Bölüm 23

1.4K 97 15

Cadılar Bayramından sonraki gün dersler geç başlayacaktı. Rose'un işine gelmiyor deseniz yalan olurdu çükü ister inanın, ister inanmayın kötü haber üzerine kötü haber alınca kalkıp derse gidesi hiç gelmiyordu. Özellikle Scorpius için zorlu bir gece olmuştu. Dizlerinde biraz kestirmişti ama gidecekleri zaman ne kadar istemese de kendini zorlayarak uyandırmak zorunda kalmıştı. Bacaklarının uyuşmasından bile rahatsız olmamıştı. Bir Scorpius Malfoy'u ağlarken her gün göremezdiniz. Aslında hayatınızda hiç görebilir miydiniz o bile bilinmezdi. Annesi için çaresiz durumda olmasının onu ne kadar üzdüğünü anlamıştı Rose. Bir de ailesinin geçmişi hakkında hiç üzerine düşmediği halde saçma sapan konuşarak kendini küçük düşürmüştü. Suratına sadece iksirden başka hiç bir halta yaramadığını söylediği çocuk, annesi hastanede diye kendini suçluyordu. Herkes gibi onunda duyguları vardı ama Rose bunu düşünmeden ailesinin geçmişini yargılamıştı.

O günü hatırlayınca kendini öldürmek istiyordu. O an bile yatağından çıkıp kendini kesmeye gidebilirdi açıkçası. Bunun yerine inleyerek yorganını daha çok başının üzerine çekti ve iyi bir şeyler düşünmeye çalıştı. Gerçi iyi bir şeyler deyince aklına ne geldiğini tahmin etmek zor olmamıştır; Scorpius'un Rose'u öptüğünü hayal etmesi.

Bunu düşünmüştü, ne kadar çok gülmüş olsa bile bunu düşünmüştü. Scorpius'un gülmesini seviyor muydu diye sorulsa, tabii. Fakat yinede... Gerçi teknik olarak Rose'a gülmemişti ve bu güzel bir şeydi. Zaten hoşuna gitmeyen şey ise yalnız kaldıkları zaman yüzüne bakınca kızarmaya başlamasıydı. Ne yapacağını, nereye bakacağını, nasıl oturacağını şaşırıyordu. Bakışlarının bile boşlaştığından o kadar emindi ki sıradan günlerde nasıl baktığını bile unutuyordu. O sıra oturmuyorlarsa işler daha zor oluyordu. Bacaklarına baktığı da gözlerinden kaçmamıştı. Ayakta durmayı unutmuştu! Eş değiştirmeyi birine teklif etse utandığı ile ilgili dalga geçer diye gitmemişti. Hava karanlık diye kızardığını farketmemiş olmasını umuyordu.

Önceki gece farklıydı, sahiden ikisi için de farklıydı. Rose cesaret edip onun göz yaşlarını silmişti. Neden ağladığını bilmese bağırıp iteceğini düşünüp tedirgin olurdu ama olmamıştı, bir saniye bile tedirgin olmamıştı. Onu ağlarken görmek iyi gelmemişti. Annesi o kadar kendinden emin konuşuyordu ki Rose bile sanki kendi annesi konuşmuş gibi hissederek gözlerinin yandığını hissetmişti. Bu konu birbirlerine yakın olmaları için iyi bir şey gibi geliyordu Rose'a ve bunu düşündükçe de kendinden biraz daha utanmaya başlıyordu.

Fakat gözle görülmeyecek bir şey değildi. Rose demesi o kadar çekiciydi ki Scorpius'u sarılarak boğmak istiyordu. Sarılarak tüm kemiklerini kırabilirdi. Çok tatlıydı. Lanet olsun. "Benden kimsenin beklemediği şeyler yapmak zorunda kalmak istemiyorum, Rose." demişti. O kadar kısık bir sesle söylemişti ki Rose zor duyabilmişti. Ama o ne dese duyardı. Her bir kelimesi bile Rose için büyük anlam taşıyordu çünkü o kelimeleri söyleyen kişiye değer veriyordu. Cümle içinden bir anlam çıkarmaya uğraşmamıştı çünkü annesinden dolayı aklına gelen bir kaç şeyle söylemiş olabileceğini düşünüyordu.

Yeniden kötü şeyler -annesinin "Hain" deyişi- aklına geldiğinde bu sefer sinirle inleyerek yorganını üzerinden attı ve kalktı. Herkes daha yatıryordu fakat Linda'nın uyandığını biliyordu. Pardon, hala uyumadığını.

Daniel'dan hoşlandığını öğrenmelerinden sonra birlikte gidecekleri için sevinmişti. Çocuğun saldırıya uğradığı kulaktan kulağa çabucak yayılmıştı. Bunu öğrenen Linda ise hiç konuşmamış, sadece döndüklerinde duşa girip hemen yatmıştı. Kızın yaşadığını yaşasa, Scorpius gecenin birinde bilinmeyen biri tarafından saldırıya uğrasa onun kadar güçlü olamazdı.

Son VarisBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!