Bölüm 6

1.8K 109 3

O sınıftan defolup gitmek istiyordu. Neden ona cevap veremediğini anlayamıyordu. Oysa ki rüyasına kadar ona ettiği her bir lafın cevabını veriyordu ama şimdi... şimdi çok alınmıştı işte. İksir dersinin ortasına onunla dalga geçmeye, onu kızdırmaya başlamıştı. Scorpius'un insan olması için ne gerekiyordu? Zilin sesiyle kitaplarını alıp dışarı fırladı. Hava bugün kapalıydı. Rose, esen rüzarın soğukluğuna aldırmadan koşmaya devam etti. Kimsenin o tarafa gitmediğine emin olduğu bir koridora saptı hemen. Pencerelerden gelen fazla bir ışık yoktu. Biraz daha yürüdü fakat sonunda dayanamayıp elindeki kitapları yere fırlattı ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Ayaklarında güç kalmadığını hissetti. Yere oturmuştu ve cidden neden ağlıyodu? Ona hakaret ettiği için mi? Turuncu saçlarını çirkin bulduğunu söylediği için mi? Yoksa onun hakkında ne hissettiğini bilmediği için mi? Onu yumruklamak istiyordu. Rose, Hermione'nin kızıydı bir kere ağlamamalıydı ama kendini durduramıyordu işte. Çok dokunmuştu bu sefer... Sinirinden yere vurdu.

Aradan kaç dakika geçti bilmiyordu fakat hala ağlarken birisi omzuna elini koymuştu. Rose, dönüp kim olduğuna bile bakmak istemiyordu. Kimse onu ağlarken görmemeliydi. Başını sağa sola salladı. Elin sahibi yanına oturdu ve kıza sarıldı. Kim olduğunu, nereden geldiğini, niyetini ve diğer tüm saçma şeyleri umursamadan beline sardı kollarını. Daha güçlü ağlamaya başladığında saçlarının okşandığını hissediyordu. Derince bir nefes aldığında ciğerlerinin inanılmaz bir parfüm kokusuyla dolduğunu hissetti. Çok güzel kokuyordu. Daha çok sarılırken kulağına sakin olmasını fısıldadı. "Ben sakinim" dedi. Çocuk onu geri çekti ve "Bana bak" diye emretti. Ses tonuna itiraz edemezken onun yanına gelen kişinin kim olduğuna baktı. Soluk bir ten rengi vardı çocuğun fakat simsiyah saçlarına uyum sağlayan simsiyah gözleri vardı. Hayattaki en siyah gözler olduğuna yemin edebilirdi. Yedinci sınıflardandı sanırsa. Önce kızın gözyaşlarını sildi ve yüzünü iki elinin arasına aldı. Tam gözlerinin içine bakarken "Neden ağlıyorsun?" diye sordu. Cevabını kendi bile bilmediği bir soruyu ona sorması hiç hoş değildi. "Bilmiyorum ben... sadece biraz sinirlerim bozuldu." "Anlatmak ister misin?" ama Rose 'hayır' anlamında başını sallamıştı. "Belki sana yardımcı olabilirim" dedi. Ellerini çektikten sonra cebinden bir mendil çıkarıp kıza uzattı. Rose burnunu sildikten sonra derin bir nefes aldı. "Teşekkür ederim ama dediğim gibi. Zaten pek bir önemi yok" "Her önemsiz şey için ağlayan birine benzemiyorsun. Neyse, üstelemeyeceğim. Sadece ağlama derim çünkü kızarınca yüzün saçların arasında kaybolacak gibi duruyor" dedi ve gülümsedi. "Dalga geçme benimle" diye bağırıp ittirdi onu. Çocuk santim yerinden oynamamıştı. "Dalga geçmedim sadece güzel bir yüzü ağlamadan görmeye hakkım var diye düşünüyorum" Rose derin bir nefes daha aldı. "Kimsin sen? Neden buradasın" "Sen neden buradasın?" "Çünkü ağlıyorum" "Bende teselli etmek istiyorum" derken ifadesi gayet ciddiydi. Rose, cevap vermedi. "Peki anlatma fakat ağlamamalısın" dedikten sonra tekrar kızın gözlerini sildi. Kız gözlerini yumarak yine derince bir nefes aldı ve sakinleştiğini hissetti.

Aynı el saçlarını okşamaya devam ederken ağlamayı kesmiş ama hala orada oturuyordu. Anlatmamaya kararlı bir şekilde susmaya devam ederken, çocuk içini çekti, ayağa kalktı ve ona elini uzattı. Rose, elini tutup ayağa kaltıktan sonra çocuk yerden kitaplarını alıp ona vermişti. "Zil çalmak üzere sınıfına gitsen iyi olur" dedi ve arkasını dönüp gitti. Ona durmasını söylemek istedi ama yapamadı. Lanet olsun teşekkür bile edememişti. Elleriyle saçlarını düzeltip sınıfın yolunu tuttu. Derslerinin Sihir Tarihi olması ilk kez bu kadar çok işine geliyordu. Konuşmak istemiyordu. 

Sınıfa girdi her zaman oturduğu yere oturarak kitaplarını masaya koydu. Nora sağına, Emma soluna oturduktan sonra Albus ve diğerleri gayet sesli bir şekilde sınıfa girmişlerdi. Dönüp bakmamıştı evet fakat tanıdık kahkahalardı bunlar. Emma "Neredeydin Rose? Nora ile seni aradık durduk!" diye sordu. "Buradayım işte" diye yanıtladı onu. Kızmak istemiyordu kimseye. Bir kişi dışında tabii... O kendini beğenmiş aptal Malfoy'a isteyerek kızıyordu. Hala bir şeylerin ters gittiğini gösteren bir ifadesi olan Nora "Yanlız kalma, Rose. Tamam mı?" demişti. "Ne?" "Sadece dediğimi yap. Hatta sadece üçümüz takılabiliriz. Gerçekten, bana söz ver" Rose anlamamıştı. "Ne biliyorsun, Nora?" işte şimdi ifadesi değişmiş, biraz daha endişeli bir ifade almıştı yerini. "Niente! Şey yani hiçbir şey... Hiçbir şey bildiğim yok. Sadece... dediğimi yap. Tamam mı?" ama cevap vermeyecekti yine. Söz verebilmesi için neler olduğunu anlaması gerekti. Aniden böyle konuşması iyi bir his uyandırmamıştı.

Son VarisBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!