İçerik Kurallarımızı güncelledik.
Hikâyeleri güvenli bir şekilde paylaşmaya devam etmek için en güncel kuralları inceleyin.

8.BÖLÜM

45.3K 1.8K 977
                                        

Sabah, alarmımın çalmasıyla gözlerimi araladım. Uyanmak her zamankinden farklı bir heyecanla olmuştu bu sabah... Başımı yastıktan kaldırdığımda, yatağımın başında ütüsü yapılmış, tertemiz okul formaları duruyordu. Ama bunlar benimkiler değildi. Benimkiler yılların yorgunluğunu taşırdı, yıpranmıştı. Bunlarsa yeniydi... yepyeni. Üzerine kokusu sinmiş gibiydi Karan'ın bu kararının.

Hemen üzerimi giyip çantamı alarak aşağı indim. Masada özenle hazırlanmış bir kahvaltı vardı. Sessizce sandalyeye oturup yemeğe başladım. Cevat ve Karan karşımdan bana şaşkınlıkla bakıyordu. Bense önlerindeki bakışlardan etkilenmeden ağzıma lokmaları attım.

Dayanamayıp başımı kaldırıp baktım. "Niye bakıyorsunuz öyle?" dedim başımı hafifçe sallayarak.

Karan hafif alaycı, hafif şaşkın bir ifadeyle konuştu:

"Geldiğinden beri seni ilk kez bu kadar iştahlı görüyoruzdur, ondandır. Bu iştahın nereden geliyor küçük?"

"Okuluma gideceğimden olabilir," dedim içtenlikle. Sonra gözlerinin içine bakarak ekledim, "Bu arada... formalar için teşekkür ederim."

"Önemli değil. Eski formaların baya kötü olmuştu. Madem okula gitmene izin verdik, işimizi tam yapalım değil mi küçük hanım?"

Karan... Okula gitmeme en başta karşı çıkan Karan... Şimdi her şeyimi eksiksiz tamamlıyordu. Bu adamın ne zaman ne yapacağını kestirmek gerçekten zordu.

Kahvaltıdan sonra evden çıktık. Cevat beni okula götürdü ama okulun kapısında indirmedi. Dikkat çekmek istemiyorlardı, kimse bir şey anlamamalıydı.

Biraz yürüdükten sonra, Suna'yı her zamanki durağımızda beklerken gördüm. İçimden fırlayan özlemle koşarak ona sarıldım. Bir an için dünya durmuştu.

Şaşkınlıkla gözlerini açan Suna, "Dur kızım, sadece iki gündür birbirimizi görmüyoruz," dedi.

"Özleyemez miyim kardeşimi? Hem sen özlemedin mi beni?" dedim içten bir gülümsemeyle.

"Özledim tabii... Canım Vera'm benim," dedi, bu kez o bana sımsıkı sarıldı.

Sarılmamız bittiğinde yüzüme biraz ciddi bakarak sordu:
"Bu arada, Vera... Telefonun neden hep kapalıydı?"

Bir an donakaldım. "Şey... bozulmuştu ama bu sabah düzeldi," dedim gözlerimi kaçırarak.

"Hmm... Anladım. İyi bakalım. Hadi sınıfa girelim. Zaten sınav var, çok gerginim."

"Çalışmadın mı yoksa?"

"Çalıştım da... ne bileyim, her seferinde gergin oluyorum."

"İçini ferah tut da sınavı başarıyla geçelim," dedim, içtenlikle gülümsedim.

Sınıfa girdik. Fizik sınavı vardı. Buğra Hoca içeri girdiğinde hepimiz ayağa kalktık.

"Oturabilirsiniz gençler," dedi. "Hiç vakit kaybetmeden sınava başlayalım."

Zil çaldığında sınav bitmişti. Derin bir nefes aldım. Suna ve Baran'la okulun bahçesindeki her zamanki köşemize geçtik. Oturduk, gülüştük, konuştuk. O anlık her şey normaldi.

Derken telefonuma bir bildirim düştü. Karan'dan mesajdı.

"Yanındakinin sonu gelmeden oradan kalk."

Kalbim ağzıma geldi. Yüzümdeki gülümseme buz gibi eridi. Hemen etrafıma bakındım ve okulun karşısında bir arabada oturan Cevat'ı gördüm. Demek ki Karan, her adımımı haber alıyordu.

Baran'a zarar gelmesin diye yerimden hemen kalktım. Ama Suna ve Baran, yüzümdeki ani değişikliği fark etmişti.

"Vera, bir sıkıntı mı var? Kötü bir haber mi aldın?" diye sordu Suna endişeyle.

Babamın BorcuBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin