Bölüm 32

488 46 44

Neden diye soruyordu kendine sürekli kendine, Scorpius. Neden? Uzun süredir rahat bırakmıştı, uzun süredir rahatça nefes alıyordu. Hayatının en büyük değeri annesi neden intihar ediyordu? Neden onca kişi varken Scorpius'u seçmişti?

Bu boktan büyücülük dünyasında kendinden başka milyonlarca büyücü ve cadı vardı onun gibi. Kendi kanı kadar saf olan bir çok kan vardı, hala onun yolunda gidenler mevcuttu. Önüne dünyaları serse bile onun isteklerini ters çevirebilirdi.

Ama hayır.

Onun tüm dünyası zaten ailesiydi. Tutunduğu en güçlü dalı koparmak dahiceydi ama ailesini göz göre göre ateşe atmak bir Malfoy'a göre değildi. Dayanacak gücü kalmadığını hissettiğinde yalvardı.

"Lütfen..." diye fısıldadı. "Onu bırak. Her şeyi yapacağım. Dilediğin her şeyi yapacağım. Hayatım üzerine yemin ederim."

Bekledi. Bir yanıt gelmedi. Scorpius'un göğüsüne saplanan milyonlarca dikenler, bıçaklar tekrar tekrar canını yakıyordu.

Harry Potter'ın Hogwarts'a gelişinin bir hayatı kahredip, milyonlarca hayatı istemeden de olsa mahvetmeye yemin edeceğini kim tahmin edebilirdi ki?

Hiç kimse.

Çığlıklarını içine atarken köprüden aşağı baktı ve elini çenesine koyup çaresizce bekledi. Ne yapacağını bilmiyordu, kalbi sıkışacakmış gibi oluyordu sanki olanları yeniden tartıp düşündükçe. Hayal edin; en yakın arkadaşınızın babası geliyor, hiç bir şey olmamış gibi havadan sudan uzunca sohbet ediyorsunuz ve hatta size en yakın arkadaşınızın bebeklik anılarını bile anlayor, gülüp eğleniyorsunuz. Sonra aniden konu size dönüyor, ailenizden bahsediliyor ve en sonunda o haber... anneniz intihar etmiş. Nedenini saçma bir psikopatlık sanarak sizi tesseli ediyor ama siz her şeyin farkındasınız. Kendiniz buna sebep oldunuz. Berbat. Kim bilir daha nelere sebep olacaktı.

Merlin...

Küfrederek çenesinden çektiği elini saçlarına götürüp dağıtmasının ardından omzuna koyulan sıcak bir el onu incitmek istemezcesine tutuyordu.

"İyi misin?" dedi yumuşak sesiyle elin sahibi.

Dönüp Harry Potter'a baktı. Yüzünden okunuyordu üzüntüsünü paylaştığı. O da zorluklar geçirmişti. Annesiyle babasını kaybetmesine rağmen karşısındaki adamın öylesine mutlu ve huzurlu bir ailesi vardı ki... imrendi.

"Geçecek, umudunu asla yitirme. Sen Draco Malfoy'un oğlusun. Ailen için, kendin için ve en önemlisi de annen için ayakta duracaksın."

Kelimeleri sadece duyuyordu. Anlamıyordu, anlayamıyordu.

Tüm suçluluk kanını kaynatmaya devam ederken etrafı yıkmak istiyordu, dağıtmak ve yakmak istiyordu. Scorpius'un içi zaten çoktan darmadağındı. Annemi istiyorum diye bağırmak geliyordu içinden çocuklar gibi ağlayıp sızlamak istiyordu. Fakat yanına gittiğinde nasıl bağırıp çağıracağını biliyordu. İyice kötüleşecekti kadın.

"Beni ona götürebilir misin?" diye sordu güçsüzce. Cevabını bildiği soruyu ufak bir ümitle sorduğunda. İki omzundan tuttu Scorpius'u. Düşen gözleri ümitsizce bakarken yeşillerin içinde soğuk bir üzüntü yayılıyordu sanki baktığı yere. Scorpius ise zavallı gibi hissediyordu kendini, git gide ufalıyormuş gibiydi.

"Yapamam, evlat. Baban beni sadece haber vermem için gönderdi, Hogwarts'ta kalmanı daha çok uygun görüyor inan bana. Draco da biliyor ki, gittiğin zaman geri dönemeyeceksin, geride bırakmak istemeyeceksin. Annen de burda kalmanı isterdi ayrıca. Biliyorum, çünkü ben yaşasaydım bu durumu ben de-"

Son VarisBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!