Bölüm 3: Yeni Evine Hoşgeldin

339 34 11

-Arc-

Laboratuvardaki dev ekranda oyun oynamakla geçen 6 saatin ardından her ne kadar istemeyerek de olsa 1796'nın bulunduğu yaşam ünitesinin bulunduğu odaya geldim.

Kapı benim yaklaşmamla usulca açıldı. Büyük ışıklı tüp şeklinde 1980'lerin bilim kurgu tarzı gayet klişe bir fanus, yanında ufak bir monitör ve klavye. Herzamanki görüntü. 2007 olsaydı belki ilgimi çekebilirdi.

"Uyandır."

-1796-

Kontrolümde olmadan o lanet olası karanlık kuyudan çıkarıldığımı hissettim.

Neon şovalyelerinin eline düşmüşüm. Bu da olacaktı demek ha. Kimbilir bana neler yapacaklardı.

Yüksek bir erkek sesiyle irkildim.

"Günaydın Rapunzel."

O an önümde dikilip sırıtan adamın kalbini çıkarıp kanını içmek istedim.

"Konuşamıyorsun ha? Dur sana biraz yardım edeyim."

Adam yavaşça dalga geçer gibi iki üç adım yaklaşıp yanımdaki terminalin birkaç tuşuna bastıktan sonra eski yerine geri döndü.

"Birşeyler düşün, hadi."

"Canın cehenneme, neon piçi."

Çıkan sesle ürktüm. Ağzımı oynatamama rağmen ses bir yerden çıkmıştı. Neon teknolojisi korkutucu.

"Ben de seni seviyorum." Çok eğleniyormuş gibi görünüyordu

"Çıkart beni buradan. Çıkart ki seni parçalarına ayırabileyim."

"O işler öyle yürümüyor prenses. Hem olur da çıkatırsam ne yapabileceksin ki." Kollarını bir tavuk gibi çırpmaya başladı.

"Duyduğuma göre espiri kabiliyeti ile zeka arasında sıkı bir bağlantı varmış. Ne dersin ha, dörtgöz?"

Suratındaki ifade bir anda dondu. "Bu konuda sana tamamen katılıyorum..." Damarı bulmuştum. "...Ama yerinde olsam hayatımın bağlı olduğu adamla böyle konuşmazdım."

Her ne kadar devam etmek istesem de adamın sözleri sonucu içinde bulunduğum durumum ani şekilde farkına varmam buna engel oldu. Hayatta kalmak için uslu bir kız olmalıydım.

"Ö-özür dilerim."

Kahkahalarla gülmeye başladı. Bana işkence gibi gelen uzun bir süre boyunca da devam etti. Sonra aniden ciddileşti.

"Bu kadar şaka yeter. Önce sana bir kaç soru sormam lazım. Rutin bilişsel işlev muayeneleri." Birkaç saniye durakladıktan sonra terminalin altından ufak katlanır bir tabure çıkarttı. Tabureyi hiç de acele etmeden kurdu, terminalin önüne koydu ve devam etti. "Adın?"

"Hope Skyheart."

"Kaç yaşındasın?"

"16."

Gayet ciddi bir şekilde sormaya devam etti. "Elli iki artı kırk sekiz?"

"Yüz."

"Hayır yüzmem." Neden böyle birşey dediğini anlamadım. Teknolojinin yan etkileri herhalde. "Haftanın 5. günü?"

"Cuma"

"Sol elinle burnuna dokunarak- Pardon bunu geçelim." Biraz durakladı. "Bunu da. Bunu da. Evet tamam. Görünüşe bakılırsa bu durumdaki bir hastayla ancak bu kadar oluyor." Gülümsedi.

"Şimdi ne olacak?"

"Görünüşe bakılırsa iki seçeneğin var. Fiziksel istatistiklerin gayet güzel. Genetik olarak da çöp sayılmazsın." Gözlerini ufak ekrandan kaldırıp bana baktı. "Yani ya eksik uzuvlarını tamamlayıp senden bir neon şovalyesi yontmaya çalışacağız, ya da E.D.E.N projesine katılıp benim kişisel kobayım olacaksın ve büyük ihtimal öleceksin." Gözlerini devirdi.

"Ya da?"

"Başka seçenek yok." Gözlerimin içine bakmaya devam ediyordu. "İki seçenek. Karar senin ama tavsiyem ilkini seçmen."

"Matthews? Matthews-"

Sözümü kesti. "Ölü."

İçimden gelen gülme isteğini zorla bastırdım "O zaman ikincisi."

Matthews öldüyse benim de yaşamamın pek anlamı yoktu.

En azından o kendini kurtarmıştı.

-Arc-

Son sözünden sonra beyninde bir sorun olduğuna emin oldum.

"Emin misin."

"Evet."

"Bir daha soruyorum. Emin misin?"

"Evet."

"KAHRETSİN, EMİN MİSİN?"

"EVET. LANET OLSUN. EVET."

Galiba fazla bastırmıştım. Yavaşça ayağa kalkıp odanın köşesindeki kameranın kablosunu söktükten sonra geri oturdum.

"Normalde bunu yapmam yasak." Kızın ifadesiz yüzüne baktım. "E.D.E.N. projesi ne demek biliyor musun?"

Cevap gelmedi. Bilmiyordu.

"E.D.E.N. projesinin asıl amacı, savaş sonrası şartlara uygun bir ırk yaratmak." Derin bir nefes aldım. "Özetle demek istediğim, ölürsen şanslı olacağın. Deneye girersen insanlığını kaybedebilirsin. Hareket eden herşeyi besin olarak gören bir canavara dönüşebilirsin." Ayağa kalkıp fanusa bir yumruk indirdim. "Bir daha soruyorum. EMİN MİSİN OROSPU!?"

Cevap gelmedi.

"Orada olduğunu biliyorum. Hadi ama."

Cevap gelmedi.

"Tamam. Bunu yapmam da yasak ama sana yarına kadar düşünmen için süre. Yarın sabahın erken saatlerinde geri döneceğim. Kararını ver."

Uzun bir süre sessizliği genç kızın bilgisayar filtreli sesi bozdu. "Teşekkürler"

Klavyeye doğru yöneldim. Girdiğim birkaç ufak komut onun uyanık olduğunun anlaşılmasını engelleyecekti. İşimi bitirdikten sonra kameranın kablosunu geri taktım.

"İyi geceler prenses."

Odaya nasıl girdiysem öyle çıktım.

Sorarlar adama, neden bu kadar yumuşaktın diye. İşin aslını merak ediyorsanız kızın ölüp ölmemesi zerre kadar umrumda değildi. Tanrılar basit yaratıkların sorunlarıyla meşgul olmazlardı çünkü. Canımı sıkan tek şey 2. seçeneği seçme olasılığıydı. 1. seçenek benim için her açıdan daha ekonomik olurdu.

Ofisime doğru yavaşça yürümeye başladım.

- YAZARIN NOTU -

Selamlar.

Canım böyle bölümün sonuna ufak kritik yapmak istedi.

Arcstein benim için yazması gayet zevkli bir karakter. Şu "Karakteri ben kontrol etmiyorum, o kendi istediğini yapıyor." olayını yaşattı bana. Pure evil. Pure.

Adam tanrılığını iddia ediyor işte.

Bunun dışında 1796'yı neon mu yapsam, mutant mı pek karar veremedim. Yorumlardan bana istediğiniz aklı verebilirsiniz.

Sonraki bölüme kadar hoşçakalın.

-PhX

Dipnot: Ufak birkaç anlatım bozukluğu ve imla hatasını düzelttim. Bildirim gelirse sorry.

Proje E.D.E.N. [Son]Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!