EŞSİZ RİTİM

By tanriningozdesi

2.8M 116K 15K

Geçmiş, bitmiş olmalıydı. Üzerinden ne kadar süre geçtiğinin çok da bir önemi yoktu.. sadece gelecekte yaşana... More

EŞSİZ RİTİM/TANITIM
0.0
0.1
0.2
0.3
0.4
0.5
0.6
0.7
0.8.1
0.8.2
0.9
1.1
1.2
1.3
1.4
1.5
1.6
1.7
1.8
1.9
2.0
2.1
2.2
2.3
2.4
2.5.1
2.5.2
2.5.3
2.6
YılDönümü!
2.7
2.8
2.9
3.0
3.1
Yazardan, Güzel Ritimcilerine!
3.2
3.3
3.4
3.5
3.6
3.7
3.8

1.0

66.3K 2.8K 203
By tanriningozdesi

Multimedia Alina.

Sevdicekler bölümün ortalarında geri kalanını parantez içindeki şarkı eşliğinde okumanızı tavsiye ederim.

İyi okumalar!

-10-

Adımlarımı hızlandırarak kantine giriş yaptım. Uykumun üzerimden düşememiş olmasına karşın, kendime bir kahve almaya gelmiştim.

''Günaydın.'' dedim bayana.

''Günaydın kızım,'' dedi gülümseyerek. ''Ne alırsın?''

''Kahve, lütfen.'' dedim. Başını sallayarak arkasına döndü ve kahveyi hazırlamaya koyuldu. Beklemekteyken bir kaç tane daha esnemeye yakalanmıştım ve esnemeler arttıkça, yorgunluğum kendini gösteriyordu.

''Al bakalım.'' dedi elindeki karton bardağı uzatarak. Gülümseyerek parayı ödedim ve kendime masaların birinde yer edindim.

Ellerim anında bardağın sıcaklığını çekmişlerdi. Kansız oluşumdan kaynaklanan bir soğukluk vardı ellerimde ve ayaklarımda. Bu durumdan pek hoşnut olduğum söylenemezdi. Bir yudum alarak, içimin bir anda sıcacık olmasını sağladım. Kahveyi en sıcak halinde içmesini severdim.

''Günaydın.'' dendi yanımdaki sandalye çekilmekte olurken.

Kafamı gelene çevirdiğimde Erez'i gördüm. Yorgun bir ifade ile oturduğu sandalyeye yayıldı.

Görüş açıma giren o iken, anlamsızca içimde bir şeyler hareketlendi. Ellerime soğukluk vurdu ve parmak boğumlarımın uyuşukluk hissine çarptığını fark ettim. Kahveyi hemen masaya koydum.

''Günaydın.'' dedim karşılık olarak. Ona baktığımda bir süreliğine başını geriye yatırdığını ve gözlerini kapadığını gördüm. O da benim gibi uyuyamamış mıydı acaba?

''İyi misin?'' diye sorarken buldum kendimi. Yaptığı şey seslice nefesini üflemek oldu. Daha çok yorgunluğun kalıntısı bir nefesti bu.

''Yorgunum,'' dedi. Kafasını kaldırarak gözlerini üzerimde dolandırmaya başladı. ''Ya sen?''

''Ben de.'' dedim. Dün gece yatakta dört dönmüştüm ama huzurlu bir uykuyu tutturamamıştım. Saymadığım kuzu kalmamıştı neredeyse.

Uzandığım kahveme elini uzattığında dokunuşu ile irkilerek, elimi anında geri çektim. Gözlerimden bir saniye olsun ayrılmayan gözleri, benim kaçışım ile sonlanmıştı.

''İçebilir miyim?'' diye sordu. Gözlerinin altı çok az da olsa belirli bir şişkinliğe ev sahipliği yapıyordu bu sabah.

Kafamı hızlıca onaylarcasına salladım. Bir yudum aldığında, az önce dudaklarımın değdiği yere değdirdiği dudakları gerçeğini gördüm. Boğazımda oluşan yumru, seslice yutkunmama sebep olmuştu. Bu hareketime nispet olarak, bardağı daha sıkı kavradı ve gözlerini gözlerim ile birleştirdi.

Bardağı yerine koyduğunda, dilinin dudağı üzerinde gezdiğine şahit oldum.

Bakışlarımı hemen başka yerlerde döndürmeye başladım. Bu hareket de neyin nesiydi şimdi?

Bir anda gelen esneme ile elimi dudaklarımın üzerine kapadım. Benden sonra esneyen Erez beklememiştim kesinlikle.  O görüntüye bir kez daha esnedim. Karşılığında bir esneme daha aldım. 

''Kes şunu.'' dedi Erez. 

''Bakma o zaman.'' dedim inatla. Sonra gözlerimi çevirdim ve başka esnemeleri engellemiş oldum. Beklediğim gibi de oldu. 

''Okul çıkışı,'' dedi konuşma başlangıcını yaparak. Gözlerimi ona geri döndürdüm. ''Dans sınıfında ol.'' diye sonlandırdı cümlesini. 

''Diğerleri?''

''İlk şarkı seçelim ve koreografi başlangıcını yapalım.'' dediğinde bu durum gözüme mantıksız gelmişti. Sonuçta, bir çok kafa bir çok fikirdi değil mi?

''Onların da olması daha sağlıklı olmaz mı?'' demeden yapamadım.

''Şu anlık hayır.'' dedi ve sandalyeden kalktı. Eline de kahvemi alarak yürümeye koyuldu.

''Kahvem?'' dedim çemkirerek.  

''Borcum olsun.'' dedi ve yürümesine bir saniye bile ara vermedi. Sorular ile yalnız başıma bırakmıştı, olacak iş miydi şimdi bu? 

Nefesimi dışarı vererek, yanıma gelen Deniz'e baktım. Yüzünde hoşnutsuz bir ifade vardı. Az önce Erez'in oturduğu sandalyeye oturdu. 

''Günaydın.'' dedim. Dudaklarını büzmüş, önüne bakıyordu. Duymamış gibiydi. Sağ elimi gözü önünde salladığımda dikkatini nihayet çekmiştim. 

''Sana ne oldu?'' diyerek atladım olaya. 

''Başka kime ne olmuş?'' dedi.

''Hiç kimseye canım. Kime ne olacak?'' dedim ani bir cevap kargaşası içinde. Tek kaşını kaldırarak inanmadığını belirtse de, sonra tekrar önüne döndü. Anlaşılan derdi o an ona fazlaydı ki, kurcalamaktan yana kullanmamıştı şansını. 

''Abim ya,'' dedi üfleyerek. ''Dövüşü bırakmıştı, yeniden başlamış.''

Bir adet soru bulundu.

''Dövüşlere mi?'' dedim kafamdakini önüne atarak. Erez hakkında bildiğim nadir şeyler vardı, o da zaten kendini açtığı kadarıydı. Bir de Deniz ile ortak olan geçmişlerinden kopup gelen bir kaç adet şey vardı.

''Evet,'' derken önünde kavuşturduğu kollarını açtı. ''Yedi, sekiz sene öncesinde dövüşlere başladı. Mete diye bir abi öğretti abime de. İlk sadece öğreniyordu, kendisini korumak adına. Zaman geçtikçe maçlara katılmaya başladı.'' dedi Deniz. Takılı kaldığım nokta 'kendisini korumak adına' olmuştu. Sorgulamadım çünkü daha bitmemişti belliydi ki.

''Sonra bıraktı. Tamam çok iyi dövüşüyor belki ama zarar aldığı zamanlar da oldu.'' dedi. Vücudum 'zarar' kelimesini işitince kasıldı ama belli etmedim. Dövüştü adı üstünde. Çok kötü şeyler olabilirdi ama içimden geçenler olmaması yönündeydi. 

Hangi insan evladı, bir diğeri zarar görsün isterdi ki zaten? 

''Zevk için değil, zorunda olduğundan mı dövüşe başladı?'' diye sordum. Bu Erez'in özeliydi belki ama merakıma yenik düşmüşüm bir anlığına. Eğer çok da özelse, açmazdı zaten.

''Gibi,'' dedi sıkıntılı nefesi bitkin sesine katarken. Beklediğim meydana gelmişti.Konuyu bana açmasının ne kadar doğru olduğundan emin olamıyordu. Doğrusu da buydu bence. Belki de günün birinde Erez açardı. ''Alina, bir şekilde vazgeçmesi gerek.'' derken, neden bana böyle bakıyordu anlamamıştım.

Sorgulamadım, çözüm sundum sadece.

''Konuş onunla.'' dedim.

''Denedim, ama denediğim ile kaldım,'' Abisini koruma iç güdüsü dışına vurmuştu. ''Neden böylesine saldırgan bir adam oldu birden bire, anlamıyorum.'' Mutluluktan arınmış bakışlarını yere çevirdi. Böyle oluşu içime sıkıntı düşürüyordu. 

''Sıkma canını,'' dedim. Omzunu sıvazladım bir kaç kere. ''Akşam dans için buluştuğumuzda, ne kadar yararı olmasa da ben de dil dökerim.'' dedim.

''Olmaz.'' dedi hemen. Gözleri büyümüş, kafası yerden kalkmıştı.

''Öyleyse konuşmam.'' dedim gülümseyerek. Gözlerini küçülttü ve bana baktı.

''Siz dans için mi buluşacaksınız?'' Jeton yeni düşmüştü. 

''Öyle bir karar aldı birden bire.'' dedim omuzlarımı silkerek. 

''Pekala,'' dedi düşünceli bir hali alırken yüz şekli. ''Ne yapalım biliyor musun, dövüşü olduğu bir gün gidelim izlemeye.'' dedi. Kafamla onayladım. 

Kısa bir muhabbetten sonra zil çaldı ve derse girdik.

*

Son ders de bittiğinde Deniz ile vedalaştım ve Ardayı buldum. Erez'e yarım saat içinde hazırlanıp geleceğimi söylemiştim. 

Arda'nın arabası ile hızlıca eve girdik ve soluğu odamda aldım. Nedense içim bir hoştu. Manasızdı. 

Altıma tayt, üzerime de bol bir tişört giydim. Kapşonluyu da geçirdikten sonra spor çantasına telefonumu attım ve hızlıca aşağı indim. Eve girdiğimde annem salonda oturmaktaydı. Ona haber vermiş ve onayını almıştım. 

Arabanın anahtarını aldıktan hemen sonra dışarıya fırladım. Hareketlerim olağan bir hızdan daha da hızlıydı. 

Arabaya attım kendimi. 

Aklıma bir kez daha Soykan'ın görüntüsü düştü. 

Gülümseyerek arabayı çalıştırdım ve gaza bastım. 

Yaklaşık on dakika olmadan okul bahçesindeydim. Arabayı boş bulduğum bir yere park ettim ve koşar adımlarla okuldan içeriye girdim. 

Alt kata inerken, kalp çarpıntılarım ağzımın içerisinde dahi hissediliyordu. Bu çocuk garip bir şekilde beni heyecanlandırıyordu. Bunu fark etmek ise hiç hoş değildi. Görmezden gelmek ise içimde kaos yaratıyordu.  

İçeriye ani bir şekilde daldığımda Erez'i yere oturmuş, elindeki cd'lere bakarken bulmuştum.

''Otuz sekiz dakika,'' dedi bakışlarını yüzüme tırmandırırken. ''Sekiz dakika geç kaldın.''

Şaşkınlık ile aralanan gözlerim, benden bağımsızdı. Kafamı salladım ve çantamı köşedeki sandalyelerin üzerine bıraktım. 

''Geldim işte.'' dedim omuzlarımı hafifçe silkerek. Dakika tutmuş olduğu gerçeği silinip gitmiyordu ki kafamdan. Oraya bir yere yazılmıştı. Sonrasında oluşan bakışları kendimi suçlamam için var gibiydi. Hem yarım saat diyordum, hem de geç kalıyordum. Üstelik umursamadığımı da göstermiştim. İyice sorumsuz biri mi oluyordum yoksa?

''Kusura bakma.'' diye bir ekleme devraldı ortamı. Elinden destek aldıktan hemen sonra ayağa kalktı. 

''Aslında,'' dedi cd'lerin tekini uzatarak. ''İlk işimiz müzik seçmek olmalı. Sonrasında, ayrı zamanlarda müzik üzerine bir koreografi. En son, birleştirme.'' dedi.

''Müzik düşündün mü?'' diye sordum. 

''Bir de,'' dedi sorumu sessize almış gibi. ''Sana göstermem gereken videolar var. Kafanda bir koreografi oluşturabilmen için.'' Kafamı salladım onaylarcasına.

Cd çaların yanına gitti ve bir cd yerleştirdi. Sonrasında kulaklarımdan içeriye süzülen müzik ruhumu beslercesine güzeldi. 

''Biliyor musun?'' diye sordu.

''Earned İt.'' dedim onaylarcasına. Fazlasıyla iyiydi. 

(The Weeknd - Earned İt)

Sonra onu bir elini bana uzatır bir vaziyette buldum. 

''Benimle dans etsene.'' dedi bana doğru adımlarken. 

Şaşkınlık boğazımda takılı kalmıştı. 

İzin vermeme kalmadan, üzerindeki tişörtten hızlıca kurtuldu ve beni kolları arasına çekti. Çıplak göğsüne temas eden tenim anında tepki verdi ve karıncalanmaya başladı. Parmak uçlarım alev alev yanarken, bir yandan buz kesmişti. Gözlerim, o harici her yerde dolaşıyordu. Bunu fark etmiş gibi uzun ve biçimli parmaklarıyla yüzümü nazik bir biçimde kaldırarak, suratına bakmamı sağladı. 

Ardından beklenmedik bir hareket ile saçlarımı tokadan kurtardı ve hem omuzlarıma, hem de onun göğsüne dökülmesine izin verdi. 

''Çok daha iyi.'' dedi. Sorgulamak üzere açılan ağzım, beni geriye ittirerek saçlarımın yeri süpürmesine neden olduğunda kapandı. Yavaşça tamamlanan hareket son bulduğunda vücutlarımızı bütünleştirdi. 

Zaten temaslarına tepki veren vücudum, şarkının ateşi ile daha da katlanılmaz oluyordu. 

Beni kendinden uzaklaştırdı, halatları eline aldı. Geriye doğru çevrildikten sonra sırtım göğsü ile buluştu. Önümde çapraz bir şekilde olan kollarımızı yavaş bir biçimde açtı. Ona kalmadan kendimi ondan ittim ve tek elini tutar bir biçimde çevresinde döndüm. 

Beklemedi. Tam turu almamıştım ki, beni kendine çekmesi alev alev yanan ruhuma biraz su döktü. 

Ayrılmak istemez gibiydi her hareketi. 

Geriye çıktım, kolumdan tuttu kendine çekti ve beni zorlanmadan kucağına aldı. Kalçamın hemen altından dolanan  elleri, heyecanımı körüklemeye yetmişti. Kalbim susmuyordu, tıpkı nefes nefese kalışım gibi. Yüzümü kaldırdım ve o dışında bakılacak başka şeyler aradım. Beklemeden beni yavaşça aşağıya doğru indirdi. Ne zaman burunlarımız birbiri ile denk geldi o anda takılı kaldı.

Kendimi çekemedim, ondan kopamadım. Anın güzelliği dengemi sarsmıştı.

Yorgunluğunun altında kalan nefesleri suratımda yankılanırken derin derin nefesler alıyordum. Gözlerimi siyahlığından kaçmak için kapadım. O gözler içerisinde hapis kalmaktan korktuğumdan kaynaklıydı bu kaçışım. Öyleydi ki adamın gözleri güzeldi. Canlıydı, sıcaktı. 

Yere indirdi oldukça yavaşça biçimde. Tek kolumu sola uzunca uzatarak, parmaklarım arasından parmaklarını geçirdi. Diğer eli belimde, benim elim ise omzundaydı. Sağa bir adım attı, taklit ettim. Geriye götürdü, geriye gittim. Durmadı. Sırtım boylu boyunca uzanan ayna ile buluşuncaya kadar da devam etti. Sırtımın çarpma hızını almak adına, elini belimden omuzlarıma çıkardı ve acı hissetmememi sağladı.

Beklemeden elini çekti ve kollarımdan beni aynaya yasladı. Bu hareketi ile şu an istediği her şeyi yapabilirdi çünkü hareketlerime engel vurmuştu.

Şarkı sonlandı, Erez aynı biçimde kaldı. Gözleri yüzümdeki detaylarda gezinirken, gözlerimi kapadım. Onu böyle içten bir şekilde hissetmeyi istemiyordum. O beni incelerken, kalbimdeki filler tepinmeye başlamıştı. Karnıma akın akın kelebekler uçuşuyordu. Biliyordum ki hiçbiri iyiye işaret değildi.

Adamın ateşi, bedenimi çepeçevre sardı.

Sonra, kafası boynumdaydı. Şaşkınlıkla yapacağı şeyi beklerken, o terin karıştığı kokumu çekti. Hiç rahatsız değildi ki durumdan, kopmadı. Ellerim ondan kaymadı, o benden ayrılmadı.

''Erez.'' dedim saniyelerin tükendiği anda.

''Hı?'' Gibisinden bir homurtu çıkardı.

''Kafanı çıkarır mısın artık?'' dedim. Bu dediğim ile benliğim utancın altına girdi. Ama huylanmaya başlamıştım, elimde değildi ki!

Kafasını kaldırdı, kapalı olan gözleri yavaş hareketlerle açıldı.

''Keyfimi bölüyorsun.'' dedi homurdanarak.

Keyfimi bölüyorsun.

''Gitmemiz gerek.'' dedim yutkunarak. İki kelimelik bir cümle içimde patladı. Heyecanlara karıştı, olmaması gereken manalara bulandı.

Ellerini yukarıda kalmaktan yorulan kollarımdan çekti. Kollarımı bir kaç kez salladım anlık sızısına karşı. 

''Pekala öyleyse.'' derken, fırlattığı tişörtünü de yerden aldı. Asil vücudunda gezinen gözlerime anında hakim oldum ve çantamı alarak, ortamı saniyesinde terk ettim. Tabii ki Erez'e tek kelime etmemiştim.

Banyoda suratımı yıkadım, tişörtümü değiştirdim ve  üzerime kapüşonluyu tekrar geçirdim. Saçımı bağlamak için aradığım tokam hiçbir yerde çıkmayınca direk olarak odaya geri döndüm. 

Erez gitmişti ve tokam hiçbir yerde yoktu.

İç çekerek, okuldan dışarıya çıktım. Saçlarımın omzum ile teması sonucunda fazlalık gibi hissetmeme neden oluyordu.

Hava daha gündüzden geceye varmamıştı ama o yoldaydı. Dolayısıyla bu da işimizin çabuk bittiğini gösteriyordu. 

Beklemeden çantamı koltuğa koydum ve sürücü koltuğunda yerimi aldım.

Arabayı çalıştırıp dışarı varmamla, Erez'i görmem bir olmuştu. İkinci sefer aynı noktada, aynı şekillerde denk gelişimiz oluyordu. Onunla aynı konuma getirdikten sonra arabayı, camı araladım.

''Atla, bırakayım.'' 

Bu cümleme yaramaz bir edayla gülümsedi. İçten olmadığı fazlası ile ortadaydı. 

Yanımdaki yerini aldığında eli ile hareket etmemem için dur işareti yaptı.

''Kahve borcumu kapatayım mı?'' diye sordu. Bugün çaldığı kahvemin hesabından bahsediyordu herhalde. Bir şekilde nazikliği beni şaşırtmıştı. 

''Şu an mı?'' diye sormadan geçemedim.

''Şu an.'' dedi yüzünü yola çevirdikten hemen sonra. Tamam, kahve güzel bir teklif olabilirdi ama bu haldeyken bir yere gitmek isteyeceğimi sanmıyordum.

''Daha sonra olsa?''

''Olsun.'' dedi ve kaşlarını kaldırıp indirdi. Bana fark etmez der gibiydi gözleri. 

Suskunluğumu kullandım, radyoyu açarak ismini bilmediğim ama kulağa hoş gelen bir müzik ikram ettim bizlere. O da bana uyum sağlayarak evine vardığımız süre boyunca ağzını açmadı.

Vardığımızda da susmamıştı ki, konuşma nedeni bileğindeki tokamı görmem olmuştu.

''Erez, tokam?'' dedim fark ettiğimi belli edercesine. Bütün bir yol boyu o tokayı nasıl fark edememiştim bilmiyordum ama daha önemli bir sorum vardı ki, o toka neden onun bileğinde idi? 

İlk bileğindeki tokaya baktı orada olduğunu görmek istercesine, sonra bakışlarını yüzümde asılı bıraktı. 

''Tokan?'' 

''Rica edersem, tokamı verir misin?'' dedim.

''Rica etsen de vermem, etmesen de ufaklık.'' dedi gülerek.

''İhtiyacın varsa yenisini alabilirim?'' dedim. Alttan alttan da gülmeyi unutmamıştım tabii ki. 

''Bu inatçılığına karşı senin ihtiyacın var herhalde. Yenisini alabilirim?'' diye de taklit etti. Kesinlikle benim gibi alttan alttan gülmemişti. Suratımı buruşturdum. Madem alabilirdi, gitsin ve yenisini alsındı. Bu toka benim bir parçam olmuştu nihayetinde. 

''O zaman git ve kendine yenisini al.''

''Bunu istiyorum, ufaklık.'' dedi buram buram alay kokan sesle. 

''Bana ufaklık demekten vazgeç.'' dedim. Resmen sinirlerim geriliyordu. 

''Bu toka bende kalacak.'' dedi ve yüzü ciddi bir ifadenin arkasına girdi. Bir anda değişimine şaşırmadığımı söyleyemezdim. 

Sustum, o da memnuniyet ve bileğindeki bordo tokam ile arabadan indi. 

=

Geldim, geldim! Çok beklettim mi canlarım? 

Biraz kısa oldu sanırım, hatta ve hatta içime çokça da sinmedi ama sizleri bekletmek de istemedim. İnşallah siz beğenerek okursunuz.

Bol bol Erez vardı değil mi?

Haydi, bir diğer bölümde görüşmek üzere.

Sizleri kocaman kocaman seven bir adet yazardan. 









Continue Reading

You'll Also Like

401K 25.4K 51
Halısahada eksik adam olduğu için rastgele numaralara yazan bir adam ve futboldan dahi anlamayan kız... Siz: Manyak mısın nesin Seni tanımıyorum etm...
AZE By ...

ChickLit

647K 39.5K 39
PANOMDA VE KİTABIMDA REKLAM YAPANLARI ENGELLİYORUM, YORUMLARINI SİLİYORUM. *** "Tahsin amca kim bu herif?" diye sordum. Kara gözleri avına odaklanmı...
144K 6.3K 41
O konuşmadı. Kimse sormadı. Çünkü burada herkes susar töreler konuşur.. Bir berdel... Bir sakat ağa... Ve ölü bir ev gibi duran konağın içindeki sırl...
349K 21.6K 38
İtalya'ya dil geliştirmek ve ünlü moda tasarım şirketiyle çalışmak için giden İzge, havaalanında talihsiz bir olay yaşar. Tüm gerekli evraklarının ol...
Wattpad App - Unlock exclusive features