56

12.7K 702 91
                                    

💅İNCİ💅

"Kırmızı olan daha çok yakışmış." Telefonun arkasından koltukta oturan Ahmet Emir'e göz ucuyla baktım. Kaşları çatık duruyordu çünkü kırmızı elbiseyi beğenmemişti. "Bilmiyorum." dedim görüntülü konuştuğum Nurcan'a. "İkisini de çok beğendim karar vermek çok zormuş." Gülerek "İksini de al, illaki giyecek yer bulursun." dediğinde ben de güldüm. "Bu kadar abartı bir elbiseyi nerede giyeceğim başka?" Telefonu sabitleyip bileğimdeki tokayla saçımı topladım.

Evin çoğu işini halletmiştik, bazı ufak tefek eksikler vardı ama onlar da 'acaba şuraya bir tablo mu koysam' eksikliğiydi. Yavaş yavaş halledeceğimiz şeylerdi yani.

"Belki benim düğünümde giyersin." deyip parmağını kaldırdı. "Nurcan!" dedim şaşkınlığımı gizleyemeyerek. "İnanmıyorum."

"İnan ben de." dediğinde Ahmet Emir yattığı oturduğu yerden kalkıp ekrana baktı. Yanlışlıkla kamerada görününce "Tebrik ederim." demek zorunda kalmıştı. Ben bu haline gülerken Nurcan Ahmet Emir'den çekindiği için utangaç bir tavırla teşekkür etmişti.

Bir süre daha görüntülü konuştuktan sonra aramayı sonlandırıp odadan çıkan Ahmet Emir'in yanına gittim. Bahçede telefonla konuştuğunu görünce mutfağa girip ikimize kahve yaptım.

Bir de ben yarın annemlerin yanına gidecektim. Hafta sonu Ahmet Emir ve ailesi gelip beni isteyeceği için hazırlık yapacaktık. Yani daha çok annemler yapacaktı ama orada olmam gerektiğini düşündüğüm için ben de bir gün önceden gidecektim.

Bahçeye çıkınca Ahmet Emir beni görüp elimdeki kahvesini aldı. Alnımdan öpüp telefonda konuştuğu kişiye "Tamam Yavuz'um. Allah'a emanetsin." dedikten sonra aramayı sonlandırdı.

Bahçe için aldığımız koltuk takımını gelir gelmez kurmuştuk ve günümüzün çoğu burada geçiyordu. "Yüzükler gelmiş, onları getirecekler." diyerek yanıma oturdu. "Kim getirecek?"

"Yavuz." dediğinde kafamı sallayıp iyice ona sokuldum.

"Hayırdır." dedi kafasını kafama yaslayıp. "Özledin galiba beni."

Elimle parmaklarını tutup öylece oynarken Ahmet Emir'i ne kadar çok sevdiğimi düşünüyordum. Aynı evde yaşamaya başlayışımızı, hafta sonu yüzüklerimizin takılacağını. Çok garipti.

"Elbisene karar verdin mi?" diye sorunca aklımdaki düşünceleri kenara çektim. "Hayır Ahmet Emir, çok zor ne yapacağım?"

Elimde tuttuğum fincanı alıp sehpanın üzerine koydu. Belimden tutup beni kucağına çektiğinde sessizce sokuldum. "Bence." diyerek saçlarımı kulağımın arkasına doğru sıkıştırdı. "Mavi olanı giymelisin."

"Hımm." dedim ne yaptığını anlayarak. "Ama kırmızı olanı da çok beğendim."

"Evet." dedi. "O da çok yakıştı ama ben mavi olanı daha çok beğendim. Kırmızıyı alalım evde giyersin." dedi ve "Bana giyersin yani, şov falan yaparsın." diye devam etti.

Güldüm dediği şeye. "Sana şov yapmak için kırmızı elbise almama gerek olduğunu mu söylüyorsun?" dediğimde kafasını iki yana salladı. "Asla." dedi. "Tövbe haşa, öyle şey olur mu? Senin her halin şov."

"Öyledir tabi." dediğimde dudağımdan öptü. "Her halin şov, her hareketin ateş." dedi.

"Ya." deyip gülerek kucağından kalktım. "Biliyorum Ahmet Emir, deme öyle şeyler." Peşimden o da kalktı. "Yavuz gelir 10 dakikaya çayımız var değil mi?" diye sorduğunda kafamı salladım. "Evet hayatımın anlamı, çaysız olur mu hiç? Hatta çayın yanına kek de yapayım mı?" diye sorduğumda yaklaşıp yanağımdan makas aldı. "O kadar çok kalmaz balım."

İNCİHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin