16. BÖLÜM

28.8K 1K 300
                                        

                     Temsili (Karan)

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

                     Temsili (Karan)

                          ~~~~~~~

Artık geç olmuştu. İçeride herkes odasına çekilmişti. Ben ise Karan'la konuşmak için onun odasına geçtim.
İçeri girince kapıyı sessizce kapattım, sonra Karan'ın yatağına oturdum. Karan da hemen yanıma geldi, gözlerini benden ayırmadan oturdu.

Bu gece ona olan sevgimi söyleyecektim.
Sözler dilimin ucundaydı ama kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki sanki içimden dışarı çıkmak istiyordu. Heyecandan ellerim bile titriyordu.

Derin bir nefes alıp kendimi biraz toparladım. Sonra Karan'a sıkıca sarıldım, kokusunu içime çektim.
Ona ait her şey... bana iyi geliyordu.

Elini tuttum. O ela gözlerine bakarken içimdeki tüm şüpheler silindi.
"Karan..." dedim kısık bir sesle.
Gözlerimin içine dikkatle baktı. Devam ettim:

"Karan, hiç uzatmadan söylemek istiyorum. Ben... ben seni çok seviyorum. Sen, benim kendimi en güvende ve en huzurlu hissettiğim tek limansın."

Gözleri parladı. O an yüzünde öyle bir mutluluk vardı ki, yıllardır bu cümleleri duymayı beklemiş gibi bakıyordu.

"Oh be, güzelim... oh be! Ne zamandır ağzından çıkacak şu iki kelimeyi bekliyordum! Sonunda... Şu an o kadar mutluyum ki Veram, tarif edemem!"

Dediği gibi çok mutluydu. Heyecandan beni birden kucağına alıp havaya kaldırdı ve kendi etrafında döndürmeye başladı.

"Karan dur! Tamam, başım döndü!" dedim gülerek.

O an beni yavaşça yere indirdi ama benim başım zaten dönüyordu. Dengemi kaybedip yatağa düştüm. Karan da beni tutmaya çalışırken benimle birlikte düştü.

Ben alta, o üstümdeydi.
Yüzümüz öylesine yakındı ki, birbirimizin nefesini hissedebiliyorduk.

Bir anlık sessizlik çöktü odaya...
Sadece kalp atışlarımız vardı, bir de gözlerimizin içinde kaybolmuş bakışlarımız.

Allah'ım...
Bir insanın yüzü bu kadar mı güzel olurdu?
Kirli sakalı, yüzüne ayrı bir karakter katıyordu. Gözleri... sanki içimi okuyor, beni çıplak bir sevgiyle sarıyordu. Dudaklarına takıldı gözlerim... Onları izlemek bile kalbimi hızlandırıyordu.

O da gözleriyle dudaklarımı takip ediyordu.
Dayanamadı, daha fazla bastıramadı isteğini. Dudaklarını dudaklarıma bastırdı.

Aç susuz kalmış bir adam gibi öpüyordu beni.
Öylesine tutkulu, öylesine gerçek...
Zaman durmuş gibiydi. Bu anın bitmesini istemedim. Hiç istemedim.

Uzun süren bir öpüşmenin ardından ikimiz de soluk soluğa kalmıştık. Karan alnını alnıma yasladı.

"Dudaklarının tadı... çok güzel." dedi.

Yüzüm alev alev yanıyordu, utanmıştım.
O ise daha da gülümsedi.

"Utanınca bile bir insan nasıl bu kadar güzel ve tatlı olabilir?"

Tekrar dudaklarıma uzandı. Bu kez daha yavaş, daha derin bir şekilde...
Elimi ensesine götürüp saçlarında dolaştırdım. Parmaklarım onun tenine değdikçe daha da titriyordu.

Ama ben... kendimi kaybetmek istemiyordum.
Onun yanında kaybolmamak imkânsızdı ama bir yerde durmalıydım.

Karan sınırı geçmedi, hissetmişti çünkü.
Beni kollarının arasına alıp uzandı.
Göğsüne yasladım başımı, o da saçlarımı okşadı.

"Karan... Senin yanında kendimi o kadar huzurlu ve mutlu hissediyorum ki... anlatamam."

"Ve sen, Vera... Yıllarca hasret kaldığım mutluluğum, huzurumsun. Ben senin kokunla bile kendimden geçiyorum."

Bir süre sustuk. Karan'ın kalp atışlarını dinliyordum. Dünyanın en güvenli yeriydi onun kalbi.

Sonra başımı kaldırdım.
"Karan, senin hayatın hakkında pek bir şey bilmiyorum. Sanki kapalı bir kutu gibisin. Kendinden bahsetmiyorsun hiç."

"Ben buyum Vera. İşimi, çevremi biliyorsun."

"Bahsettiğim bu değil biliyorsun. Babanla neden bu kadar kötüsünüz? Annen... ona ne oldu? Neden her 'anne' dediğimde gözlerin doluyor? Bunları bilmek istiyorum."

Bir an durdu, yutkundu.
Yüzüne gölge düştü.

"Anlatacağım güzelim... Ama buna hazır olduğumda. Söz veriyorum anlatacağım."

Hazır değildi... Bunu biliyordum.
Daha fazla üzerine gitmedim, sadece başımı salladım.

Karan tekrar konuştu:
"Ama bugün sende bir şey vardı. Gözümden kaçmadı. Ne kadar 'bir şey yok' desen de... ben senin gözlerinden anlarım Vera'm."

Ona anlatamazdım.
"Gerçekten bir şey yok. Belki deniz havası çarptı... biraz halsiz ve rahatsız hissettim. O yüzden modum düşmüştür."

"Bana pek öyle gelmedi güzelim. Buğra denilen adam mı sana bir şey söyledi?"

"Ha-hayır... ne olabilir ki hem?" dedim zoraki bir tebessümle.

Karan'ın kaşları çatıldı.
"Bak güzelim... O adama en başından beri güvenmiyorum. Gözüm hiç tutmadı. Hatta ondan tiksiniyorum."

İçimden "Haklısın..." demek geçti ama diyemedim.

"Karan bu konuda konuşmasak olur mu?"

"Vera, bir şey olmuş. O adam sana bir şey mi yaptı? Son kez soruyorum. Doğruyu söyle. Yoksa kendim öğrenirsem... o zaman çok kötü olur."

Bir süre sessiz kaldım.
Ne diyecektim ki?
Anlatsam bir felaket, anlatmasam içimde büyüyen bir dert.
Karan'a anlatırsam... Buğra hoca sağ çıkmazdı. Ama bu sırrı taşımak da beni içten içe yakıyordu.

O gözlerime baktı...
Gerçeği söylememi bekliyordu.

Ama ben sadece yutkundum.
Sustum.

Babamın BorcuHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin