Bölüm 25: Black Dog Revival

155 22 0

Not: Tıbbi derecede kan içerir. Rahatsız olurum diyorsanız Victoria'nın bölümünü atlayın.

-Vicky-

"Agnes, ameliyathane hazır mı?"

"Hazır, Bayan Stone."

"Güzel. Vücutları ayarla ben geliyorum."

Telefonu kapattım. James tam bir baş belası. Bu ayki bana itelediği 4. iş. Dünya üzerindeki en iyi doktor işten kaçıyor. Gülümsedim. Sinirlerim bozulmuştu.

Ayağa kalkıp odadan çıktım. Ameliyathane yakındı zaten o yüzden pek de acele etmesem de olurdu.

James William Arcstein. Benim dönemimde okutulan nöroloji kitaplarında adı geçiyordu. Dünya üzerinde gelmiş geçmiş en zeki varlık. O zaman ona karşı büyük bir hayranlık duyardım. Ve de imrenirdim. Normal bir insanı dörde katlayan adam. Yanlış anlaşılmasın. Benim de en az iki üç konuda adım geçmiştir. Ama üstüme tez yazılmamıştır herhalde.

Ameliyathanenin kapısını açtım. "Herşey hazır mı?"

"Evet efendim."

Üstümdeki kıyafetleri çıkartıp steril ameliyat önlüğünü üzerime geçirdim. Sonra da bir kaç sterilizasyon zımbırtısından geçip vücutların yanına geldim.

"Üzgünüm geciktim bir saniye- hey Vicky."

James. Neden burdaydı ki.

"Niye geldin?"

"Kıyamadım."Maskenin altından güldü.

"Ciddiyim."

"Ben de. Bu aralar sana çok yüklendim. Hem bu ameliyatları severim, bilirsin."

"Ya."

Önümdekilere baktım. Damarları bir makinaya bağlı kurt kafası ve sakin, hatta neredeyse huzurlu bir şekilde kafası sabitlenmiş oturan kadının bedeni. Bitkiseldi, o yüzden bütün bunlar herhangi bir anlam teşkil etmiyor.

"Tamam sen kızın kafasını boşalt, ben kurdu hallederim."

Kızın kafa derisini kafasının tepesine yakın bulunan kulaklarının iç tarafından neşterle hafifçe kesip biraz kaldırdım. "Kemik testeresi."

Agnes ufak daire kesiciyi uzattı. Pizza dilimleyici gibi ama saniyede 10000 devirle. Yumuşakça kemiği kesmeye başladım. Bu işlerde sert muamele ölümle eşdeğer.

Kafatasının kestiğim parçasını kaldırıp Agnes'a verdim. "Platin implant için deriyi hazırla."

"Tamam efendim."

Kemiği aldı. Ben de zaten ölmüş beyne baktım. Aslında ölmüş demek yanlış olur. Bir daha kazanamamak üzere işlevini yitirmiş desek daha doğru olur.

Normal bir beyin kafatasının içine tam oturur. Kızın kafasındaki et parçası ise büzüşmüş ve etrafında gayet boşluk bırakmıştı. Başka hiçbir şeye zarar vermeden dış beyni rahatça çıkardım.

"Burası hazır, Jim. Ne durumdasın?"

"Burası da tamam."

"O zaman sihrini konuştur. Sinir cerrahı sensin."

"Piki."

Adam kurdun beynini kızın kafasına yavaşça sokup uğraşmaya başladı. Büyücü. 

"Tamam bu kadar."

"Emin misin? Beyin akti-"

"Eminim Vicks. Kafayı kapat."

"Peki. Agnes, platini ver."

"Buyrun."

Kızın uzattığı çanağı aldım. Yarı sentetik platin destekli yassı kemik protezi. Kafatasındaki açıklığa yerleştirip özel bir yapıştırıcıyla sabitledim. Eskisinden de güzel olmuştu. Deriyi yerine çekip onu da başka özel bir yapıştırıcıyla sabitledim. Bu özel yapıştırıcılar sayesinde dikiş artık rafa kalkmıştı. Çok kısa sürelerde yüzde yüze yakın doku rejenerasyonu.

"Bu kadar."

Kızın saçını okşadım. Kazıtmamıştım. Eskiden bu tarz (Sanki eskiden beyin transplantı vardı ya.) işlemler için saçın kazıtılması mecburiydi ama şu an pek de gerek görmüyordum.

"İyi iş, Vicks. Standart bilgi yükleme prosedürü. Adı Noire. Ne zamana hazır olur?"

"Beş gün?"

"Beş gün mü? Aslında boşver, ben on dakikada hallederim." Cebinden o meşhur hesap makinesini çıkardı ve sırtındaki girişe bağladı. Bir miktar kodladıktan sonra da geri çekti.

"Bu kadar."

Biliyor musunuz? Hiç ama hiç şaşırmadım. Bu herifi yeteri kadar uzun süredir tanıyordum. Onun için bu tarz şeyler gayet doğaldı. Nefes almak gibi.

"Etkilendin mi?"

"Hayır."

-Pembiş-

Kendimi yatağıma attım. Herkes uyuyordu. Edward'ı bilmiyorum tabi.

"Jess?"

"mmm..."

Günün bu saatinde nasıl uyuyabiliyorlardı ki. Saat olsa olsa öğlenin ikisiydi.

Kapı gürültüyle açıldı. "Uyanık olan?"

Gözlerimi açmadan kolumu havaya kaldırdım. "Ben."

"Kalksana o zaman, davetiye mi lazım?"

Yataktan sıçrayarak kalktım. Doktor arkasında siyah saçlı, yapılı bir kızla duruyordu.

"Doktor... Yoksa o-"

"Evet Noire. Bu Noire." Kıza döndü. "Noire, bu Teğmen Hope Skyheart."

Kız yavaşça başını salladı. Yanına yaklaştım. Aynı Claire ve Edward gibi bir kuyruğu ve kulakları vardı. "Merhaba."

Başını bir daha salladı ama bu sefer selamlar gibi.

"Konuşamıyor musun?"

"Aslında konuşabiliyor ama alışması lazım." Kızın başını okşadı. "Ama söylenen herşeyi anlayabiliyor."

"Güzel." Kız gülümsedi. "Ben de başını okşayabilir miyim?"

"Tabi, keyfine bak." Sözünü söyledikten sonra yavaşça odasına girdi ve kapıyı kapattı.

"Başbaşa kaldık, ha?" Başını okşadım. "Bundan sonra beraberiz. Yatağın en uçtaki boş olan." Bileğinden çekerek yatağına götürdüm ve oturttum. Ben de yanına oturdum tabi.

İnsan kılığında bir evcil hayvan. Buna alışabilirim.

Üzerindeki hasta önlüğüne baktım. Bunlardan çok çekmiştim. "Bir saniye bekle, sana kıyafet getirim."

Koşarak kızın olması gereken dolabı açtım ve bir pantolon ile atlet aldım. Herkese bunlardan dağıtıyorlardı herhalde. Sonra da geri döndüm.

"Ayağa kalksana." Yavaşça ayağa kalktı.

"Kendin giyinebilir misin?"

Başını iki yana salladı. Evet demesini beklemiyordum da zaten. Belindeki ipi çözüp kumaşı nazikçe çıkardım. "Kollarını getir."

Kollarını uzattı. Ben de atleti önce kollarından, sonra da kafasından geçirdim. Gayet de güzel oturmuştu.

"Şimdi de pantolon."

Proje E.D.E.N. [Son]Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!