İngiltere'de yıl 1918 ve savaş yeni bitmişti. Erwin bu savaşta bir kolunu kaybetmişti; Levi ise bundan biraz daha fazlasını kaybetmişti. Birbirlerini son görmelerinin üzerinden iki yıl geçmişti ancak Hange'nin onları tekrar bir araya getirmek için b...
Mike'ın ayağını üzerinden kaldırmak için dizlerinin üzerindeki duruşunu dikleştirmeye çalıştı ama bu sadece daha çok bastırılmasına sebep oldu. Artık yüzü de yere dayalıydı.
"Arkadaşların elimizde," dedi Erwin. "Savaşmayı bırak, kimse zarar görmesin."
Levi bir çift ayak sesinin daha geldiğini duydu. Gelen her kimse tahminen önünde duruyordu.
"Ah? Yani bu o mu?” dedi bir ses. "Artık sorun yok Mike. Kelepçele onu, arkadaşları elimizdeyken hiçbir yere gitmeyecek."
Sırtındaki baskı ortadan kalkmıştı ama artık Levi'ın elleri kelepçeliydi.
Adam, Levi'ı yukarı bakması için saçlarından çekti.
Esmer, kumral saçlı ve komik gözlüklü bir oğlan ,ya da kız tam olarak emin değildi, ona heyecanlı gözlerle bakıyordu. Eğildi ve onu yakından incelemek için çenesini kavradı.
Levi başını ondan uzaklaştırmaya çalıştı ama arkasındaki adam onu sabit tutmak için tekrar saçından tuttu.
"Hey! Ona zarar verme! Onu incelemeyi bitirmedim, onu incelemek istiyorum" diye bağırdı kız.
Önüne çömelmiş kız ellerini birleştirdi ve "Söyle bana Levi, sen öksüzsün... doğru mu?" diye sordu
Levi'ın onun sorusuna tek yanıtı ölümcül bir bakış atıp ve derin bir nefes almaktı.
“Hayatının ilk yıllarında yeme düzenin tam olarak nasıldı? Boyun kaç?”
"Hange-" Erwin elini kızın omzuna koydu. “Bunun zamanı değil...”
Kız somurtarak Erwin'e gözlerini kısarak baktıktan sonra Levi'dan uzaklaştı.
Kız kalktıktan sonra Erwin Levi'ın önünde diz çöktü ve Levi'ın çenesini tuttu.
"Artık kaçmanın bir anlamı yok. Sen ve arkadaşların bizimle geleceksiniz."
"Ya reddedersek?" Levi'ın yüzü, şu anki pozisyonuna rağmen tehditkardı.
"Sanırım ne olacağını biliyorsun."
Hapse girerlerdi.
Levi bunu biliyordu. Sinirli bir iç çekti. Erwin'i öldürme şansını kaçırmıştı. Sonunda o yerden kaçmak ve her şeyi geride bırakmak için tek şans. Tek şansı tam önündeydi, ancak bu konuda hiçbir şey yapamamıştı. Kendini ilk kez işe yaramaz hissetti. Ağlamamak için dişlerini sıktı.
"Her halükarda, konuşmayı seçsem de seçmesem de benim için sonuç aynı olmayacak mı zaten Çavuş?" dedi sabit tutmaya çalıştığı sesiyle.
Başını arkaya çevirdi, Isabel gözleri yaşlarla dolu ve Furlan endişeli gözlerle ona bakıyordu, ikisininde yüzlerinin rengi atmış, dudakları kapalıydı. Levi gözlerini kapadı, karar veremiyordu.
"Kahretsin!" sıkılı dişlerinin arkasından mırıldandı. Yüzü hayal kırıklığından kıpkırmızı olmuştu. "En azından onları bırak."
Furlan'ın sesini duydu. "Sen nereye gidersen oraya gelirim."
"Bend-" diye bağırırken cümlesi Furlan ve Levi tarafından bölündü Isabel'in.
"Sus Isabel! Daha çok küçüksün!"
Erwin kendi kendine sırıtmasına engel olamadı ama bir saniye içinde hemen toparlandı.
"Sana ikinci bir şans vereceğim, Levi..."
Levi kafasını ona doğru çevirdi, Erwin'in beklenmedik sözleriyle gözleri kocaman açılmıştı.
"…Orduya katıl." diye cümlesini bitirdi Erwin.
"Benimle dalga mı geçiyorsun Erwin?"
Erwin'in yüzü çok ciddiydi.
Levi yüzünü buruşturdu, sonra konuştu.
"Ve kralın köpeği mi olayım? Kraliyet için mi çalışayım? Kral bizim için hiçbir şey yapmamışken hem de!"
"Haklısın." Erwin'in yüzündeki ifadeyi sabit tutarken devam etti "Ama iki seçeneğin var. Burada oturup ağlayabilir, diğer haydutlar gibi ölebilir ve unutulup gidebilirsin.. Ya da ayağa kalkıp bir şeyleri değiştirebilirsin. Peki, hangisini yapacaksın?"
Levi boğazındaki yumruyu yutarken boğazı karıncalandı; aşağılanmadan yanakları kızardı. Erwin Smith'i bir gün kendi elleriyle öldürecekti. Hem de kimse para teklif etmeden.
Bu üç kelime, eh biraz da çenesinin kenarını okşayan sıcak nefes, Levi'ın ensesinden omuriliğine soğuk bir ürperti dalgası yaydı. Bir anlığına nefes almayı unuttuğunu farkedip kendini silkeledi. Eski umursamaz Levi olmaya odaklandı.
Sonra alaycı bir kahkaha attı. "Bana ihtiyacın mı var? Neye ihtiyacın olduğuyla neden ilgileneyim ki? Dur tahmin edeyim birazdan bana bu ülkeye hizmet etmek için orduda bir yer, bir yuva, gurur ve şeref sözü vereceksin."
"Hayır," Erwin ayağa kalktı. "Sana bunları vadedersem yalan söylemiş olurum. Soğukkanlı bir canavar olabilirim ama yalancı değilim.”
Levi yüzünü incelemek için bir an durdu, sonra doğruyu söylediğine karar verdi.
"Sana sunduğum yol acımasız ve acımasız. Kendini ülkene adayacaksın ve ne aşk ne de dünyevi neşe bileceksin. Her gün ölümle yüzleşeceksin. Ancak, sen ve arkadaşların bu yerden daha özgür olacaksınız. Bu yaşam tarzından özgür.”
Levi bir süre daha yüzüne baktı, gözleri faltaşı gibi açılmıştı, onun dürüstlüğü karşısında şok olmuştu. Sonra bir kahkaha attı, bir süredir attığı en dürüst kahkaha.
"Oi, Erwin, asla motivasyonel konuşmalar yapmaya çalışmamalısın." dedi Levi hafif bir gülümsemeyle. "Daha önce bu dürüstlükle kaç asker topladın?"
"Sıfır." dedi Erwin boş bir ifadeyle.
Levi iç geçirdi. "Canı cehenneme. Zaten hayatım acımasız ve berbat. Daha ne kadar kötü olabilir ki? Sıfırı üç yap sarışın."
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
Selamm nasılsınız ben iyiyim 17 yaşımın ikinci günündeyim ve bu biraz gerici püü
Furlan Levi ve Isabel üçlüsü beni öldürüyor ya fikgikgikgğıd kurguda en çok keyif aldığım yerler kesinlikle onların muhabbetleri
Neyse umarım bölümü sevmişsindir. Hepinizi öpüyorum görüşürüz <3