Bölüm 34 (II . Parça)

361 34 8

"Katil!" diye çığlık attı Rose.

Scorpius sesin sahibini duyduğunda baka kalaldı ve gözlerini ayıramadı kızdan.

O ise kendisine doğru koşuyordu. Yanına vardığında omuzlarından sertçe ittirip Scorpius'un geriye doğru yalpalanmasına sebep olmuştu.

Tüm öğrencilerin bakışları bahçede onlara yönelmişti ve Scorpius cevap veremiyordu. Neler saçmaladığını sormak istiyordu fakat hayır. Hareket bile edemiyordu.

"Sen yaptın. Emma'yı sen öldürdün, Daniel senin yüzünden yatıyor. Engel olmak yerine gidip Sırlar Odası'nı açtın! Lanet olası! Voldemort'u geri getireceksin Ölüm Yiyenler'in iğrenç oğlu." diye bağırıp asasını çıkardı.

"Rose. Bekle. Açıklayabilirim. Yemin ederim ki bildiğin gibi değil. Yemin ederim ki hiç bir şeyi isteyerek yapmadım. Lütfen bekle. Hayır!"

"Avada Kedavra!"

Yeşil ışık patlayıp etrafı siyah bir dumanla kaplanıp karardı ve simsiyah bir odada yatarken buldu kendini. Tek bir spot ışığı kendi üzerine tutuluydu sanki. Korkuyla ayağa kalkıp bir sağına ve bir de soluna baktı. Kendinen başka hiç bir şey gözükmüyordu etrafında.

"Ne o? Rüyanı mı böldüm." dedi kısık Ses.

"Ne görüyordun?" diye ekledi.

Scorpius bir yandan gördüğünün sadece rüya olduğuna sevinirken algılaması güç olmuştu ve bir yandan da Ses'i yeniden duyduğuna üzülürek kendini dizlerinin üzerine bırakarak yere oturdu halsizce.

"Aklımı okuyabiliyorsun sanıyordum."

"Bu benim gücümü zayıflatır, Safkan. Zamanında toparlanmam gerekir. Çiçekli rüyalarını pek merak etmiyorum ve saçma ders konularına pek gerek duymuyorum. Boşver bunu. Bak, sana kendi başına yapacağın bir görev. İkinci kurbanı senin elinden istiyorum. Bu sefer seni kontrol etmeden işini görmeni istiyorum lütfen. Artık bir şeyler yapmamız lazım. Çok fazla uzatırsan annenin yanına giderim. Marcus Liver. Hufflepuff'ın son sınıfından bir bulanık. Bana büyük nefret besleyenlerden. Yastığının altında bir hançer bulacaksın. Bu işi onunla yapmanı istiyorum. Duvara ne yazacağını tahmin ediyorsundur. Artık insanları önümüzden çekmemiz için uyarmamız gerekiyor. Beni sevmeyenleri teker teker öldüreceğiz, Safkan. Annen için. İyi dersler!"

Aniden kendi istediğinin dışında başını yasladığı sıradan dikeldi. Profesör, Scorpius'a doğrulttuğu asasını indirince kendi vücudunun serbest kaldığını hissetti. Başkaları tarafından yönetilmekten usanmıştı artık! Bedeninin kendine ait olduğunu bağıra bağıra herkesin kafasına sokmak istiyordu.

"Uyku vaktinizi sonraya ayırırsınız, Bay Malfoy." diyerek işlediği derse geri döndü Profesör.

Vücudunu saran bir sinirle başına ağrılar girdiğini hissetmeye başlamıştı. Rose ile ilgili gördüğü rüyanın etkisi kemiklerine kadar işlemişti. Bu etki altında o büyücüyü öldürmek nasıl mümkün olabilirdi?

Erteleyebileceği kadar ertelemişti artık. Ya kendisi bir felaketi doğuracaktı ya da peşinden farklı bir felaket getirecekti. Çıkış yolu gözükmeyen bu karanlık yolda adımlarını atacaktı.

Marcus denilen çocuğu öldürmek zorundaydı.

Ah...

Stresten parmak uçları uyuşmuştu bu sefer. Parmaklarını çıtlatıp ağrıyan başını ovduktan sonra boş sıraya baktı. Emma'nın yerine. Ölümüne sebep olmak Scorpius'u mahvediyordu. Emma'nın da sevip özlediği ve özlendiği bir ailesi vardı. Annesi... ve Tony.

Aynı şekilde Marcus denilen çocuğun da onu bekleyen ailesi vardı. Bilmedikleri, hiç gelemedikleri ve gelemeyecekleri bir yere göndermişlerdi oğullarını.

Merlin aşkına! Güvenli Hogwarts'ta çıkacak felaket yüzünden oğullarını kaybedeceklerinden haberdar bile değillerdi. Eğer bunları daha fazla düşünürse birini daha öldürmeyi beceremeyecekti. Hele ki kendi elleriyle...

Düşünmek istemiyordu. Ve Harry Potter'ın da hala Hogwarts'ta olması katil olmasının gün yüzüne çıkmasında büyük tehlike oluşturuyordu. Zaten Emma'nın ölümü başlı başına kendini ele vermişlik gibi olmuştu Scorpius için.

Yine de bir plana ihtiyacı vardı. Yapıp bitirmek istiyordu. Bu işten kurtulmanın tek yolu buydu. Her şey değiştiğinde ve beynindeki lanet olası sesin Scorpius'la işi bittiğinde ise Asya'ya kaçıp, Muggelar arasına karışmayı planlıyordu şimdilik. Gerisini umursayabilecek bir halde değildi. Scorpius kendini öldürse bu lanet olası şey yine bir yolunu bulup gelecekti kesinlikle. Ya da uyanmanın başka yolunu bulup başka insanların hayatını mahvedecekti. Kimseyi bu iğrençliğe bulaştırmak istemiyordu. Zaten olacak bir şeyi ertelese bile ne değişebilirdi ki? Kaderinin böyle işlemesi gerekiyordu demek ki.

Marcus ile tanışıp, konuşup ve ya gizlice bir köşeye çekip işi halletmek istemiyordu. Çapulcu Haritası'na ihtiyacı vardı. Fakat Albus'la arası iyi değildi. Eğer James'in yanına giderse mutlaka sorguya çekecekti Scorpius'u. İşte bu yüzden son çaresi Lily idi. Dünyanın en zor işi olacaktı belki de. Kızın bir şeylerden şüphelenmesini istemiyordu.

Potterlar'la görüşmekten vazgeçti.

Hugo Weasley belki biraz daha mantıklıydı ama... Hayır.

Lanet olası Potterlar'a gidecek yüzü yoktu! Onların emeklerini Scorpius saniyeler içinde yırtıp atacaktı çünkü. Tamam, Weasleyler'in de emek ve kayıpları vardı fakat Harry Potter kadar olamazdı herhalde.

Kendini saçmalayarak avutmayı kesmek için ellerini saçlarına götürdü Malfoy ve diplerini hafifden kaşıyıp ofladı. Geriye yaslanarak kollarını bağladı. Şu an belki Rose yanında olsaydı...

Ah.

"Boşver." dedi kendine içinden. "Vakti değil."

Dersin bitiminde yerinden kalkıp Hugo Weasley'yi bulabileceği yerleri gezdi. Bu konuda hiç bir fikri yoktu. İşler sarpa sarıyordu şimdiden. Fakat o haritaya her şeyden daha çok ihtiyacı vardı. Lanetler savurup etrafı patlatmak istiyordu.

Sinirli adımları Scorpius'un gözünü döndürmeye başladığında adını seslenmiştş birisi karşıdan. Harry Potter'dı bu.

"Scorpius. İyi misin? Kötü gözüküyorsun."

Ne cevap vereceğini şaşırmıştı. Boğazını temizledi ve mantıklı düşünmeye çalıştırdı. Lafı dolandırırsa belki kurtulabilirdi.

"Birini arıyordum."

"Birini mi? Yüzün bembeyaz kesilmiş, evlat. Umarım kötü bir şey yoktur."

Scorpius zorla bir tebessüm belirtti dudaklarında ve hiç lafı uzatmadan "Bir kızı arıyordum." dedi.

Gülümseyerek kaşlarını kaldırdı Potter. Yüzündeki iz bir dikiş izinden farksız öylece sırıtıyordu sanki Scorpius'a. İzi görünce midesinin bulandığını hissetmeye başladı. Evet. Lanet olsun.

Bulantı ve başındaki ağrı gözlerine kadar vururken kalp ritmi hızlanmıştı. Yere dizlerinin üzerine kapaklandı. Harry Potter ne kadar çok tutmaya çalışsa da geç kalmıştı biraz.

"Scorpius! İyimisin?" dedi adam telaşla ve omuzlarından tutup onu doğrultmaya çalıştı.

Temasa geçtikleri an Harry Potter'ın suratı bembeyaz kesilmiş, sol elini alnındaki ize götürüp ovmuştu.

Ve belli ki bu Scorpius için de iyi bir hareket değildi.

Midesinin ağzına geldiğini hissetmeye başlayınca öğürdü. Ağzından yere kustuğu kanı farkedemeyecek kadar kötüleşmişti. Bilinci yerinde değilmişcesine nefesi kesile kesile kusmaya devam etmişti. Neler olduğunu idrak edebilecek halde değilken sesler boğuklaştı, gözleri karardı. Tüm bedeni yere devrilirken titriyordu, resmen bilincini kaybetmişti.

Sedyeye yatırıldığını yokluk ve varlık arasında hissederken karanlığa bıraktı bedenini.

Son VarisBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!