığını. Aynı zamanda çok susamıştı. İçindeki saçma bir hissi durduramıyordu ve sanki birisi onu ensesinden takip ediyordu. Boşvererek Vaughn ile Slytherin masasına yöneldi. Küçük sınıfların bina seçimlerini dinlemek istemiyordu. Zaten onların binasına bu yıl pek fazla kimse gelmemişti. En son İngiliz olmadığı her halinden belli olan bir kız Hufflepuff'a gittiğine okul müdüreleri Profesör McGonagall çok sıkıcı konuşmalarından birini yapmış ve bir o kadar sıkıcı olan bazı okul kurallarını hatırlatmıştı. Ziyafet başladığında "SONUNDA!" diye bağırma isteğini geri çevirmiş ve tabağını doldurmaya başlamıştı.

Doyduğunu hissettiğinde çatalını bırakıp teslim olmuş gibi ellerini havaya kaldırdı ve son lokmasınıda çiğneyip yuttu. Vaughn onun aksine hala yiyordu. Scorpius'tan bir yıl geride olduğunu tahmin ettiği bir kız ona gözlerini ona dikmişti. Scorpius ona bir göz kırptığında kız aniden bakışlarını tabağına indirmişti. Dümdüz uzun saçları vardı. Perçemi sol gözününün önüne düşmüştü ve onu rahatsız ettiği çok belliydi. Gülmeden edemedi çocuk. Vaughn'un ayaklandığını görünce oda kalkmıştı. Birlikte bu seneki Quidditch takımlarını tartışırken çoktan zindanlara varmış, o her zaman hayran kaldığı ortak salona ulaşmışlardı. Kim ne derse desin Slytherin olmaktan gerçekten gurur duyuyordu. Yatakhaneye vardıklarında Scorpius hızlıca giyinmiş ve kendini o harika yatağa atıvermişti. Bir şey unuttuğundan emindi sanki ama üzerinde duramayacak kadar da yorgundu. Ne zaman yolculuk yapsa çok bitkin düşerdi.

Uykuya daldığında her şey için çok geçti. Kahretsin! Rüya görmemek için taktığı o tılsımı unutmuştu. Yine oradaydı işte. Çok karanlıktı burası. Hiç bir şey gözükmüyordu ama buraya ilk kez gelmiyordu. Sanki bir spot ışığı ona doğrultulmuş gibi tek aydınlıkta olan şey oydu. Titremeye başladığını hissetti çocuk. "Lütfen..." diyordu Scorpius. "Ne olursun... Lütfen" fakat ses acımasızdı yine. Haziran ayından beri duymadığı o sesin zorla aldığı soluk seslerini duyunca anlamıştı konuşmaya başlayacağını. Hep böyleydi zorlukla soluk alırdı fakat sesi çok korkunçtu. "Sessiz kal dedim sana... Anlatmayacaksın kimseye... Çıldırtırım aileni... Gözlerin önünde öldürürler birbirlerini... İzin ver rüyana girmeme... Bırak seninle konuşayım. Güç lazım...Daha fazlası lazım... Bana kulak ver safkan..." karanlıkta ses yankılanıyordu. Bu çılgıncaydı. Birisi Scorpius'u yakalarından tutmuştu aniden. "Sana verdiğim güçler... Gurur duy safkan... Öğren onları." ona kim olduğunu sormak istedi fakak konuşamıyordu. Lanet olsun uyanmak istiyordu! "İtiraz edemezsin!" diye o kısık sesle bağırmıştı sesin sahibi. Güçsüz kaldığı sesinden anlaşılıyordu. Ne istiyordu ondan? Neden gidip bir profesöre kafayı takmak yerine Scorpius'a bağlamıştı ki bu? Aniden yakaları bırakıldığında aynı güç boğazına sarıldı ve onu nefessiz kalana kadar boğmaya başladı. Tam bilincini kaybedip, öldüğüne emin oluyordu ki aniden tepesinde endişeli gözlerde onu dürten bir Vaughn ile göz göze geldi. Scorpius yerinde korkup aniden sıçradı. Uyandığını idrak etmesi çok geç olmamıştı. Sarı saçları terden yüzüne yapışmıştı. Arkadaşının uzattığı bir bardak suyu içerken onun normal bir rüya olmadığına emindi. "İyi misin, Scorpius?" neyse ki Vaughn onunla şu an dalga geçmiyordu. Kız gibi sayıklamış mıydı acaba? Kahretsin, Merlin! Saçlarını geriye doğru atarken  "Kabustu işte" dedi. "Bir ara nefes alamaz gibi bir halin vardı bende uyandırdım" "Sağol dostum. Birine bahseme bundan sakın tamam mı? Güzel. Sen beni bekleme. Önce bir duşa gireyim sonra gelirim kahvaltıya." Vaughn itiraz etmeden kalkmıştı. O tılsımı unutması büyük bir hataydı. Annesi ve babasından gizlice satın aldığı bu tılsım onu bu korkunç rüyalardan uzak tutuyordu. Acaba kehanet profesörlerinden birine danışsa nasıl olurdu? Hayır yapamazdı... "Çıldırtırım aileni..." kulakları çınlıyordu Scorpius'un bu sesle. Korkmaya başladığını hissediyordu...

Son VarisBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!