Bölüm 33

567 47 42

Hastane Kanadının önü insanlarla doluşmuştu. Dedikodu yapmayı seven bir çok cadı meraklıca neler olup bittiğini duymak için öne atılıp kulaklarını kapıya dayamıştı. Büyücüler de meraklıydı, başlarını uzatıp bakıyorlardı. Albus böyle şeylere pek gelemezdi aslına bakılırsa, sıkılırdı çünkü. Başkalarına ne olduğu onu pek ilgilendirmiyordu. Yakını ve ya bir tanıdığı olmasının dışında tabii ki.

Neler olup bittiğini merak eden sevgilisi tuttuğu elini bıraktı ve bir Slytherin'li kızın omzunu dürtüp olanlar hakkında bilgisi olup olmadığını sordu.

"Aslında biz de tam olarak bilmiyoruz. Bizim binadan birisi kucağında Gryffindor'dan baygın bir kız getirmiş. Yanında Rose Weasley de varmış tabii ki." dedikten sonra Albus'a bakarak "Abin James Potter'ın kız arkadaşını çağırmışlar." diye ekledi.

"Ne alaka?" diye sordu Albus kaşlarını hafifçe çatarak.

"Bilemem, zaten ondan sonra toplandı herkes. İçeri kimseyi almıyorlar."

Tamam, bu sefer şu umursamazlığı ve sıkılmayı bir kenara bırakabilirim diye düşündü. İşte şimdi en az kapı dinleyen dedikoducu kızlar gibi meraklanmıştı. Kuzeni içerideydi, Melissa'yı çağırmışlardı. Bu olay biraz kendisini ilgilendiriyor gibiydi.

"Şu Slytherin'den dediğin... Sco- ... Malfoy değil mi?" diye sordu Albus.

İleriden başka bir kız omzunun üzerinden bakıp "Hayır, değil. Drew getirdi."

Pekala, olaylar sarpa sarıyordu. Gidip arkadaşlarından birini bulmayı düşündü. En mantıklı kişi olarak aklına Emma geliyordu. Nora'ya yatakhanesine gitmesini rica etti. Biraz alınan kızı ikna etmesi zaman kaybı yaşamasına sebep olmuştu. Fakat bu durumun içinde Rose varsa Albus da vardı.

Gidip ilk önce Gryffindor Ortak Salonuna baktı ardından hep beraber takıldıkları yerlere. Kütüphaneye de baktıktan sonra Ortak Salon'u yeniden gözledi. Kızlar yatakhanesine çıkıp bakması için birinci sınıflardan bir kıza ricada bulununca kız biraz kızararak koştu ama döndüğünde cevabı olumsuzdu. Albus ona teşekkür edip dışarı çıktı, aklına gelebilecek her yere baktı. Ne Tony ne de Emma ortada yoktu. İkisinin bir işler çevirip çevirmediğini düşünerek sırıttı içinden kendine. Belki hiç yoktan Vaughn ile karşılaşırım diye ümit edip zindanlara indi. İçeri girmeyi başarıp baktı, yatakhanelerine çıktı. O da yoktu. Kendi kendine küfür etti. Hiç birini bulamıyordu.

Dışarı fırlayıp zindanlardan ayrılırken soluk yüzlü Scorpius'la karşılaştı.

İkisi de durup birbirine bakarken Scorpius'un yüzündeki ifade korkunç derecede karanlıktı. Daha önce hiç görmediği gibi solmuş ve karanlıklara bürünmüştü. Elleri titriyor gibiydi. Albus'a "Burda ne işin var?!" demesini falan diledi ama bu olmadı. Dese belki olayı açıklar ve onunla beraber yukarı çıkardı.

Ses çıkmadı sarışından.

"Tony, Emma ve ya Vaughn. Birini gördün mü?" dedi Albus bu sessizliğe dayanamadan. Soğuk gözükmeye çalışmıştı ama Scorpius'un soğuk karanlığının yanında Albus'unki biraz Çilek Kız şirinliği gibi gözüküyordu.

Cevap olarak omuz silkti çocuk.

"Hastane Kanadında birisi var. Rose da orada. Drew ve ikisi baygın halde birini getirmiş. Melissa'yı çağırmışlar. Bu yüzden merak ediyorum kuzenim içerideyse beni de ilg-" demesine kalmadı Albus'un ve Scorpius kaşlarını çatıp dişlerini sıktı. Göz bebeklerinin küçüldüğü görülüyordu.

"Drew mu dedin?" dedi boğuk sesiyle.

"Konum Drew değil, gerizekalı."

"Kes sesini." diyerek arkasına döndü ve koşarak zindanlardan yeniden çıktı.

Son VarisBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!