Bölüm 16

1.3K 87 16

Rose yine kütüphaneye gidiyordu. Şu Hogsmeade işi ne kadar hoşuna gitse de sinirlerini bozmuştu aslında. Büyük bir ihtimal yalnız kalacaktı herhalde. Albus'a dargın olduğu için diğerleriyle de konuşası yoktu. Emma belki Tony ile vakit geçirmek ister diye onunla da takılmıyordu ama belli ki Daniel ile araları gayet iyi gidiyordu. Rose yalnızlığı sevmezdi. Orada yalnız kalmamak için belki ailesinden gelen izni teslim etmezdi. Okulda kalıp ders tekrarı yapabilir ve ya rahat yatağında yatıp uyuyabilirdi. 

Acaba Scorpius'un bir partneri var mıydı? Kesinlikle olacaktı buna şaşırmazdı. Örneğin noel kutlamalarında gidip o kızlara sormazdı, kızlar gelip ona sorardı. Şu güne kadar bunlar Rose'u rahatsız etmemişti fakat ona karşı olan duyguları iyice kendini göstermeye başladığı zamanlarda onu bir kızla görmeye dayanabilir miydi bilemiyordu. Scorpius'u görünce artık daha çok heyecanlanmaya başlıyordu. En çok hoşuna giden şey onun saçlarıydı. Ya yanında bir kız onun saçlarıyla oynarken onu görürse? Şu güne kadar hiç görmemişti aslında ama o an görse sinirinden etrafı dağıtabilirdi. Peki ya Rose'un saçları onun hoşuna gidiyor muydu? Turuncuyu sever miydi? Kim ne derse desin Rose'un en sevdiği renk belliydi. Sarı ama normal bir sarı değil. Malfoy sarısı. Ah, evet en güzel renkti artık. Her zaman dokunmak istediği yumuşak saçların rengiydi o. Dokunduğu iki anı da hatırlayınca midesindeki salak şeyler hoplayıp zıplamaya başlıyordu. Acaba Scorpius'un da midesinde var mıydı bunlardan?

Kütüphaneye girdiğinde dünkü okuduğu kitabı aramaya başladı. İçerisinde Rose'un dikkatini çeken güzel bilgiler vardı. Dün almaya çalışırken zorlanmıştı ve harika kitap yine üstteki raflardan birindeydi. Sinirle homurdanarak kitaba uzanmaya çalışırken başka bir el kolaylıkla almış ve kitabı ona uzatmıştı. Rose, Drew'un bu denli zorlanmadan kitabı almasını kıskanırken bir teşekkür edip kitabı elinden aldı. Yalnız kalmaktan genelde hoşlanmadığını düşünüyordu gelmeden önce, değil mi? Yanlış hatırlamıyorsa eğer öyleydi.

Tam ağzını açacaktı ki Drew sanki aklını okumuş gibi onun yerine "Gel benim masama oturalım istersen." dedi. Rose gülümseyerek "Tabii" derken rafların arasındaki masalardan birine oturdular. Rose çantasını masanın yanına -yere- koyduktan sonra oturdu ve kitabını önüne koydu.

"Sık sık gelmiyorsun sanırsam kütüphaneye, Drew. Mutlaka sana rastlardım." dedi konuşmak istediğini belli etmeye çalışarak. Çocuk gülümsedi. Şu okuldaki erkeklerin yarısından çoğu neden böyle güzel gülümsüyordu ki? Hangi büyüydü bu, Merlin? Gören de Rose'u önüne gelenden hoşlanan bir tip sanır ama hayır öyle değildi. Drew'da gerçekten Rose'u çeken bir şey vardı sanki. Scorpius'ta olmayan bir şey. Scorpius'a hissettiği gibi hissetmiyordu tabii ki ama sadece biraz daha yakın diyebilirdi galiba.

"Aslında hayır. İtiraf edeyim belki sana rast gelirim diye geldim. Önümdeki kitabın ilk paragrafını okumaya başladığımda sıkılmaya da başladım ama sanki dikkat çekici bir hal almaya başladı. Zaten sonra sen geldin." dediğinde Rose ağlayabilirdi. Dalga mı geçiyordu acaba? Lanet olsun hala gülümsüyordu. Ses tonunu duymaya ihtiyacınız vardı! Rose da gülümsedi ve "Buralarda çok vakit geçiririm." dedi. Bazıları bunu "uzun yoldan 'ben bir ineğim' demek" anlamına geldiğini söyleyebilirdi ama o an bunu düşünecek halde değildi. Drew, ona baktıkça elini ayağını nereye koyacağını bilemiyordu.

Rose, aval aval bakmak tabirini gerçekleştirmemek için önündeki kitabı açtı ve kaldığı yerden okumaya başladı. Az önce açık açık onun için geldiğini söylemişti. Siyah saçlar. Gözlerini kaldırıp bakmak istese de kendine hakim olmaya çalıştı. Ne var yani tüm kızların saçlara olan bir zaafı yok mudur sanki. Her kız güzel olan saçları severdi. Rengi ne olursa olsun ama o an Scorpius'un saçlarıyla kimseyi yarıştırmıyordu tabii ki. Onlar Rose için farklıydı. Bu yinede Drew'un güzel saçları olduğu gerçeğini değiştirmezdi. 

Son VarisBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!