Şarkı Önerisi:
Ziynet Sali- Ağlar mıyım Ağlamam 💓
Elçinin Ağzından:
"Kizum nerden çiktu bu gitme işi?"
"Dede şirkette sorun varmış. O yüzden gitmemiz lazım. Ama geliriz yine nasılsa."
"E Behzat yok midur? O halledeydi?"
"Varda işte gitmemiz lazım babaanne." dedi Reha da. Annem ve babamda bizimle gelecekti. Kaan babaysa bir süre daha burada kalacaktı. Sonra ise o da İstanbula gelecekti. Annemle göz göze gelirken annem yukarıyı işaret etti. Onaylayınca ise yukarı çıktı.
"Ben bir annemin yanına gideyim." dedim ve yerimden kalktım. Sonra yukarı kata çıktım. Adelya uyuyordu o yüzden rahattım neyse ki. Yukarı kata çıkınca annemin nerede olduğuna bakındım. Balkonun camından bakınca dışarıda olduğunu gördüm ve yanına ilerledim. Balkon kapısını da kapattım ve gidip annemin yanına oturdum.
"Noldu anne?"
"Esenle aranızda bir sorun mu oldu?"
"Noldu da?"
"Esen beni aradı."
"Ee?"
"Ağladı baya, Elçini kırdım ben falan dedi."
"Doğru söylemiş."
"Noldu da niye kırdı?" Anneme olanı anlatınca
"Amaan sizde, kaç yıllık arkadaşsınız saçmalamayın."
"Anne saçmalayan kişi ben değilim. Dediğin gibi kaç yıllık arkadaşız. Yaptığı doğru bişey mi sence? Ki Behzata sadece sorunu çöz dedim sorumluluk alması gerekiyordu. Ama neymiş biz sorunlardan kaçıyormuşuz. Sorunu yine ben çözdüm. Kaçıyor muyum sence sorunlardan?"
"O öfkeyle konuşmuştur."
"İlgilendirmiyor beni anne. Ben artık birilerinin triplerinden falan çok sıkıldım. Arkadaşım, dostum da olsa yeter. Güzel konuşsaydı. Esenden soğudum."
"Elçin saçmalamayın kızım."
"Anne ben saçmalamıyorum. Bana Eseni savunma. İşlerden sürekli kaçan o. Gedizi bahane edip edip işe gelmiyor. Benim de çocuğum var bak. Gedizle aralarında 3 ay var sadece. Ben o çocuğumla beraber gidebiliyorum işe. Ama Esen yapamıyor bunu. Madem ki böyle bitsin anne ortaklık. Behzatın da Esenin de yaptığı işleri Rehayla yapıyoruz zaten."
"Elçin ciddi bir mesele bu. Öyle bir anda bırakılır mı kızım?"
"Anne, emek vermeyen insanı istemiyorum şirketimde. Buraya tatil yapmaya geldim bak, yarıda kesip dönüyorum." Kapı çalarken balkona Reha ve babam geldi.
"Ne konuşuyorsunuz bakalım?" Babam ve Reha da otururken
"Reha ben bişey düşündüm."
"Ne düşündün?"
"Ortaklığı bitirsek mi?" Rehanın bakışları değişirken babam ve anneme baktı. Sonra geri bana döndü ve
"Elçin bu konu öyle hemen karar verilecek bir konu değil ama. Esene öfkelisin tamam kabul ediyorum. Fakat bu çok ciddi bir konu. Abinle de konuşman gerekiyor."
"Konuşacağım zaten İstanbula gidince. Ama sana da söylemek istedim."
"Ben senin her kararının yanındayım. Ama senin bu dediğin söylediğin çok önemli bir karar. Sadece Behzatlar için değil bizim içinde. Ki bizim hissedarlarımızdan birisi de abin. Onun kararı da önemli."
"Konuşacağım merak etme. Sen ne düşünüyorsun?"
"Senin neden ayrılmak isteğini biliyorum. Sadece Esenle olan son olaydan dolayı değil. Behzat benim çocukluk arkadaşım. Ayrılmak istemem tabii ki. Onlar da zor durumda kalacak çünkü. Ama yorulduğumuzun da farkındayım. Abinle konuş, abin ne derse ben uyarım."
"Reha ben uyarım deme, senin kararın da önemli benim için."
"Elçin bak ben 2 kişinin daha işini üstlenmekten yoruldum bu bir gerçek. Zaten satış yapmak benim için inan çok zor. Ama bazen oluyor ki üretim için kimseyi bulamıyorlar ve beni çağırıyorlar çünkü genelde şirkette olan benim. Fotoğrafçı gerekiyor ama kimseyi bulamadıkları için yine beni arıyorlar. Hani bunlar benim ilgilenmem gereken şeyler değil aslında ama yine de ilgileniyorum. Zor oluyor 3 işle birden ilgileniyor olmak. Ama işte onlar zorda kalacaklar."
"Birazda kendini düşün Reha, lütfen rica ediyorum."
"Elçin ben kendimi düşünemem. Ben artık seni düşünürüm, Adelyayı düşünürüm. Ama Gediz de daha küçük. 1 yaşına bile girmesine 1 ay var. Şirketi ayırırsak eğer Behzatlar kendilerine bir tasarımcı bulamayacak. Piyasada boşta olan tasarımcı yok. Olanlarda tanınmamış isimler. Pazarlama işini hallederler ama tasarım yapamaz onlar. "
"Aslı teyze hala tasarım yapabiliyor Reha. Kızına yardım etmekten çekinmez."
"Sen ayırmak istiyorsun belli ki. Tamam, ayıralım." Rehaya cevap vermeden babama döndüm.
"Baba sen ne düşünüyorsun?"
"Kızım Reha da haklı sende. Gediz daha küçük ve Rehanın dediği gibi, Esenlerin tasarımcı bulması kolay değil- ki onlar tasarımcı bulana kadar kim bilir ne kadar düşüşe geçerler. Sizin için bir zorluk yok. Sen varsın çünkü."
"Onlarda da Aslı teyze var baba. Aslı teyzenin çizimlerini kendin bizzat biliyorsun."
"Biliyorum kızım tabii ki. Bir zamanlar annenle ikisi sektörün içinden geçmişlerdi resmen."
"Baba, bak beni en çok kıran şey ne oldu biliyor musun? Ben Esene hiçbir zaman işe gel demedim ağzımı bile açmadım yemin ederim ki. Hatta Rehayla bazen konuşuyorduk Reha çağıracağım artık yeter diyordu ben engelliyordum evde çocuğuyla ilgilensin diye. Tamam zor bir hamilelik süreci atlattı kabul ediyorum zordu yani. Ama Gediz şu an sağlıklı. Bak benim de çocuğum var. Ama ben işler aksamasın diye Adelyayla gidiyordum işe. Benim işimi üstlenebilecek kimse yoktu çünkü. Adelya doğdu doğalı sadece 1 defa tatile çıktık bak 1 defa. 1 defa gitmedi bu adam şirkete. Onda da Behzat sorun çıkardı benim İtalyadan yalvar yakar aldığım kumaşı mahvetti. Behzata çöz bu olayı dedim. Çözemedi tabii ki. Sonra kendi kendime dedim ki "Elçin zaten şirketi onun üzerine yıktın, kumaş işini kendin hallet." ve hallettim. İtalyadan aynı kumaşı aldım. Ama Esen beni arayıp şirketten sadece neden biz sorumluyuz diyor. İnanabiliyor musun?" Babam anneme bakarken
"Kızım yanlış yapmış hani bişey de diyemiyorum ki. Verdiğiniz her kararın arkasındayız bunu bilin." dedi babam ve annemin elini tuttu.
"Ben ayrılmanızı istemem kızım. Ama yine de babanın dediği gibi doğrusuyla yanlışıyla verdiğiniz her kararın arkasındayız." Gülümseyerek annemin elini tuttum.
"Biliyorum annecim. İyi ki varsınız."
"Ee ne zaman gidiyoruz damat?"
"Yarın sabahtan çıkıyoruz babacım."
"Son günümüz madem bir şeyler yapalım." Rehaya döndüm ve
"Çay tarlasına mı gitsek?"
"Aslında çok güzel olabilirdi ama yağmurlu gösteriyor hava. Ama çay içmeye gidebiliriz."
"Nereye?"
"Sümela Manastırının karşısında bir çay evi var. Havası çok güzel bir yer. Uzungöle götürmeyi düşünüyordum sizi de işte hava ve zaman maalesef."
"Dedenlere de söyleyelim bari."
"Ben konuştum zaten ama onlar evde kalmayı istediler."
"Abinler?"
"Su ve Umut uyuduğundan dolayı onlarda istemedi. Babam ve abim de şirkete gideceklermiş zaten."
"He sadece biz gidiyoruz yani?"
"Aynen öyle. Hazırlanıp çıkalım o zaman."
"Tamam." deyip yerimizden kalktık. Ve herkes hazırlanmak için odasına gitti. Bizde Rehayla odamıza gelmiştik.
"Reha Adelya uyuyor ama." dedim ve yatakta yatan kızıma baktım. Reha da kolunda ki saate baktı.
"Uyandır hayatım. 2 saat olmuş uyuyalı. Arabada yine dalar o uykuya."
"Ama kıyamam ki ya."
"Sen hazırlan ben uyandırayım o zaman."
"Of tamam uyandırıyorum." deyip omuzlarımı düşürdüm ve meleğime doğru ilerledim. Yanağına ufak bir öpücük kondurdum. Diğer yanağından da öperken Adelyanın suratı ekşidi.
"Adoş, hadi uyan annecim." Alnından da öperken deniz gözlerini açtı. Gülümseyerek yüzüne bakarken ağlamaya başladı. Uyandırılmaktan nefret ediyordu tıpkı benim gibi.
"Oyy, ağlama kuzum benim." deyip kucağıma aldım.
"Reha üstünü değiştirdikten sonra su kaynatıp termosa koyar mısın? Acıkırsa eğer mamasını yapıp yedirelim. Şimdi emzireceğim zaten de."
"Tamam güzelim." deyip pantolonunu giydi üzerine. Bende bu sırada Adelyayı emzirmeye başladım. Reha da bize bakıp gülümsedi ve gömleğini geçirdi üzerine. Çorabını da giydikten sonra gelip Adelyayı öptü. Ardından da beni alnımdan öpüp odadan çıktı. Adelya bir süre emdikten sonra bıraktı.
"Doydun mu kuzum?" dedikten sonra alnından öptüm. Ve yatağa yatırdım. Adelya keyifli keyifli sesler çıkartırken ona baktım gülümseyerek. Sonra bezini değiştirmek için malzemeleri aldım ve altını değiştirmeye başladım. Altını değiştirdikten sonra kırmızı takımını giydirdim ve eline oyuncağını verdim. Değişik sesler çıkartarak oyununa devam etti. Bende kendime giymek için bişeyler aramaya başladım. Hava serin olduğu için üzerime uzun kollu ve kalın bişeyler seçtim. Kırmızı boş kazağımı ve mom jeenimi geçirdim üzerime. Siyah vanslarımı da giyip saçlarımı at kuyruğu yaptım. Makyajla uğraşmak istemiyordum. Çantaya gerekli şeyleri koyup Adelyayı kucağıma aldım. Çantamı ve bebek çantasını bir omzuma taktım.
"Baban nerede Allah bilir kızım. Gelmek bilmedi." diye söylene söylene odadan çıktım. Merdivenlerden dikkatli adımlarla inerken omzumda ki çantayı almaya çalıştı biri arkadan.
"Yenge ver çantaları ben alayım."
"Sağol canım." deyip omzumda ki çantaları Barana verdim.
"Amcan nerde Baran?"
"Bilmiyorum ki valla. Elinde termosla gördüm en son." Aşağı kata inince salona girdim. Annemler oturuyorlardı.
"Simay uyanmuş." Gülümsedim ve Veli dedeye götürdüm Adelyayı. Uzanıp hemen aldı. Adelya direk gülmeye başlarken herkesin yüzünde bir gülümseme oluştu.
"Anne Rehayı gördünüz mü?"
"En son su kaynatacaktı."
"Bir su 2 saatte mi kaynar ya."
"Efendim kızım?"
"He yok bişey anne size demedim. Ben bir Rehaya bakayım." deyip mutfağa ilerledim. Mutfağa girmek üzereyken Rehanın sesi geldi kulağıma. Tam seslenecektim ki duyduğum isimle yerimde durdum ve dinlemeye başladım.
"Behzat o zaman Esene fevri davranmaması gerektiğini söyleyecektin. Burda benim karımın haksız olduğu hiçbir nokta yok. Elçin cidden Esene hem çok öfkeli hemde çok kırgın. Ki haklı olarak. Bir günden bir güne Esene ağzını açmadı. Ki biliyorsun ben yeri geldiğinde sizin işlerinizi de yaptım. Eve dahi gitmediğim günler oldu. Ona rağmen Elçin her zaman bana onlar bizim dostumuz bişey olmaz dedi. Demeyedebilirdi, fevri de davranabilirdi. Ama dostlarını üzmek istemedi ve her zaman dostlarına sahip çıktı."
"..."
"Ben karışmayacağım Behzat. Bu sefer el atmayacağım ve Elçin ne derse onun verdiği kararın yanında olacağım."
"..."
"Valla hiç boşa bana bişey deme. Yarın sabah yola çıkacağız. Elçin toplantı yapılacağını zaten haber verdi. Yarın görüşürüz."
"..."
"Hoşçakal." deyip kapattı. Yüzümde bir gülümseme oluşurken onu dinlediğimi belki etmedim ve yeni geliyormuş gibi mutfağa girdim.
"Reha nerdesin sen Allah aşkına?"
"Su kaynatıyorum bitanem."
"2 saatte mi?"
"Telefonla konuştum da birde." deyip termosa suyu doldurmaya başladı.
"Hıı, kimle konuştun?"
"Behzatla."
"Ne konuştunuz?"
"İşle ilgili şeyleri ya. Boşver şimdi sen onu. Hazır mısınız siz?"
"Hazırız seni bekliyorduk."
"Tamam bitanem çıkalım o zaman." deyip kolunu omzuma attı ve beni kendine çekip saçlarımdan öptü. Sonrasında ise beraber salona ilerledik. Salona girmeden önce kolunu omzumdan çekti. Babamların yanlarında mesafeli olmaya çalışıyorduk. Anlayışlı ebeveynlere sahip olabilirdik ama bu yanlarında rahat olmamız anlamına gelmiyordu.
"Yarun gidecek ya, içumde bir sızı var."
"Dede yine geliriz biz. Hem siz gelirsiniz gidiyoruz diye temelli mi gidiyoruz sanki."
"1 hafta burdasinuz diye sevinmiştu. Şimdi cideceğuk deyunce üzüldü." Reha ayağa kalkıp dedesinin yanına oturdu. Ve elini tuttu.
"Dedem kendini üzme. Biz yine geliriz en kısa zamanda. Hem görüntülü konuşuruz her akşam. Sana onun için telefon aldım ya."
"Aldun uşakta yanunda gibi olur mu?"
"İdare eder en azından dede öyle düşün. Siz şimdi gelmiyor musunuz bizimle?"
"Yok siz cidun biz abunlen iş edeceyuk."
"Tamam o zaman. Baba sen?"
"Yok oğlum bende dedelere yardım ederim. Siz gidin."
"Tamam o zaman. Hadi gidelim." dedi bize dönüp. Reha Adelyayı alırken bende çantayı aldım ve herkese veda edip evden çıktım. Sonra beraber arabaya yerleştik ve Reha sürmeye başladı.
Batunun Ağzından:
"Nazlı?" üstümde ki ceketi çıkartıp askıya asarken anahtarı da kaseye attım.
"Hoşgeldin." dedi ve mutfaktan çıktı elini kurularken.
"Hoşbuldum, bir sorun falan var mı? Nasılsın?" Koltuğa oturup yüzüne baktım. Nazlı da geçip karşımda ki koltuğa oturdu.
"Yok hayır, Çağlardan başka yoktu zaten peşimde kimse. Çağlarda olmadığına göre. Sorun çıkacak bişey yok. İyiyim, sen nasılsın?"
"Bende iyiyim, yine de sorayım dedim Çağlar yok evet ama."
"Yok teşekkür ederim." Kafamı salladım.
"Sofra hazır karnın acımıştır." Dışarıdan yemek yiyip gelmiştim aslında. Çünkü Nazlıya birkaç defa beni beklememesini, yemeğini yemesini söylemiştim. Ama yine dediğimi dinlememişti anlaşılan. Kırmak istemediğim için yerimden kalktım ve mutfağa ilerledim.
Nazlıyı o günden sonra kendi evime getirmiştim. Peşinde ki adamdan kurtulana kadar, en azından bundan emin olana kadar, yanımda kalmasını söylemiştim. Zaten başka şansı olmadığı için kabul etmişti. Evde kalma bedeli olarak evi temizlemek ve yemek yapmayı teklif etmişti ama tabii ki kabul etmemiştim. Gerçi dinlemiyordu ya neyse. Masa da ki yerime oturdum direk. Nazlı yaptığı çorbadan verdi ve karşıma geçip oturdu.
"Nazlı zahmet etmeseydin hiç. Sana dedim yapmak zorunda değilsin. Bir restaurant numarası da bıraktım."
"Nereye kadar dolardan yiyebilirim ki? Hem sana söyledim aslında aşçıyım zaten. İşten ayrılmak zorunda kaldım ama mesleğime aşığım hala. O yüzden şu an bir yerde yemek yapma fırsatım varken bunu değerlendiriyorum." Kaşığı elime alırken çorbaya daldırdım ve bir kaşık aldım. Cidden harikaydı.
"Çok güzel olmuş, ellerine sağlık." Yüzünde ki gülümseme büyürken
"Beğenmene çok sevindim."
"Anlatsana bu Çağlar peşine nasıl takıldı? Konuşma fırsatımız olmadı hiç."
"Dediğim gibi bir restaurantta bende aşçılık yapıyordum. Ama fazlasıyla aşçı vardı. Garson eksikliği vardı. Vardiyalı olarak garsonluk yapmaya başladık bizde garson alınana kadar. O günde sıra bendeydi. Çağlar geldi sonra restauranta. Orda karşılaştık ve ondan sonra yakamdan düşmedi bir daha. Restaurantta olay çıkarınca da işten atıldım. Kira ödeyemediğim için evden de atıldım. Ailem zaten yok. Çağlar zorla evine kapattı sonra beni. Telefonumu falan aldı elimden kimseye ulaşma şansım da yoktu. Karısı gibi görmeye başladı sonra beni." Kaşlarım çatılırken dikkatle dinliyordum.
"Sonra suyundan gitmeye başladım bu sayede bana iyi davranmaya, dayak atmamaya başladı. En sonda dışarı çıkalım dedi. Aylar sonra ilk defa dışarı çıktım. Ve kaçtım elinden sana rastladım."
"Peki ya ben sana yardım etmeseydim?" Yüzünde buruk bir gülümseme olurken
"Zaten bu yaşıma kadar kimse bana yardım etmedi ki, her zorluğun üstesinden bir şekilde kendim geldim. Yine gelirdim bir şekilde. Ya onu öldürürdüm, ya kendimi." İç çekip devam etti.
"Ama şans ilk defa benden yana oldu ve sen beni korudun. Bana yardım ettin, yanına aldın. Sana hakkını ne yaparsam yapayım ödeyemem."
"Ben yapmak zorunda olduğum bişeyi yaptım. O yüzden kendini bişeyleri ödemek zorunda hissetme. Ayrıca ben istemesem seni bir otele yerleştirirdim. Ama mutluyum, bana bir zararın yok. Ayrıca aylardır ev yemeği yemiyordum." deyip çorbayı gösterdim.
"Sayende ev yemekleri girmeye başladı mideme. Bu da beni ayrıca mutlu ediyor. Anladın mı?"
"Yani mutlu musun burda olmamdan?"
"Evde tek kalmıyorum en azından. Evin içinde birinin varlığını hissetmeye ihtiyacım vardı. O yüzden mutluyum."
"Sen bana nasıl güveniyorsun peki?"
"Sen bana o gün orda nasıl güvendiysen öyle güveniyorum." deyip gözlerine baktım. Gülümsemesi yüzünde büyürken
"Teşekkür ederim, her şey için." Tekrar kafamı salladım ve bakışlarımı üstünden çekip yemeğime döndüm.
°°°°
Sizleri seviyorum 🥰
emdiah ithaf 🌸
M. M Elçin