Bölüm 27

1.7K 99 74

Scorpius kendini kapadığı yatakhane odasıda saatlerdir öylece yerde oturuyordu. Gerçekten hiç bir şey düşünmemeyi istiyordu. Albus'u kaybetmiş, Rose'u kazanamadan yok oluşunu izlemişti. Drew ile ikisini kütüphanede o yakınlıkta gördükten sonra kıza Scorpius'un samimi davranmasını kimse bekleyemezdi. Gerçi zaten öyle davranmıyordu hiç fakat onda ilgi çeken bir şeyler uyanıyordu içinde. Uyanmıştı hatta çoktan. Rose'un bakışlarını ona bakmadan takip edebiliyordu resmen. Kokusu sürükleyici bir muhteşemliğe sahip, sarılması ise kendi annesinden sonra en içten ve masumiyet içeren türdendi. Onu kendine çekip yeniden sarılmak istiyordu. Öpebilirdi de. Belki biraz daha ileri...

Ellerini saçlarından geçirip dizlerini kendine çekti ve dirseklerini dizlerine yasladı.

Saçma sapan düşünceler içerisindeydi. En yakın arkadaşını, tek dostunu göz göre göre terslemişti. Ona da zarar gelmesini istemiyordu. Böylelikle Rose'a da zarar gelmezdi ama bunu umursamaması gerekirdi -ki o kısmı şimdilik boşverdi-, Vaughn'un kız arkaşı bile o an umrundaydı. Scorpius kimseye zarar vermek istemiyordu zaten. Ailesinin ismini yeniden Ölüm Yiyen'e ya da katile getirmek istemiyordu. Buna sebep olacaksa kendini o an öldürmeye hazırdı zaten.

Belki deneyebilirdi. Güzel bir fikirdi aslında. Muhtemelen annesi de düzelmiş olurdu. Kafsındaki pislik herif, Scorpius öldükten sonra annesini rahat bırakabilirdi mesela. Babasına da durumu açıklayacak bir mektup bırakabilirdi. İnanmaz ve oğlunun kafayı yediğini düşünebilirdi fakat yinede bir açıklaması olmalıydı. Bir kaç intihar şekli düşünüyordu. Muggle işi olsa kafasındaki şahsiyeti kendinden tiksindirmeyi başarabilirdi. Falat kafasına sıkabileceği bir silahı yoktu.

Düşüncelerinin arasında karşısında duran Anderson'ı farketmesi biraz uzun sürmüştü. Ona baktığında biraz konuşmak istemez havası görüyordu yüzünde. Muhtemelen Scorpius'un kendine çekilmiş hali biraz Anderson'ı korkutuyor ve çekindiriyordu. Bu durumu fazla üstelemeden kaşlarını kaldırarak ne istediğini hemen söylemesini emreden bir ifadeyle ona baktı.

"Profesör Hagrid seni seni çağırıyor."

"Sen de dinleme." dediğinde, Anderson biraz duraklamıştı.

"Gitmezsen Profesör Richmond ile aranız biraz daha açılır. Rose gitmiş."

"Siktir git başımdan." diye homurdandıktan sonra doğruldu ve yüzünü yıkamak için içerideki kapıdan geçip çarparak kapadı.

Yüzüne çarptığı soğuk su onu biraz ayıltırken yansımasına hiç bakmadan ıslak ellerini boynunda gezdirdi. Cezayı umursamıyordu fakat esas mesele Rose'du. Yüzünü görmek istemiyordu. Aklına girmesini istemiyordu. Annesinden bahsettiği için pişmandı. Cadılar Bayramı'nda onu öpmeyi aklından geçirdiği için pişmandı. Dizlerine yatıp saçlarıyla oynadığı her saniyeye lanet okuyordu. Drew ile iğrenç bir mesafede görmese, Rose onu bu kadar pişmanlığa ve tiksintiye uğratmayacaktı.

Boşverip kapıdan geçti ve sırf ondan biraz daha tiksinip kendinden de nefret etmek için lanet binadan dışarı çıktı ve Hagrid'in kulübesine doğru yola çıktı. Karanlık onu sinir ile öfkesinden dolayı ürkütmüyor, etrafına bakmadan ilerliyordu. Pencerelerinden loş ışık yayan kulübenin önüne geldiğinde kapıyı yumruklayarak çalmıştı. Çok beklemeden kapıyı ona açan Rose olmuştu.

Scorpius göğüsüne saplanan görünmez -hayali- bıçak hissettiğinde kızın yüzüne bir saniyeden daha az sayılacak kadar bakıp yanından geçip içeri girdi direk. Etrafına baktığında Profesörü göremeyince sıkıntıyla nefes verip saçlarını karıştırdı.

"Profesör Hagrid, Yasak ormanda. Ceza olarak bize fazla yüklenmek istemedi. Bu saksılardaki bitkilerin tozlarını alıp sulamamız gerek o kadar. Saksısı değişmesi gerekenleri sen gelene kadar hallettim."

Son VarisBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!