23.BÖLÜM: FİNAL

4.6K 354 26
                                    

BİRİNCİ KİTAP, FİNAL BÖLÜMÜ

*

Düşman denen gerçek kalem değmemiş beyaz bir kağıda dökülen kara mürekkep gibidir.

Bunu ruh olarak var sayabiliriz. Buna birçok yönden bakabiliriz. Benim bir zamanlar el değmemiş sandığım boş bir kağıda benzer olan ruhum, lekelerden geçilmez olmuştu. Durdurulması imkansız bir yangında boğulmuştu. Yüzleşmiştim tüm acılarımla, hırsımla ve zayıf olan diğer tüm yönlerim ile. Aslında ben korkağın teki de olabilirdim, başından beri bir kolyenin vermiş olduğu ödünç bir güce sahiptim. Yoksa hangi normal ya da normalüstü olan bir insan kendinden kat be kat güçlü birine kafa tutabilirdi? Ya aklını kaçırmış olmalıydı ya da benim gibi kör olurcasına sevdiği insanlarla tehdit edilmişti.

"Evet," dedi Thalia. İhtişamının devrildiği gölgeler çarpıyordu odanın dört bir yanına. "Onu indirin."

Frank'i gömülüp kaldığı duvardan kabaca çıkardılar ve Thalia'nın yakına attılar. Dizlerinin üzerine düşerken olduğundan çok daha zavallı görünüyordu. Beş dakika önce karşımda güç taslayan burnu büyük düşmanım gitmiş, yerini kibirli burnunu yerden toplamaya çalışan bir aciz almıştı. Gerçi çalıştığından da şüpheliydim, o sadece merhamet diliyordu.

"Thal..." Sesini korkuyla kesti, çünkü adını söylemeye çalıştığı kişiyle göz göze gelmişti.

"Şimdi zamanı değil." Dedi Thalia. Yüzünü görebilmek için biraz öte tarafa yürüdüm. Alain'de benimle beraber geldi. Henüz kusur bulamadığım biçimli kaşlarını çatmıştı. Gözleri yerdeydi ama başı kesinlikle dikti. "Buraya ne için geldiğimi sende bende pek ala biliyoruz, değil mi Frank?" Adını kinayeli bir şekilde altını çizerek vurgulaması dikkatimden kaçmamıştı.

"Öldürmen gereken kişi, " Dedi dik dik Thalia'nın yüzüne bakıp. "Çok yakınında." O anda şuh bir kahkaha doldurdu kulaklarımı; sesin sahibi şüphesiz Thalia'ydı. Kara gözleri bir saniye kadarlık süre zarfında bana döndü ve gülümseyen dudaklarının arasından parlayan beyaz dişleri anlık bir şaşkınlıkla nefesimi kesti. Bu kadın güzelliğinin yanı sıra sevgi ve korku salıyordu insanın içine. Neden bende bir sevgi hissi yaratmıştı bilmiyordum ama geri kalan hepsinin nedeni biliyordum.

"Ben burada senden başka öldürülmeyi hak edecek birini göremiyorum, sevgili eski düşmanım." Dedi, bu sırada hala bana bakıyordu. İntikamımı o mu alacaktı? Hayır. Ölümü benim elimden olmalıydı. "Ama biliyor musun?" Gözlerini yerde dizlerinin üzerinde duran ortak düşmanımıza çevirdi. "Benim ve kızlarımın dahilinde iki kişi daha senin ölmeni arzuluyor." Bir kaç adım geriledi ve yine düşünür gibi davrandı. Kan rengi saçları her hareketinde kımıldıyor ve tuhaf bir parlaklık saçıyordu ya da tamamen benim bakış açımdan dolayıydı. Evet evet kesinlikle benden ötürü olan bir şeydi.

"Demek beni öldüreceksin, ha?" Dedi hareketlenmeye başlarken. Saniyesine kollarından iki kadın tuttu. "Senden adil olmanı bekleyecek kadar umut dolu olduğumu unutmuşum."

Thalia, yönünü ondan tarafa çevirdi ve - sinirden mi yoksa alışkanlıktan mı bilmiyorum ama - bir kaç kez titreyen sol kaşının yüzüne yansıttığı merhametsiz ifade Frank'i zamansız avladı. Gözlerimi şaşı etmeye yetecek bir hızla eğildi ve Frank'in damarlı boğazından tuttu. Onu havaya kaldırırken yüzünde ki zevk, kan donduracak cinstendi. Dişlerini hırlar gibi ya da gülümser gibi ortaya çıkması onun bir sadist olduğunu düşünmeme neden olmuştu. Gerçekten güzelliğinin kuvveti kadar içinde kötülük mü taşıyordu? İki zıt yapının gücü birbirine eşdeğer miydi?

YANGIN VE YAKUT Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin