13.BÖLÜM

33.7K 1.3K 99
                                        

Beni kaçırdıkları gece;

Karan her gece olduğu gibi o gece de Vera'yı kontrol etmek için odasına girmişti. Yavaşça kapıyı açtı, içeri adım attı. Gözleri önce yatağa, sonra odaya kaydı. Ama... boştu. Yatağın üstü düzensizdi. Ne Vera vardı içeride, ne de onun bıraktığı bir iz...

Kalbi bir anda yerinden fırlayacak gibi oldu. Nefesi daraldı, alnına soğuk bir ter indi.

Banyoya koştu, yoktu.
Mutfağa indi, yoktu.
Bahçeyi, konağın her köşesini, çatı katını, hatta bodrumu dahi aradı... Ama Vera hiçbir yerde yoktu. Gözleri dehşetle büyümüştü.

O an, içinde yankılanan tek bir gerçek vardı:
Babasının bu işte parmağı vardı.

O uğursuz sesini bile duymaya tahammülü olmayan o adamı, çaresizlikle aradı. Numara çevrildi, birkaç saniye sonra karşıdan buz gibi, kibirli bir ses geldi:

Babası: "Oo, ben de ne zaman ararsın diye bekliyordum."

Karan: "Vera'ya ne yaptın!"

Babası: "Sakin ol oğlum... Bu güzellik zaten bana aitti. Sen benden çaldın, unuttun mu?"

Karan: "Bana sakın 'oğlum' deme! Vera'yı o pis ağzına bile alma!"

Babası: "Ama böyle olmaz... Baba oğul güzelce bir konuşmamız lazım. Neydi o sözlerin öyle?"

Karan: "Seninle ne konuşacağım? İnsan mısın ki karşıma geçip konuşayım? Sen bir hiçsin!"

Babası: "Doğru konuş benimle. Vera'nın bende olduğunu sakın unutma, yoksa sonuçlarına katlanırsın."

Karan: "Sakın onu pis işlerine alet etme! Onun bir tek teline zarar gelsin, gözümü bile kırpmam... Seni ellerimle öldürürüm, bunu böyle bil! Ve emin ol, yaparım da! Şimdi söyle Vera nerede?!"

Babası: "Sence ben onu artık sana verir miyim? Onun sayesinde milyonluk bir anlaşma yaptım. Bırakır mıyım hiç?"

Karan: "Köpek gibi de bırakırsın! Eğer seni bulamazsam, o 'milyonluk anlaşma' yaptığın pezevengi bulur, leşini kapına atarım!"

Babası: "Çok konuşuyorsun, Karan."

diyerek telefonu suratına kapattı.

Ama Karan, durmadı. Adamlarıyla birlikte tüm şehri taramaya başladı. Babasının kullandığı depolardan birini bulmuşlardı, oraya gidildiğinde Vera çoktan başka bir yere taşınmıştı.

Karan'ın gözleri günlerce uyumamış bir adamın gözleri gibiydi; kan çanağı... Sadece Vera'yı düşünüyordu. Her saniyesi cehennemdi.

⸻

~~~~~

Zaman ilerlemişti.

İçeri tekrar girdiler. Bu kez beni buradan götürmek için gelmişlerdi. Harabe yerden çıkarıldım. Nereye gittiğim hakkında hiçbir fikrim yoktu ama bu kez daha temiz, daha düzenli bir yere, bir dağ evine götürülüyordum. Arabaya bindirilirken camların tamamen filmle kaplandığını gördüm. Dışarısı görünmüyordu. Bu, içeridekileri saklamak için bir güvenlik önlemiydi, biliyordum.

Yeni yer dağ başında, karanlık bir evdi. İçerideki sessizlik insanın ruhunu kemiriyordu. Odanın camları demir parmaklıktı. Yine kilitlenmiştim. Ama bu kez içimde bir şey kıpırdanıyordu. Sanki... kaçış imkânsız değildi.

Odanın içinde dolanmaya başladım. Her yere baktım. Ama... hiçbir şey yoktu. Umudumu kaybederken, gözüm yerdeki sedirin altına takıldı. Hızla eğildim. Bir alet çantası!
İçimden bir çığlık attım ama ses çıkarmadım. Bu çanta buradaysa, kimsenin haberi yoktu demek.

Hemen pencereye yöneldim. Parmaklıklar bir kilitle sabitlenmişti. Açılabilir durumdaydı.

Elime bir tornavida aldım, denemeye başladım. Ama ilk denemede başarısız oldum. Ellerim titriyordu. Pes etmedim. İki, üç, dört... Olmadı. Bu sefer tel parçasını aldım. Derin bir nefes aldım ve tekrar denedim.

"ÇIT!"
Kilit açılmıştı.
Başarmıştım.

Etrafa hızla baktım. Kimse yoktu. O an, kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Ayaklarım çıplaktı ama aldırmadım. Kendimi dışarıya attım, orman yoluna girdim. Karanlık bir tünelin içinde gibiydim. Ne kadar yürüdüm, ne kadar koştum, bilmiyorum.

Ayaklarım kan içinde kaldı. Nefesim kesiliyordu. Ama umurumda değildi. Sadece buradan uzaklaşmak istiyordum.

Bir ağacın arkasına gizlendim. Sesler duyuyordum. Kalbim boğazıma gelmişti. Dişlerim birbirine vuruyordu korkudan. Ama...
Bu sesler...
Bu sesler tanıdıktı.

"Vera!"
"Buralarda bir yerde olmalı!"

Bu... Karan'ın sesiydi!

Birden ağacın arkasından çıktım. Gözyaşları içinde adımlarımı hızlandırdım. Adamlar silahlarını bana doğrulttu. Tam bağıracaktım ki Karan beni gördü. Göz göze geldiğimiz an, silahını indirdi. Adamları da onu izledi.

Koştum.
Tüm gücümle.
Tüm korkumla.

Ve Karan'a sımsıkı sarıldım. Gözyaşlarım gömleğine aktı. O ise bana sarılırken saçımı okşuyordu, dudakları alnımdaydı.

"Şşş... Tamam geçti. Buradayım küçüğüm..."

"Çok korktum... Seni bir daha göremeyeceğim diye..." dedim, hıçkırarak.

"Bitti güzelim. Buradayım. Seni bir daha asla yalnız bırakmayacağım..."

O an, Cevat'ın sesi geldi:

"Abi, buradan hemen gitmemiz lazım. Yokluğunu fark ederlerse ortalık karışır."

Karan, bana bir daha baktı. Gözleri ayaklarıma indi. Gördüğü manzara karşısında kaşları çatıldı. Ayaklarım tamamen kana bulanmıştı. O an, gözlerinde öfke kabardı. Yumruklarını sıktı.

"Babamın ölümü... elimden olacak. Az kaldı." diye fısıldadı.

Sonra tereddütsüz, beni kucağına aldı. Ayaklarımın yerle teması kesilmişti. Arabanın yanına kadar taşıdı beni. Bir savaşçının, en değerli şeyini korur gibi...

Araca ulaştığımızda beni nazikçe koltuğa yerleştirdi. Bir battaniyeyle üzerimi örttü. Karan da yanıma oturdu.

Arabalar peş peşe hareket etti. Onlarınki önde, biz arkada. Yol uzadıkça yorgunluk bedenime daha da yayıldı. Gözlerim kapanmak üzereydi.

Ve sonunda, Karan'ın yanındaki güven duygusuna teslim olup, sessizce uykuya daldım...

                            ~~~~~~~~

Babamın BorcuBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin