Bölüm 30: Cehennem-İntro

143 18 0
                                    

-Sanders-

"Kızlar!"

Gözlerimi sıkı sıkı kapatıp yorganıma daha sıkı sarındım. Her ne kadar sanki bir hafta uyumuşum gibi gelse de yatak sıcacıktı ve yumuşacıktı.

"Sanders, eğer kalkmazsan ping tuşuna basarım." Canavarın dikkatini çekmiştim.

"Ne olur 5 dakika daha."

"Olmaz. Saat zaten olmuş altı."

"Bana ne." Şu an ping tuşu bile korkutucu gelmiyordu.

"Bir dakika veriyorum. Sonra kalkacaksın." Başka tarafa yöneldi. "Noire. Kalk."

Kız sessizce kalktı. Yani sessizce kalktığının sesini duydum.

"Üstünü düzelt asker."

Bir süre sessizce bekledikten sonra erkek koğuşu olması yüksek ihtimal olan bir odaya doğru yürüdü. "Edward, asker. Kalk."

"Canın cehenneme, orospu çocuğu."

"Senin canın cehenneme. Claire seni bekliyor."

Yatağından gürültüyle sıçradı. "Nerde?"

Gülerek bizim odaya geri geldi. Kontrolümde olmadan ben de gülümsüyordum.

"Sanders, zamanın doldu."

Cevap vermedim.

"Sen kaşındın."

Sağ gözüme aniden saplanan keskin sancıyla haykırdım ve yere yuvarlandım. Kendim kaşınmıştım ama uykudan eser kalmamıştı.

"Günaydınlar majesteleri."

"Kes sesini hain kurtçuk."

Gülerek Claire'ın yanına yöneldi. "Claire hayatım. Kalk."

"Tamam babaaa." Gözlerini ovarak kalktı. Gece amma da içmişti. Sünger gibi.

Yorgana sarınarak ayağa kalktım. Evet, üzerimde sadece iç çamaşırlarım vardı.

"Sanki daha önce görmedik." Doktor söylenerek beraber yatan diğer ikilinin yanına yöneldi.

Dur bir saniye. Ne?

"1796? İtalyan? Sizi gidi küçük sevgi tomurcukları."

İtalyan bir anlığına hiddetle doğruldu ama sonra yine aynı hiddetle geri yattı. Hızla hareket ettiğinden görmek zor olmuştu ama omuzları gayet de çıplaktı.

Sizi gidi sizi.

"Tamam biz kalkarız. Siz gidin." Gülmeme engel olmaya uğraşmadım. İtalyan da bazı durumlarda benim kadar kızarabiliyordu. Ama platin sarısı saçları sayesinde benim oluşturduğum kontrastı yakalayamıyordu. Sarı kırmızı. Türk futbol takımı vardı bir tane böyle.

"Tamam. 2 numaralı antrenman odası. 10 dakika içinde." Kapıdan sakince çıktı.

Üzerimdeki yorganı yatağın üzerine bıraktım. Etrafta başka iç çamaşırı olmadığı için çantamdaki iki çiftle idare etmek zorundaydım. Onları da yatarken giyiyordum zaten.

Erkek tarafına doğru seslendim. "Biz çıkmadan o odadan çıkarsan ölürsün çomar."

"Tamam. Zaten senin o sarkık göğüslerine çok da meraklı değildim."

Terbiyesiz. Neyse ki doktora cehennem sözü için güveniyorum.

Dolabıma doğru yöneldim ve gayet günlük iç çamaşırlarımı çıkarttım. Sonra da her zamanki siyah atlet ve yeşil pantolonlardan bir takım alıp yatağımın üzerine attım.

"Kalkmıyor musun Marie?"

"Hayır. Sen giyin çık ben sonra gelirim."

"Utanıyor musun yoksa?" Pantolonu üzerime geçirdim.

"Hayır. Neden utanacakmışım ki?"

"O zaman?" Atleti de üzerime geçirdim. Aslında kıyafetler rahattı. Ama iç çamaşırı yoktu işte.

"Kalkamam işte."

"O zaman ben kaldırırım." Çevik bir hareketle yorganı üzerlerinden attım ve hala kütük gibi uyuyan Hope'un ve italyanın cılız gövdelerini floresan lambanın ışığıyla buluşturdum. Ama sandığımın aksine gayet giyiniklerdi. Hayal kırıklığı.

"Çok sıkıcısınız. Ben gidiyorum." Arkamı döndüm ve kapıya doğru yürüdüm. "Claire, Noire. Haydi."

-Arc-

Odaya vardıktan üç dakika sonra Sanders ve kurt kızlar, onlardan beş dakika kadar sonra da geri kalan muhteşem üçlü damladı. Kimsenin konuşacak hali yoktu. Hope ve Claire ayakta uyuyordu. Edward sinirden dudaklarını ısırıyordu. İtalyan vişne çürüğüydü. Sanders da fazla ciddiydi diyelim.

"Evet kızlar aynı geçenki gibi. Akşam beşe kadar koşacaksınız. Claire bu sefer sen de. Ve Noire, çok yorulursan iki dakikalık aralar verebilirsin ama sadece sen. Hadi." Arkasını dönmüş uzaklaşan Edward'a seslendim. "Edward, sen kız mısın yavrucuğum?"

"Hayır efendim."

"O zaman buraya gel."

İki adım yaklaştıktan sonra sol elini yıldırım hızıyla çıkarttım.

"Sen- Ne-"

"Beş yüz bin şınav. Saat beşe kadar bitmezse kovulursun."

Tek bir kelime dahi etmeden yere yattı. Yatacaktı da. İt herif.

Protezine baktım "Grippy 231. Neden?"

"Hiç."

Bok hiç. Kim sol kolunda bir fosille dolaşmak ister ki? Yüz yıllık teknoloji. Hassasiyet sıfır. Güç sıfır. Esneklik sıfır. Herşey sıfır.

"O zaman buna el koyuyorum. Müze açmayı düşünüyordum zaten."

"Keyfin bilir."

Proje E.D.E.N. [Son]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin