"Tek söyleyebileceğim, oldukça uzun bölüm oldu ve emeğe saygı olarak yorum ve beğeni (vote) istiyorum! Keyifli okumalar!!
****
Sedat arabasına binip işine doğru ilerlerken aklı evde kalmıştı. Asude'nin üzülmesini istemiyordu. Birkaç hafta önce kendisine gelen mektubu hatırladı. Seher'in öldüğünü biliyordu ama oyun olabileceği düşüncesi ile buna ihtimal vermemişti. Tekrar hayatlarına o kadını sokmaya niyeti yoktu. Ama bu gün Vedat'ın gelmesi ile yeniden geçmişe dönmüş ve yaptığı büyük hatayı hatırlamıştı. Asude'nin o çocuğa nasıl sarıldığını görünce içi biraz olsun rahatlayan adam, cebindeki telefonunu çıkararak kardeşini aramıştı. Kısa bir konuşmanın ardından akşama konağa gelmelerini söylemiş ve telefonunu kapatmıştı. Ofisteki işlerini erkenden bitirip konağa dönmek için acele etmesi gerekiyordu.
***
"Anne ben çok yorgunum. Odama çıksam sorun olur mu?" Melek annesi ile Vedat'ı yalnız bırakarak kendi odasına geçerken Asude kızının kapıdan çıkışını üzgün gözlerle izlemişti.
"Nasıl oldu bu iş?" Vedat Asude'nin bakışlarını fark edince sormadan edememişti. Asude gülümseyerek yanında oturan genç adama baktı.
"Burada olmana çok sevindim canım, nerede kalıyorsun?" Vedat konunun değişmesinden hoşlanmasa da sonra öğrenirim diyerek Asude'ye cevap vermişti.
"İlçedeki lojmanda kalacağım, daha dün geldim."
"Melek'in evlendiğini nereden öğrendin peki?" Asude şüphe ile genç adama bakarken Vedat sıkıntı ile bakışlarını kaçırmıştı. "Çekinmede söyle hadi, onun Arıkan konağında olduğunu kim söyledi sana?"
"Ben karakola giderken bindiğim minibüsteki yolcular konuşuyordu. Arıkanların beyinin Solaklı beyinin kızını kuma aldığından bahsediyorlardı. Başta inanmak istemedim ama kadına kızın adını sorunca Melek ablamın adını verdi. Emin olmak için konağa gittim. Sana o kadar benziyor ki, o olduğunu anlamamak için aptal olmak gerekirdi."
"Bana benziyor değil mi? Kaderi de bana benzedi baksana. Çirkin bir iftira tüm hayatını mahvetti."
"İftira mı?" Vedat merakla Asude'ye bakarken onun bakışlarına dayanamayan Asude başını çevirmişti. "Nasılsa öğreneceksin," diyerek Asude olanları Vedat'a anlatmış sonra da derin bir nefes almıştı. Vedat ablasının başına gelenlere inanamıyordu. Ama dün ve bu sabah eniştesi olacak adamın davranışlarını gördükten sonra az da olsa ablası için endişesi azalmıştı. Kendi nasıl davranıyordu bilmiyordu ama evdekilere ablasını ezdirmediği belli olmuştu. Ya da kendisi orada olduğu için böyle davrandıysa? Genç adamın içine düşen kurt canını sıksa da nasılsa sık sık ablasını ziyarete gidecekti.
"İlçe buradan bir saat, burada kalamaz mısın?" Asude'nin sorusu Vedat'ın gerilmesine neden olurken cevap vermekte gecikmemişti. "Bunun doğru olacağını sanmıyorum, izin günümde seni ziyarete gelirim nasılsa. Hem Sedat..." Vedat ona nasıl hitap edeceğine karar veremiyordu. Kendisine bir şey dememiş olması demeyeceği anlamına gelmezdi. Düşündükçe içinden çıkılmaz bir durumda olduğunu hisseden genç adam "Sedat Bey varlığımdan rahatsız olabilir," dedi. Asude onun çekincesini anlayabiliyordu ama kocasını da tanıyordu.
"Sen Sedat'ı dert etme eminim o da senin burada kalmana mutlu olacaktır." Vedat kadına inanmak istese de sessiz kalmaya karar verdi. Kapı ağzında kendisine bakan ikiliyi gören Asude gülümseyerek "Gelsenize çocuklar," dedi. Suat annesi ile samimi bir şekilde konuşan adama dik dik bakarken Can da ondan aşağı kalır bakışlar sergilemiyordu.
"Anne bu kim? Babam gördü mü onu?" Suat alttan alta annesine babasının kızacağı sinyallerini verirken Can daha açıklayıcı bir şekilde konuşmuştu.
"Yenge, amcam evde yabancı biri olduğunu duyunca kızmayacak mı? Üstelik yalnızsın onunla, bize haber etseydin ya," dedi. İki genç oğlanın sözleri ile gülümseyen Vedat, hayal meyal bebekliğini hatırladığı ve diğerinden daha gelişatlı görünen çocuğun Can olduğuna karar vererek "Kocaman adam olmuşsun Can," dedi. Can kaşlarını çatarak Vedat'a bakarken arkalarından gelen Melek ikilinin ensesine hafif vurarak "Ne bakıyorsunuz öyle, abinize hoş geldin desenize!" dedi. Suat ablasının sesini duyunca her şeyi unutmuştu.
"Abla sen ne zaman geldin?" Can'da genç kıza sıkıca sarılarak onu özlediğini söylemişti. "Siz ikiniz ne kadar beceriksizsiniz. Ben size ne görevi vermiştim, hala bir ipucu yok mu?" İki çocukta mahcup bir şekilde ona bakarken Melek dayanamayarak ikisine de sıkıca sarılmıştı. "Tamam, nasılsa bulacaksınız. Hadi Vedat abinize selam verin." Suat ve Can şüpheli bir şekilde genç adama bakarken onun bakışlarını yakalayan Melek gülerek "Bak Vedat, bu yakışıklı benim kardeşim Suat, bu da Suat amcamın oğlu Can," dedi. Can bakışlarını Melek'e dikerek "Biliyor musun abla, babam bana annemin resmini buldu, sana göstermedim değil mi?" dedi heyecanla. Melek Can'ın heyecanına mutlu olurken onun hızla salondan çıkıp gitmesini izlemişti.
"Suat öyle bakıp durma geç Vedat abinin yanına otur."
"Ama abla, onu tanımıyorum ki?"
"Yakında tanırsın merak etme. Hem bundan sonra abini daha sık göreceksin. Ona alışsan iyi edersin."
"Ama babam bundan hoşlanmayacak." Suat'ın sözleri ile yüzlerdeki gülümseme solarken Melek işi şakaya vurarak "Babam anneme yaklaşan kimseden hoşlanmıyor, senden bile."
"Kardeşinle düzgün konuş Melek," arkalarından gelen sesle herkes gerilmişti. Sedat işe giderken yarı yolda vazgeçerek konağa dönmeye karar vermişti. Vedat'ın döndüğü gün karısının yanında olması gerektiğini düşündü. Vedat hızla oturduğu yerden kalkarken onun bu davranışı Sedat'ın gözünden kaçmamıştı.
"Oturun hadi, akşama Yağız'lar gelecek." Asude kocasının kaçamak bir şekilde Vedat'a baktığını görünce gülmemek için kendisini zor tutmuştu. İki adam da ne konuşacağını bilmez bir şekilde öylece bekliyordu. "Madem akşama aile toplantısı var, hadi hazırlık yapalım kızım!" dedi. Asude yerinden kalkmak istediğinde hiç beklemediği bir kişiden, Vedat'tan veto, yemişti.
"Anne sen kalkmamalısın, dinlenmen gerek!" dediğinde Sedat kendisinden önce davranan genç adama kaşlarını çatarak bakarken Melek babasının ters bir şey söyleyeceğini düşünerek hızla araya girmişti.
"Vedat, gel seninle ahırlara gidelim. Rüzgârı özledim." Melek kapıya yöneldiğinde Sedat kızına seslenerek onu durdurmuştu.
"Kızım, rüzgârı almalısın, hayvan sen gittiğinden beri huysuz davranıyor. Seyis yemini yemediğini söyledi." Melek elbette atını yanında götürmek istiyordu ama Asaf'ın ne söyleyeceğinden emin değildi. Derin bir iç çekerek "Konaktakilerle konuşur atımı alırım baba. Şimdi iznin olursa, kardeşimle atımı tanıştıracağım," dedi. Melek'in Vedat'a kardeşim demesi babasının dikkatini çekse de bir şey söylememişti. İkili kapıdan çıktıklarında Suat yüzünü asarak "Anne, ablam neden o adama kardeşim diyor?" diye sorarken Asude kıskanan oğluna bakarak gülümsemişti. "Çünkü kardeşi de ondan ona kardeşi diyor. Sende Vedat'a abi demelisin. Hem senden büyük hem de bir zamanlar bu evde yaşadığı için." Sedat kaşlarını çatarak karısına baktığında Asude kocasına dönerek "Bakma bana öyle, sende biliyorsun ki onun bir suçu yok. Senden nasıl çekindiğini fark etmedin mi? Çocuk diken üzerinde duruyor sana bakarken," dedi.
"Çekinse iyi olur, sana bu kadar yaklaşmasına da izin verme."
"Yapma Sedat, kıskandığın için çocuğa kötü davranamazsın."
"Ben anlamam, karıma benden başka kimsenin yakın davranmasını istemiyorum." Suat kendisini unutarak atışan anne babasına gülerken Asude oğlunu fark ederek "Sen neden gülüyorsun? Babası kılıklı ne olacak. Kıskandığın için abine kötü davranırsan seninle bozuşuruz."
"Ama anne görmüyor musun, ablam bizi bırakıp onunla gitti."
"Çünkü abini özlemişti. Şimdi çok konuşma da git onlara katıl." Suat yüzünü asarak odadan çıkarken Sedat karısına dönerek "Polis olmuş demek, ne zaman geldiğini söyledi mi?" dedi. Asude kocasının merakına gülerken sorusuna cevap vermişti. "Dün gelmiş, oradan Melek'in yanına gidip geceyi orada geçirmiş."
"Damat laf etmedi mi orada kalmasına?"
"Bilmem sormadım. Etseydi söylerdi bana herhalde. Neyse yarın lojmana yerleşecek," derken kocasının tepkisini merak ediyordu. Sedat düşünceli bir şekilde karısını dinlerken aklı hala kendisine gelen zarfa takılmıştı. Asude ile konuşması gerekiyordu.
"Vedat'ı görünce sana söylemeyi unuttuğum bir şey geldi aklıma. Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum..." Asude merakla kocasına bakarken Sedat sıkıntı ile konuşmaya başlamıştı. "Birkaç hafta önce bana bir zarf gelmişti, babasının avukatından."
"Avukat mı? Ama neden?"
"Sanırım Vedat için! Ben takip etmemiştim ama nüfusta Vedat hala benim oğlum olarak kayıtlı görünüyor." Asude şaşkın bir şekilde kocasına bakarken birden gülmeye başlamıştı. "Ne yani Seher oğlunun babası ile olan savaşını kazandı mı?"
"Bunda gülünecek ne var Asude? Sana Vedat'ın benim nüfusuma kayıtlı olduğunu söylüyorum. Şuanda kanunen yirmi yaşında bir oğlum var."
"Yirmi bir!" diye Asude onu düzeltirken gülümsemesi devam ediyordu. "Bu durum seni eğlendiriyor mu karıcım?"
"Neden olmasın, hem sende biliyorsun ki Vedat'ın senin topraklarına ihtiyacı yok. Anne ve babasının ailesinin toprakları bizimkilerden daha fazla... Bu konuda sıkıntı yapmıyorsun değil mi?" Sedat başını iki yana sallayarak ona cevap verirken hala bu konuyu bu kadar savsakladığına inanamıyordu. Yıllardır yaşadığı mutluluğa gölge olmasın diye ne Seher'i ne de Vedat'ın sözünü ettirmemişti konakta. Şimdi ise Vedat geri gelmişti.
***
"Bu atı nereden buldun, harika bir şey bu?" Vedat hayranlıkla karşısında ki gece karası ata bakarken Melek'te gülümseyerek atını sevmeye başlamıştı. Sahibini gören at sevincini belli etmek istercesine başını genç kıza doğru uzatırken Melek'te onu geri çevirmeyerek sevmeye devam ediyordu. "Dedemin hediyesiydi. Küçük bir tayken vermişti bana ama görüyorsun ya muhteşem bir at oldu."
"Şanslısın bu konuda..." Vedat aklına her ne geldiyse hüzünlenmişti. Melek ona dikkatle bakarken "Ata binebiliyorsun değil mi? Dolaşmaya ne dersin?" Vedat ablasının teklifini kabul ederken seyisten ikisi için atları eyerlemesini istemişlerdi. Bir süre sonra ikili at üstünde konaktan ayrılırken Suat ve Can'da onlara katılmak için arkalarından gitmişti. Melek önde üç erkek hemen arkasında ağır bir şekilde ilerleyen gurup köylülerin dikkatli bakışları altında etrafı dolaşmaya başladı. Melek Vedat'a topraklar ve sınırlar hakkında bilgi verirken Vedat sadece etrafta onlara dikkatle bakanları izliyordu. Polis olmanın verdiği eğitimle nedense herkese şüpheli gözüyle bakıyordu. Üzerinde hala üniforması vardı ve yanında giyecek hiç kıyafet almamış olmak canını sıkmıştı.
"Hakkında dedikodu çıkaranları bulabildin mi?" Melek kendisine sorulan soruyla bakışlarını iki küçük oğlana çevirmişti. "Bu görev şu gördüğün ikilinindi ama hala bir şey yok."
"Abla biz ne yapalım, kimse ağzını açmaya yanaşmıyor."
"Demek öyle? O gün sende vardın Suat, hiç mi şüpheli bir davranışta bulunan birini görmedin?"
"Aslında şu Sezgin denen adam vardı ama o her zaman tuhaf davrandığı için dikkat etmeye gerek duymadım." Suat'ın sözlerine Melek başını sallarken Vedat atılarak "Kim bu Sezgin? Neden tuhaf davranıyordu ki?" dedi. Melek ona bakarak "Polis olduğunu hemen belli etmemelisin Vedat, sonra başın derde girer," dedi şakayla.
"Öyle mi, beni merak etme abla, ben başımın çaresine bakarım." Bir süre daha dolanan gurup vaktin geç olduğunu fark edince konağa dönmeye karar verdiler. Melek'in rahat bir şekilde köyde dolanması yine dilde dolanırken şaşkınlıklarını gizlemeyen bazı meraklılar yoluna çıkarak atını durdurmasını sağlamıştı.
"Hanımım, sizi görmek ne güzel. Beyinin bu köye gelmene izin vermediğini söylemişlerdi."
"Kim söylemişse yalan söylemiş. Beyim benim davranışlarımdan emin, siz kafa yormayın."
"Doğruya, nasılsa size olan düşkünlüğü bu köye kadar ulaştı." Kadının sözleri Melek'in dikkatinden kaçmazken aklına ilk evlendiği hafta köyde yayılan dedikodu gelmişti. Haberler ne çabuk dolaşıyordu köyde böyle.
"Desenize ünüm sınırları aşıp size kadar geldi. O zaman karşımda konuşmadan önce iki kez düşünmelisiniz. Ne de olsa ekmeğini benim topraklarımdan kazanıyorsunuz." Kadın Melek'in verdiği cevaba karşı bir adım geri giderken bakışlarını kaçırmıştı. Sesi kesilen kadın yoldan çekildiğinde ise Melek atı üzerinde daha dik bir pozisyona geçerek atını topuklamış ve konağa doğru yola devam etmişti.
"Bu neydi şimdi?" Vedat şaşkınlıkla genç kıza bakıyordu.
"Kendilerine yeni dedikodu arayanlardan biri işte, sen dert etme. Malzeme bulamayınca konuşamaz."
"Baban bunlara nasıl izin veriyor, eskiden olsa köyden kovardı."
"Annem izin vermiyor, yoksa köyde yaşayacak kimse kalmazdı." Melek'in sözleri ile iki küçük oğlan gülerken Vedat'ın canı sıkılmıştı. Kendi köyünde de dedikodu çok oluyordu. Hatta annesi ile geri döndüklerinde çok fazla laf çıkmıştı. Ölen annesinin her gün eridiğini hatırlayınca içi acımıştı. Dedesi bir türlü biyolojik babası ile evlenmesine ikna edememişti onu. Evlenmektense kendisini öldüreceğini söylemiş, hatta birkaç kez intihara bile kalkışmıştı. "O şerefsizle evlenmektense her gün laf yemeye razı olurum. Benim oğlum onun adını taşımayacak!" Annesinin dedesine söylediği sözleri dün gibi hatırlıyordu. İki aile de Vedat'ın kendi nüfusuna geçmesi için girişimde bulunmuş ama bir türlü anlaşamadıkları için başarılı olamamışlardı. Kimliğinde baba adı olarak hala Sedat'ın adı yazması ise genç adam için büyük bir ironiydi. Annesi büyüdüğünde ona yaptığı haksızlıktan bahsetmişti. Başta evden ayrılmış ama annesi hastalanınca geri dönmek zorunda kalmıştı. Küçükken annesine hep Asude annesini ve Melek'i sorduğu günleri hatırlayınca yine içi burkulmuştu. Neyse ki artık hesap vereceği kimse yoktu ve istediği zaman Asude annesini görebilecekti.
"Şuraya bak halamlar geldi!" genç adam Suat'ın sesi ile düşüncelerinden çıkarken konağa girmek üzere olan arabaya gözleri takılmıştı. Bir halası vardı ama onu hatırlamıyordu. Sıkıntı ile atının üzerinde konağın bahçesinden içeriye girerken kendilerine yönelen bakışları görmemeye çalışıyordu.
"Melek, canım sen ne zaman geldin?" Songül yeğenine doğru giderek onun atından inmesini bekledi. Genç kız halasına sıkıca sarılarak onu karşılarken Songül'ün bakışları yabancı olan adama kaymıştı. "Misafirin mi var canım?" dedi merakla. Melek halasına başını sallayarak cevap verirken Cüneyt'te genç kızın yanına gelerek onu selamlamıştı. Onunda bakışları yabancı oğlana kaymıştı. "Baban evde mi?" Sorusunda ki imayı Melek fark ederken Vedat atından aşağıya inerek onların yanına yaklaşmıştı. Kendisini tanıtmak üzereyken konağın avlusunda yeni bir araba sesi duyulmuştu. Yağız kalabalık avluda arabasını durdurduğunda yüzünde büyük bir gülümseme ile arabasından inip ilk önce yeğenine sarıldı. Melek amcasının kollarından kurtulurken Yaren arabadan inerek kaşları çatılı kocasına bakıyordu.
"Melek'i gördü bizi unuttu. Şu kapıyı açsan da kızım inse arabadan artık!" Yaren sitemle kocasına konuşurken Yağız arabanın arka kapısını açarak kızını dışarıya çıkarmıştı.
"Melek abla!" Yezda da tıpkı babası gibi genç kıza sarılırken merak ettikleri soruyu küçük kız sormuştu. "Melek abla, bu abi kim?" Yağız o anda fark ettiği yabancı ile gerilirken yeğeninin yanına yaklaşarak bakışlarını Vedat'a dikmişti. Vedat garip bir şekilde Yağız'ı hatırlamıştı. Yaren'i unutmasına imkan yoktu zaten. Küçükken hayatını kurtaran kadını nasıl unutabilirdi ki? Ama bir sorun vardı, Yaren neden Yağız'a kocası gibi davranıyordu ki? Aklı karışan Vedat düşüncelerinden Sedat'ın sözleri ile çıkmıştı. Sedat araba seslerini duyunca konaktan avluya çıkınca gelenlerin sarılmalarını izledi bir süre. Gözleri üzerinde ki bakışlarla tedirgin olan Vedat'a kayınca araya girmek zorunda kalmıştı.
"O senin büyük abin, sizleri görmeye gelmiş." Yağız şaşkınlıkla abisine bakarken Yaren kocasının ifadesine gülmeye başlamıştı. "Abi baksana onu şoka soktun. Sahi kim bu delikanlı?"
"Beni hatırlamanı beklerdim Yaren yenge! Çünkü ben seni hiç unutmadım, hala eskisi kadar güzelsin."
"Ağır ol delikanlı karımdan uzak dur."
"Ben ne dedim ki? Hem o ne zaman seninle evlendi?" Vedat'ın sorusu ortamı gererken Yaren gözlerini kısarak genç adama bakmıştı. O kadar ürkek duruyordu ki onda ki bir şey tanıdık geliyordu.
"Vedat?" Yaren o bakışlar gördüğü şey karşısında fark ettiği şeyle hızla Sedat'a dönmüştü. Onun bu çocuğu konağa kabul etmiş olması inanılır gibi değildi. Vedat başını sallayarak Yaren'i onaylarken Yağız ikinci şaşkınlığını yaşıyordu.
"Annen?" Vedat'ı tanıyan herkesin aklına nedense ilk Seher geliyordu. "Annem sizlere ömür," dediğinde Yaren yüzünü asarak genç adama sarılmıştı. "Kocaman adam olmuşsun, seni görmek gerçekten güzel." Yaren birden geri çekildiğini hissedince kaşlarını çatarak kocasına bakmıştı.
"Yağız ne yapıyorsun sen?"
"Karıcım, senin tek sarılabileceğin erkek benim, başkası değil." Yaren kocasının sözleri ile utanırken Vedat kendisini tutamayarak kahkaha atmıştı. "Bu ailenin genlerinde var galiba, erkeklerin hepsi kıskanç."
"Kadınları da kıskançtır..." Cüneyt araya girerek karısını kolunun altına almıştı. Songül onun bu davranışını onaylamayan bir ifade takınırken yengesine dönerek "Biz Vedat'la biraz vakit geçirelim değil mi yenge, nasılsa erkeklerin sohbet edecek konuları vardır," dedi. Cüneyt'in itiraz etmesine fırsat kalmadan Songül Vedat'ın koluna girerek "Hadi halacım, bize bu zamana kadar ne yaptığını anlat," dedi. İki kadın Vedat'ın koluna girerken onun şaşkınlığına aldırış etmeden hızla konağa doğru sürüklemişti. Sedat kardeşinin ve eniştesinin ifadesi karşısında kendisini tutamayarak gülmeye başlamıştı.
"Karılarınızı elinizden kaçırdınız galiba?" İki adam Sedat'a ters bir şekilde bakarken akşam yemeği için herkes büyük yemek salonuna geçmişti.
"Ee Vedat, ne yapmayı düşünüyorsun? İlçe karakoluna tayinin çıkmış dediler. Nerede kalacaksın, bir yer ayarladın mı?" Vedat Yağız'ın sorusuna karşılık biraz olsun gerginliğini atmıştı.
"Ben lojmana yerleşe..." Vedat cevap verirken birden sözünün kesilmesi ile şok olmuştu.
"Burada kalacak!" Sedat'ın sözleri herkesi şaşırtırken Asude gülümseyerek kocasına bakmıştı. "Eğer her gün bir saat yol gidip gelmek zor olmazsa onun için konakta kalacak, başka yerde kalmasına izni yok," dedi. Vedat kendisine keskin gözleri ile bakan adama inanamaz bir şekilde bakarken Sedat'ın 'hele bir karşı çık da gör bakalım,' diye bağıran bakışlarından yutkunarak çekmişti gözlerini. İtiraz hakkının bile olmadığını hissetmişti biranda. İlk kez birinden bu kadar çekiniyordu. "Hem Asude'nin aklı da onda kalmaz. Madem kendini gösterdi, varlığını yeniden konakta belli etti, konaktan başka bir yerde kalamaz," dedi.
"Ama..." Vedat itiraz etmek istemiş ama Sedat'ın bakışlarını görünce susmak zorunda kalmıştı. "Buradan ilçeye saat kaçta dolmuş kalkıyor?" Vedat'ın sorusu ile herkes şaşırırken genç adam açıklama mecburiyetinde kalmıştı. "Eğer burada kalacaksam dolmuşların saatlerini bilmem gerekiyor. Birde her gün araba kalkıyor mu köyden?" dedi. Sedat başını iki yana sallarken Yağız onun yerine cevap vermişti.
"Konakta her zaman araba vardır, ihtiyaç olur diye, onu kullanırsın. Araba kullanmayı biliyorsun değil mi?"
"Evet ama buna gerek yok."
"Konaktaki araba konağa lazım, sana yeni araba alırız."
"Buna gerek yok, ben dolmuş..."
"Sana soran olmadı, hem söz dinle. Büyümüş olsan da büyüklerin konuşurken susmayı bileceksin." Vedat Sedat'ın sözleri ile yutkunurken yenilgiyi kabul etmek zorunda kalmıştı. Onları ise sessizce izleyen kadınlar son kararla memnun olduklarını belli etmişlerdi. Asude mutlulukla kocasına bakarken "Ben Vedat'ın odasını hazırlatırım. Kararın için çok mutlu oldum."
"Eminim olmuşsundur. Şimdiden söylüyorum, karıma çok yanaşmasan iyi edersin." Vedat gelen uyarı ile şaşırırken Melek genç adamın yanlış anlayabileceğini düşünerek "Babam annemi bizden bile kıskanır, o yüzden o yokken anneme yaklaş bence," dedi. Sedat kızına kaşlarını çatarak bakarken Suat gülümseyerek "Şimdi benim bir abim mi oldu?" dedi. Yanında oturan Can küçük oğlanın başına vurarak "Senin zaten bir abin var, iki abin oldu," diye onu düzeltti. İkili atışırken Vedat hala Sedat'a bakıyordu. Karşısında ki adamın sınırı yoktu anlaşılan. Kendisini onun yerine koyduğunda onun gibi davranabileceğini düşünmüyordu. Ailesini dağıtmaya çalışan bir kadının çocuğuna oldukça merhametli davranıyordu. Yemekler neşe içinde geçerken Vedat için misafir odası ayarlanmıştı.
Zifiri bir kara bulut üzerine doğru gelirken genç kız soluksuz kalarak nefes almaya çalışıyordu. Kaçmak istedikçe o bulut genç kızın hızıyla yarışırcasına önüne geçmeye devam ediyordu. Kulaklarına yankılanan yardım çığlığı içini dağlarken etrafa koşturmaya, çığlığın sahibini bulmaya çalışsa da bir türlü o bulut o kişiye ulaşmasına izin vermiyordu. Soluk soluğa kalarak yattığı yerden doğrulurken alnında biriken terleri gözünden akan yaşla silmeye başladı. Kaç gündür aynı rüyayı görüyordu. Kimin kendisinden yardım istediğini bilemese de bulacaktı. Hava almak için odasının penceresini açtığında güneş yeni ufukta gözükmeye başlamıştı. Gözlerini kapatarak sessizliği bölen kuş seslerini dinledi bir süre. Sonra da karanlığı altın kızıla döndüren güneşe takıldı gözleri. Bir süre konakta kalmak istemişti ama yapamazdı. İçinde ki huzursuzlukla baba evinde kalması doğru değildi. Kahvaltıdan sonra eve geri dönmeye karar verdi. Sessiz bir şekilde odasından çıkarak ailesi için kahvaltı hazırlamak üzere mutfağa gitti. Uzun zamandır baba ocağında kahvaltı hazırlamamıştı.
Bir süre sonra konağın merdivenlerinde yankılanan ayak sesleri genç kıza melodi gibi gelmeye başlamıştı. Annesinin de dediği gibi babasının ayak sesleri kulağına melodi gibi geliyordu. Düşünceler arasında babasının ayak seslerini dinlerken bir gün kendisi de Asaf'ın ayak seslerini melodi olarak düşünebilecek miyim diye düşündü. Düşüncelerinin kaydı yönü fark edince hızla kendisine gelmişti. Sedat kızının yanına giderek yanağını öpmüş ve hazırladığı masaya duygulanarak bakmıştı.
"Geç otur şöyle de konuşalım." Melek babasının karşısına otururken onun ne soracağını tahmin edebiliyordu. "Asaf sana iyi davranıyor mu?" Melek babasının sözlerine gülümseyerek karşılık vermişti.
"Baba beni düşünme. Ben iyiyim..."
"Sana iyi olup olmadığını sormadım, sana iyi davranıyor mu?"
"Evet bana iyi davranıyor. Zaten konakta pek görmüyorum onu."
"Ya işlerle kim ilgileniyor. O kadar toprağı idare etmek zordur."
"Hakan diye bir amcaoğlu var, biraz o ilgileniyor birazda Hacer Hanım. Gerçi o kadına güvenmiyorum ama yapacak bir şey yok."
"O kadını bende sevmedim, sana bir şey yaparsa bana haber vereceğine dair söz vermiştin."
"Merak etme baba ben kendimi savunabiliyorum. Hem Güler anne ve Gökçe bana arkadaşlık yapıyor. İkisi de çok iyi..."
"Önemli olan Asaf'ın senin yanında olması kızım. Başta istemedim evlenmeni biliyorsun ama o delikanlıyı sevdiğimi de itiraf etmek zorundayım. Evli olmasaydı içim rahat bir şekilde seni ona emanet edebilirdim. Ama söylenenler benim kulağıma kadar geldi."
"Baba, o da senin gibi, çaresiz etrafında olanlara yetişmeye çalışıyor. Doktorluğu çok seviyor ama bir yandan da karısını iyileştirememek onu çok üzüyor."
"Karısı! Kızım sende onun karısısın, sana da iyi davranmalı." Melek babasının sözleri ile hüzünlenmişti. "Biliyor musun baba, onu gördüm. Dün ilk kez onun odasının kapısına kadar gittim ve onu gördüm. Yatakta öylece yatıyordu, çaresiz bir şekilde, zayıf ve masum. Baba o kadar güzeldi ki Asaf'ın onu sevmemesi imkânsız gibi geldi. Ne düşüneceğimi, ne hissedeceğimi bilmiyorum. Gözleri ile bana öyle bir bakışı vardı ki nefes alamadım, dondum kaldım... Baba iyileşmesi için dua ediyorum." Sedat kızını şaşkınlıkla dinlerken onun annesine ne kadar benzediğini düşünmeden edememişti. Kızı çok temiz kalpliydi ve kırılmasından korkuyordu.
"Biliyor musun baba, eğer iyileşirse konaktan ayrılacağım. O zaman buraya gelebilir miyim?" Melek'in sorusu Sedat'ın içini yakmıştı. Hangi baba kızının kocasından ayrılıp baba ocağına dönmesini isterdi ki? Ama Melek'in bu dediğini de yapacağını biliyordu. Tek temennisi kocası ile arasının iyi olup sevilmesiydi. Derin bir iç çekerek kızına onay verirken Melek babasına sarılıp aileyi kahvaltıya kaldırmak için mutfaktan ayrılmıştı. Herkes bir bir kahvaltı masasına otururken Melek konağa geri döneceğini söylemişti. Vedat kalabileceklerini ima ettiğinde Melek vazgeçtiğini daha sonra yeniden geleceğini söyleyerek öğleye doğru konaktan ayrılacağını söyledi.
***
Her zamanki gibi sabah erkenden kalkmış ve hazırlanarak hastaneye gitmek için odasından çıkmıştı. Özel dairesinin yüksek kapısından dışarıya çıkarken karşısından gelen kızı görünce kaşlarını çatmıştı. Konağa önceki gün gelen kızın rahat durmayacağı daha ilk günden belli olmuştu. Akşam yemeği boyunca Melek hakkında atıp tutan Hacer Hanım ve onun iki gözdesini dinlemek zorunda kalmıştı. Sonunda dayanamayarak Hacer hanımın "Bir Bey karısı gibi davranmak yerine işçiler gibi çalışıyor," dediğini duyduğunda bir elini masaya vurarak "Kendine yakışanı yapıp köylüyle bir arada duruyor. Bazıları gibi insanlara alt tabaka muamelesi yapmaması onun karakterini gösterir. Dikkat edin, hanımınızın yanında da bu şekilde konuşursanız bu konakta fazla uzun ömürlü kalamazsınız. Melek ne karar verirse onun arkasında olacağımı bilin. Size afiyet olsun, ben yatacağım." Asaf son sözlerini söyledikten sonra arkasından yükselen seslerin bir süre kesilmeyeceği belli olmuştu.
Genç adam düşüncelerinden Derya'nın yılışık bir şekilde kendisine selam vermesi ile çıkmıştı. "Nasılsın bu sabah? Saha kahvaltı hazırlayayım..."
"Bu senin işin değil, sen keyfine bak."
"Belki Gülüm..." Asaf Gülüm'ün adını duyunca birden sinirlenmişti. "Sakın! Sakın Gülüm'e yaklaşayım deme. Asla affetmeyeceğim bir şey varsa o da sizin karıma yaklaşmanız olur. Şimdi misafirliğini bil ona göre davran." Derya bir adım geri giderken Asaf hızla merdivenlerden inerek mutfağa girmişti. Son bir aydır görmeye alıştığı kahvaltı hazır değildi. Fark ettiği şeyle dişlerini sıkarken çalışan kızlardan biri mutfağa girince kaşlarını çatarak ona bakmıştı. "Kahvaltı neden hazır değil?" Genç kız mahcup bir şekilde Asaf'a bakarken sıkıntılı bir şekilde konuşmuştu.
"Beyim, hanımım konakta değil. O size kahvaltı hazırlıyordu ama siz yemeyince bende kahvaltıyı geç hazırlarım diye düşündüm."
"Bu bahane değil, hanımın olmasa da kahvaltı erkenden hazır olacak. Hem siz dururken neden o hazırlıyor masayı?"
"Beyim, biz söyledik ama o alışkın olduğunu..."
"Yeter, bundan sonra her sabah kahvaltım hazır olacak." Asaf nedensiz sinirlendiğini biliyordu ama elinde değildi. Her şey üst üste gelmişti. Son günlerin en güzel olayı ise Gülüm'ün gösterdiği tepkiler oluyordu. Annesinin yaptığı masaj işe yaramış görünüyordu. Gülüm daha rahattı ve yüz mimikleri geri gelmeye başlamıştı. Derin bir iç çekerek mutfaktan çıkarken arabasına binmeden önce annesini görmüş ve Gülüm'e bakmasını istemişti. Yeni hemşire almış olsa da arada annesinden karısını kontrol etmesini istiyordu. Üstelik konakta Hacer ve Derya gibi tehlikeli iki madde varken Gülüm'ü yalnız bırakamazdı. Arabasına binerken birden aklına Melek gelmişti. Acaba o bu kızı gördüğünde ne yapacaktı?
Melek ailesi ile vedalaştıktan sonra Vedat'ın kendisini ziyaret etmesini söyleyerek atına binip konağın yolunu tutmuştu. Babası arabayla götürmeyi teklif etmiş olsa da Melek rüzgârı yanında götürmeye karar vererek onunla eve dönmeyi seçmişti. Bu gün meşhur görümcesi Aynur ile tanışacağı için garip hissediyordu. Tek temennisi onunda Gökçe gibi biri olması yönündeydi. Yavaş bir şekilde yolunda ilerlerken oldukça gergin olduğunu hissediyordu. Öğle çıktığı yol atla bir saat bile sürmezken arada duraksayarak bir saati geçirmişti yolda. Konağa yaklaştığında vazgeçerek tarlaya doğru atını süren genç kız evdeki kasvetli havadan bir süre de olsa uzak kalmak istemişti. Hanımlarını gören köylüler ona selam veriyor gözle görülür bir şekilde hayranlıkla bakıyordu.
"Kolay gelsin, nasıl gidiyor?" işçilerin başında duran adamalardan biri Melek'i gördüğünde hızla yanına gitmişti. Yüzünde garip bir ifade vardı ve Melek onun sıkıntıyla bir şeyler söylemek üzere olduğunu anlamıştı.
"Ne oldu, bir sorun mu var?" adam başında ki kendisini güneşten koruyan şapkayı çıkartarak önünde tutmuştu. "Hanımım, benim karı rahatsızlanmış, iznin olursa eve kadar gitmek isterim," dediğinde Melek kaşlarını çatarak ona bakmıştı. "Bunu mu söylemeye çekindin be adam? Nesi var karının?" Adam şaşırmış bir şekilde genç kıza bakıyordu. Daha önce kendisine böyle bir soru soran patronu olmamıştı. Göçmen gibi mevsimlik işçi olarak gittiği yerlerde hep daha çok çalışılması istemişti.
"Bilmiyorum hanımım, doktora götürmek için fırsat bulamadım." Melek adama kızgın bir şekilde bakarak atına binmişti. "Hadi beni karının yanına götür," diyerek adama izin verdiğini belli ederken adam memnuniyetle genç kıza yol gösteriyordu. Melek bir süre at üstünde gittikten sonra tarlaların diğer ucunda olan ve işçiler için inşa edilen barakaya gittiğini anlayınca duraksamıştı. Çatısının sağlam olmadığı üç yüz metre uzaktan bile anlaşılıyordu. "Burada mı kalıyorsunuz, eviniz yok mu sizin?"
"Biz mevsimlik işçiyiz hanımım, burada bize verilen yerde kalıyoruz."
"Size kim verdi bu barakayı?" Adam korkuyla Melek'e bakarken kalacak yerlerinden atılacaklarını düşünen adam hızla cevap vermişti. "Hacer Hanım verdi hanımım. Onun başımıza verdiği adam benim gibi diğer mevsimlik çalışanların burada kalmasına izin veriyor."
"Sizde kabul ediyorsunuz!" Melek'in sözlerinden hiçbir şey anlamayan adam genç kıza yol göstererek karısının yanına barakaya girmişti. Kadın ateşler içinde yanıyordu. Sürekli öksüren hasta kadını yattığı yerden kaldırarak "Hadi onu doktora götürelim," dedi. Adam mahcup bir şekilde genç kıza bakarken Melek "Ne bekliyorsun, git burada olan arabalardan birini getir onu hastaneye götürelim," dedi.
"Ama hanımım, arabayı almamıza bir şey demesinler?" Melek kaşlarını çatarak adama bakmıştı. "Arabayı sana almanı ben söylüyorum, kim ne diyebilirmiş sana?" Adam hızla barakadan çıkıp araba getirmek için oradan uzaklaşırken yaklaşık on dakika sonra geri gelmişti. Başı aşağıda barakaya girdiğinde ise Melek ona ne olduğunu sormaya bile gerek duymamıştı. Öfkeli bir şekilde dışarıya çıkarak adamlardan birine bağırıp "Hemen arabayı buraya getirin," dedi. Adam arabayı getirmiş ama kullanılmasına itiraz etmeye kalkışınca Melek adama doğru birkaç adım atıp, "Kovuldun, seni bir daha burada görmeyeceğim," dedi. Adam alay edercesine genç kıza bakarken "Beni Hacer Hanım işe aldı sen değil," dediğinde Melek imalı bir gülümseme ile adama bakmıştı.
"Senin paranı Hacer değil, benim kocam veriyor. Haddini bil ve hemen topraklarımı terk et. Herkese ibret olsun bu olay. Bu köyün hanımı benim!" dedi içinden de 'şimdilik' diye eklemeyi de unutmamıştı. "Bu topraklarda kocamdan sonra benim sözüm geçer, ona göre haddinizi bilip işinizi yapın. Sen!" diyerek arkada olan ve oldukça kirlenmiş adamı işaret ederek "Bundan sonra işçilerin başında sen olacaksın. İşini yapmayanları, kaytaranları ve diğer arkadaşlarının hakkına göz dikenleri bana bildireceksin. Bir daha bu kadın gibi hasta olan işçiler geciktirilmeden hastaneye götürülecek. Anladın mı?" Adam şaşkın bir şekilde genç kıza bakarken Melek tekrarlayarak günlerdir takip ettiği ve işine dört elle sarılan adama "Sana anladın mı diye sordum," dedi.
Arabaya yerleştirilen kadının yanına oturan Melek yola çıktıklarında tedirgin olmaya başlamıştı. İlk kez aklına Asaf gelmiş ve kendisini hastanede görme olasılığı olduğu için endişelenmeden edemedi. Battı balık yan gider, diyerek yanında ki kadının ateşini yeniden kontrol etmişti. Bir süre sonra kasaba hastanesinin önüne geldiklerinde tanınmamak için şalını yüzüne dolamıştı. Kadının koluna girip yardım ederken bir yandan da gözleri etrafı inceliyordu. Asaf'ın bir yerden çıkıp karşısına dikeleceğini düşünüyordu. Sonunda doktorlardan biri kadını muayene ederken Melek dışarıya çıkarak koridorda beklemeye başlamıştı. Kendisine yönetilen meraklı bakışlara aldırış etmezken dalgınlaştığının farkında bile değildi. Önüne düşen gölge ile birden irkilen genç kız yutkunarak ağır bir şekilde başını kaldırıp gölgenin sahibine bakmıştı.
"Senin burada ne işin var? Başın mı tuttu yine?" Asaf odasından çıkıp eve gitmek için hastane çıkışına yönelirken birden koridorda oturan kız dikkatini çekmişti. yüzü kapalıydı ama duruşunda ki tanıdık hava meraklanmasına neden olmuş ve ayakları istem dışı o kızın yanına ulaşmıştı. Önünde durduğunda kendisine yönetilen bakışların sahibini tanımak hiçte zor olmamıştı. Neden hastaneye gelmişti ki? Aklına dün çektiği baş ağrısı gelince endişesine engel olamayarak sormuştu. Melek şaşkınlıkla ona bakarken Asaf elini kaldırarak genç kızın yüzünü açtı. Şuanda o yüzdeki ifadeleri görmesi gerekiyordu. Belki bir acı çeken ifadesi ya da iyi olduğunu belirten bir ifade.
"Sana sordum, neden hastanedesin?"
"İşçilerden birinin eşi hastalandı onu getirdik."
"Sen? Seninle ne alakası var? Babanda kalmayacak mıydın sen?"
"İşim vardı geri döndüm. Şimdi izin verirsen kadının durumunu öğrenmek istiyorum." Melek ayağa kalkarak uzaklaşmak istediğinde Asaf önüne geçerek "Kasabaya inmek için benden izin alman gerektiğini unuttun sanırım. Bundan sonra bana söylemeden konaktan ayrılmayacaksın." Melek gözlerini Asaf'a dikerken yorgun olduğu için alttan almaya karar verdi. Alaycı bir şekilde "Peki beyim, bundan sonra lavaboya gitmek için bile seni arayacağım," dedi. Asaf onun alaycılığına kızmak yerine eğlendiğini hissederken arkasından acil servise girmişti. doktor ağır grip geçirdiğini söylerken iyi bakılmasını tembihlemişti.
"Hastaneden çıkınca konağa gelin, o barakada karının kalması iyi olmaz. Konak çalışanlarının yanında kalırsınız iyileşene kadar." Asaf söze karışmadan Melek'i dinlerken karısı hasta olan adam birden Melek'in eline sarılarak dualar etmeye başlamıştı. Asaf adamın davranışından hoşlanmayarak araya girerken Melek'in elini adamdan çekip "Minnetini daha uygun bir şekilde gösterirsen senin için daha iyi olur. Ellerini tutmaya çalıştığın beyinin karısın!" diye uyarıda bulunmuştu. Melek inanmaz bir şekilde Asaf'a bakarken genç adam arkasını dönerek "Konağa gidiyordum, sende benimle geliyorsun. Bir şey olursa bana haber ederler," dedi. Melek sessiz bir şekilde Asaf'a uyarken hemen ardından meraklı bakışlarla Asaf'ın açtığı kapıdan aranın ön koltuğuna binmişti. Konaktaki hengameden habersiz bir şekilde yola çıktılar! O günden sonra hayatlarının nasıl değişeceğini bilmeden!
****
Umarım beğenmişsinizdir. Bir önceki bölümde yorum yapanlara cevap yazamadım. İki bölümünde yorumlarına cevap yazacağım. En güzele emanetsiniz! :)