Bölüm 39

391 28 37

Yeniden merhaba! Sanırım artık hikaye başlangıcında artık yukarıya not düşmeyi huy edinecek gibiyim :) Sizlerden isteğim, ileri bölümde olacaklar için bir tahmin yürütmeniz. Ayrıca, yavaş yavaş sonlara da hazırlanıyor olabiliriz. Bu nesil ile ilgili yazmaktan çok hoşlandım ve olabilecek fikirleriniz, acemi kalemimden okumak istediğiniz herhangi bir konu (bu nesilden) fikriniz varsa yorum olabilir, mesaj olabilir fikirlerinizi belirtirseniz çok sevinirim :) Teşekkür ederim! İyi okumalar <3

Aralarında oluşan sessizliği bozmaya Rose'un gücü yetmemişti ve belliydi ki Scorpius da aynı düşüncelere kapılmış, sessizce bakıyordu öylece. Ne diyeceğini şaşmış bir halde boğazına düğümlenmiş kelimeleri sökmeye bin cesaret gerekliydi. Kendini anlık da olsa toparlayıp Tony'nin yanına oturdu. Derince bir iç çekmeye ihtiyacı olduğunu hissettiğinde ise Tony'nin dudaklarını kemirdiğini görebiliyordu göz ucuyla. Scorpius da attığı voltalara son verip ayrı bir köşeye oturmuştu artık.

Ne söyleyebilirdi ki? Nasıl anlatılırdı ölüm?

Gerçi Albus da bilmiyordu durumu ve bundan dolayı cesaret gösterebilmişti bu sessizliği bozmaya.

"Gerçekten, neler oldu?" diye sordu kuzeni.

Sesi sanki beyninde yankılaşmıştı Rose'un ve midesi bulanıyordu sanki. İyi hissetmiyordu. Gözlerinin dolmasına engel olamazken onları bırakmadı ve elleriyle kuruttu gözlerini. Artık ağlamayacaktı çünkü kendini ağlarken gören Emma'nın bu duruma pek sevineceğini sanmıyordu. O böyleydi, her zaman Rose'a bir teselli, bir dost ve sırdaştı. Bu yüzden kendine söz vermişti artık gizli de olsa ağlamayacaktı. Kendini teselli edemediği için suçlu hissetmesini istemiyordu.

"Gitti. Bize veda etme fırsatı olmadı. Ben de sakladım, evet. Zorundaydım. Etrafta dolaşan iğrenç, kahrolası basilisk şüpheleri kesin olarak ilan edilemediği için bunu saklamamızı istediler bizden. Madem ki artık herkes Sırlar Odası'nın açıldığını biliyor, o halde bu durumun kesinliği de aşikâr. Dostumun katili bir basilisk. Emma'yı, aptal Drew'un konuşma bahanesi sebebiyle bir-iki saniye yalnız bırakmıştım. Bu da hayatımın en büyük yanlışı olmuştu." dedi Rose omzunda hissettiği ağır bir yükle.

Bu cümleleri kurmak öylesine zorken, ağızından bu kelimeleri dökmek öylesine zorken bir de bunu Emma'nın sevdiği, aşık olduğu kişiye anlatmak ayrı zorluk besliyordu. Yarım kalmışlıkları, birbirleriyle nefret gösterileri fakat bir o kadar da kalbe gömülmüş saklı sevgileri vardı. Emma ise gittiği yerden hala seviyordu Tony'yi fakat ayrı düşmüşlerdi bir kere. Emma artık nefes alamıyordu. Tony ise ifadesizce kalmış hiç bir tepki göstermiyordu. Albus da ayrı şaşkın, bir Tony'ye bir de Rose'a bakıyordu.

Rose ise Scorpius'a baktı. Griler gayet okunaklı bir üzüntüyle bakıyordu. Çok derindi bu üzüntü, sanki kalbinden yaralanmış gibi, sanki kalkıp resmen deliler gibi özür dilemek istermiş gibi bakıyordu. Şu dağınık ve morarmış göz altlarına son zamanlarda gayet alışmışlardı fakat bu bakışların anlamı daha da farklıydı. Tüm bu olanları katlansaydı belki de ancak bu şekilde bakabilirdi. Bu kusma olayından ise kesinlikle haberi yoktu fakat düz bir mantıkla ilerleyecekse tahmini, neden önceki gece hasta kıyafetleriyle dolaştığını açıklıyor gibiydi. Emma için üzülürken bu adama neler olup bittiğini takip edebilecek dermanı kalmamıştı zaten üzerinde. Tutup da Drew'un dedikleri kesin doğru diyemezdi tabii ki fakat gerçekten bu olayın altında bir şeyler döndüğünden şüphe uyanmıştı kendi içinde.

Kusup batırma lafıyla ilgili değil de daha çok annesi hakkında bildikleri biraz zorlamıştı kızı. Çünkü bu durumdan gerçekten haberinin olması imkansızdı, hele ki Drew'un. Düşmanını iyi tanı diye bir laf vardır bilirsiniz ama Drew ve Scorpius'un birbirlerine düşmanlığı sadece kıskançlık olamazdı. Ettikleri kavgayı Drew başlatmıştı nedensizce. Tabii ki Rose'a göre henüz nedensizdi fakat bu durumu çözmek istiyordu. Drew bu hareketiyle Rose'un şüphesini kazanmıştı fakat Scorpius da yavaş yavaş bu şüphelere katılacak haller sergilemeye de başlamıştı.

Olayın olduğu gece harita Scorpius'taydı ve geri verip vermediğini bilmiyordu. Sunduğu sebep biraz romantik olsa da gece profesyonelce işlenmiş cinayeti kimse görmemişti. Elbet ki Scorpius'tan böyle bir hareket beklemiyordu fakat bu iş için harita gerebilirdi. Çok kişi gitmek mantıksız hatalara yol açabilir, iz bıraktırabilir ve dikkat çektirebilirdi. Annesinin de söylediği hainlik cümleleri de bu şüpheye biraz tuz ekliyor gibiydi. Kafayı yedirtebilecek hainlik bu türden bir hainlik olabilirdi ancak. Fakat, Sırlar Odası'nın açılması tuhaf yönden mantıksız geliyordu. Voldemort'tan eser kalmamıştı yani artık yeni bir varis bulmak güçtü. Kelime taklidiyle açılabilirdi haliyle fakat bu odada başka bir basilisk kalmamıştı. Yeni bir basilisk bulup getirmek Scorpius için oldukça güç bir durum olacağı için şüpheleri üzerinden uzaklaştırıyordu.

Ne kadar da sevdiği kişi o olsa da, Rose'un düşünceleri mantıklı yoldan bu sonuçlara vardırıyordu. Bu düşüncelerinin gerçek olmamasına deliler gibi dua etse de bu işin ardını bırakmamaya karar verdi. Eğer şüpheleri doğru çıkarsa kahrolacağı gün olurdu o gün ama yanlışsa da kendine bir yumruk geçirecekti bu kadar saçma ve gaddarca mantık yürüttüğü için.

Tony başını elleri arasına sıkıştırıp "Kim yapıyor bunları?" dedi şu zamana kadar ağzından çıkan en soğuk ses tonuyla.

"Bilmiyoruz, Tony. Sorun da bu işte. Neden Emma bilmiyorum ama... sadece bu olayların uzamadan son bulmasını istiyorum. Zaten saklayacak gücüm de kalmamıştı artık."

"İyi o halde. Çok yanlış bir zamanda yakalandı zaten çünkü bu olayın resmen profesörü zaten Hogwarts'ta. Bulunduğu an kemiklerini teker teker kendim kıracağım!" diye bağırıp oturduğu bankı yumrukladı Tony ve "O Drew denen herif bir haltlar biliyor. Bugün takındığı tavırdan ve senin anlattığın olayda orada oluşundan gayet açık, belli vaziyette durum." diye de ekledi.

Albus ise daha fazla dayanamadan "Şimdi Scorpius'u mu suçluyorsun o öyle konuştu diye? Saçmalama..." dedi.

"Hayır, suçladığım falan yok fakat her ne halt biliyorsa bunu üzerine yıkacak birilerini arıyor."

Rose ise adı anılmasına rağmen dönüp tek kelime bile etmeyen Scorpius'a baktı yeniden. Gömleğinin en alt düğmesiyle ruhsuz biçimde uğraşıyordu. İşler iyice karmaşıklaşıyordu zaten. Tony ise haklıydı bir yandan. Nerede kopan olaylar olsa Drew kendini bir şekilde bulaştırıyordu sanki işin içine. Emma olayında yaşananları zaten Harry'ye anlatmıştı ama masum duruyordu sanki. Yine de kafaları karıştıran şey ikisinin sebepsizce yumruk yumruğa girmesiydi. Bunu anlatmamıştı tabii ki fakat biraz daha şüphe duymaya başlarsa anlatmak zorunda kalacaktı. İhanetin açıklanabilir bir bahanesi kabul edilemezdi bu hayatta.

Tüm bu olanlara rağmen kendini derse girmeye hazırlıklı hissetmiyordu. İyi bir sene geçireceklermiş gibi durmuyordu çünkü burası fazlasıyla tehlikeli yerler arasına girmeye başlamıştı bile. 

Tony hızla ayaklanıp, Drew'u bulup yüzünü parçalamak gibi sözler söylediğinde onu durdurmaya cesaretli tek kişi Scorpius olmuştu. Kalkıp önüne geçti, omuzlarından tutup geri oturttuktan sonra karşısına dikildi.

"Sana yemin ederim ki bunu yapmayı en çok ben istiyorum. Hele bugünden sonra zaten şansı kalmadı buna. İnan bana, ben ona bulaşmadan benimle uğraşmaya başladı, bir de bulaşsan neler yapacağını düşünsene. Tamam, o olay esnasında orada bulunmuş olabilir ama senin tek yapman gereken şey şu an sadece savaşmak. Emma ne zaman şiddeti seçti, Tony? Yapma, yapma ki gittiği yerde içini huzur doldursun. Benim de annem şiddet karşıtıdır ve belki de bu yüzden bana hakim olmanıza izin vermek zorunda kalmışımdır. Aylardır susmaya çalışıyorum kendi içimdeki fırtınaya karşı ama zamanla öğreniyorsun. Yaptıklarına tıpkı o sanki buradaymış gibi dikkat et. Çünkü o seni izleyecek. Her zaman." dedi.

Tony ise cevap veremezken lanetler ederek ellerini kapadı yüzüne. Ağlayamayacak kadar büyük üzüntü içerisindeydi. Savurduğu küfürleri üçü de duymazdan gelip kendi haline bıraktılar. Böyle bir durumda nasıl teselli verilebilirdi ki zaten?

Son VarisBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!