prologue

29K 1.4K 1K
                                        

Parlak ve şarap kırmızısı renginde saten gömleğinin bol ve bileklerde büzülen kollarıyla laf olsun diye oynayarak sırtını mutfak tezgahına yasladı Jimin.

Jungkook siyah gömleğinin yakalarını gereğinden fazla açmıştı, dağınık saçları ve dikkat çekici dövmeleri ben tehlikeliyim diyen aurasını tamamlıyordu, ama çekici olduğu su götürmez bir gerçekti.

"Artık üstünü değiştir istersen,Jimin."

Jimin donuk bakışlarını önündeki boy aynasına çevirdi, bu görüntü ona ait değil gibiydi. Eski Jimin olsa bu gömleği fazla gösterişli bulurdu.
Gerçi birçok Jimin vardı, emindi ki 14 yaşındaki Jimin bu görüntüyle gurur duyacakken 18 yaşındaki Jimin tiksinir gibi bakardı.
Ve şimdi 20 yaşındaki Park Jimin sadece bir yabancıya bakıyor gibiydi,
kendinden o kadar uzaktı ki kim olduğunu çözemiyordu.
Hangi seneye aitti düşünceleri?
Kaç tane Jimin vardı içinde?

Jungkook aynaya dalgın dalgın bakan Jimin'i göz ucuyla fark edip kafasını kaldırmadan konuştu.

"Neye bakıyorsun öyle?"

Jungkook'un umursamaz sesine 'hiç' ile karşılık verdi Jimin.
Söyleyecek çok şeyi vardı ama kimin umrundaydı ki?

Jungkook o sırada meyve sepetinde en üstte bulundurduğu narı kesiyordu, beyaz mutfak tezgahının dili olsa beni rahat bırak diye bağırırdı.

Jimin'in gözü bu ayrıntıya takıldı, eve ilk geldiğinde meyve sepetinin tam üstünde duran parlak bir nar yoktu sanki.
Ama artık her sabah oradaydı.

"Jungkook."

Jungkook bıçakla narı keserken kafasını kaldırmadan cevapladı.

"Efendim?"

"Nar, hep mi koyuyordun? Eve ilk geldiğimde gözüme çarpmamıştı..."
-bunu yaparken işaret parmağıyla birkaç kez sepetin olduğu masaya vurdu.- "...ama bir süre sonra her gün görür oldum."

Jungkook'un biçimli çene kasları dışında yüzünde mimik oynamadı.

Jimin duyacağı şeyin bir cevap olmayacağını biliyordu, Jungkook böyleydi. Sorulara sorularla karşılık verir, bilmeceli cümleler kurar ve sizin düşüncelerinizle oynardı.

"Persephone'yi biliyor musun
Jimin-sshi?"

Jimin'in tahmin ettiği gibi olduğu için yüzünden kısa bir gülümseme geçti.
Sonra yerini eski donuk bakışlara bıraktı.

"Tanıdık geliyor."

"Yunan mitolojisinde Zeus ve Demeter'in kızı... Aslında gerçek adı Kore, ama Hades onu kaçırıp yeraltı dünyasına getirdiğinde ona Persephone ismini vermiş."

Jungkook dudaklarını ıslatıp kestiği narı cam bir kaseye boşaltmaya başladı.
Jimin ise pür dikkat onu dinliyordu, garipti çünkü Jungkook'un ona açıklama yaptığı sayılı anlardandı.

"Bir gün Persephone güzel bir çiçek görür, bu çiçek oraya Hades tarafından yerleştirilmiştir. Çiçeği koparmaya yeltendiğinde ise yer yarılır ve ölüler diyarına çekilir; Hades yapar bunu."

Jimin, Jungkook'un ona baktığını hissettiğinde gözlerini koyu kahve irislerle buluşturdu.

Jungkook'un kahveleri o güzel çiçekti ve Jimin onun güzelliğine aldanıp dokunmak istediğinde en dibe, yeraltı dünyasına çekilmiş gibiydi.

Bu benzetmesi saçma geldi Jimin'e. Anlatılan bir aşk hikayesiydi; kendiyle özleştirmesi saçma olurdu.

"Persephone'nin yokluğu mevsim değişikliği olarak kabul edilir, Demeter o zamanlar tüm mahsülleri yok etmiş. Ama bu Hades'in pek umrunda değilmiş. Tek istediği Persephone'nin onunla yeraltı dünyasında kalmasıymış,hep."

Biçimli parmaklarının arasına ufak bir nar tanesi alıp sanki kırılacak bir cam tutuyormuş gibi çene hizasında tuttu.

"Hades, Persephone'yi kaçırdıktan sonra ona nar ikram etmiş. Persephone çekinmeden bu ikramı kabul etmiş, narı yemiş. İçinde bir yerlerde hâlâ Hades'e güven varmış belli ki... Ne büyük aptallık, öyle değil mi?"

Jimin yutkunamadı ve gözlerini kaçırmakla yetindi.

Persephone ona o kadar da aptal gelmemişti, bu ona yanlış gelmişti ama Park Jimin ne zaman doğruları yapmıştı ki?

Jungkook'un kesik nefesler veren Jimin'e tepki olarak dudaklarının yanı kıvrıldı, konuşmaya devam etti.

"Ama yeraltı dünyasının bir kuralı vardır. Ölüler ülkesinde bir şey yiyenlerin yeryüzüne çıkma hakları yoktur.."

Jungkook bunu öyle bir ses tonu ve ifadeyle söylemişti ki Jimin içinin ürperdiğini hissetti.

Birkaç adım atıp aralarındaki mesafeyi kapadı, Jimin onun kokusunu rahat bir şekilde alıyordu.
Jungkook eğilse burunları değerdi hatta, bu kadar yakınlık Jimin'in sağlığı için pek iyi sayılmazdı.

"Ve Persephone, yeraltı dünyasının kraliçesi olmuş."

Jimin fazla yakınında olan Jungkook yüzünden titrek bir nefes alıp kapalı gözlerini açtı. Eli Jimin'in belini sarmaladı, tekrar nefesini tuttu.
Ondan etkileniyor muydu , belki sadece korkuyordu.

Hayır, korkması gerektiği halde Jimin ondan hiç korkmamıştı.

Jungkook'un belinde hissettiği eli içinde fırtınalar kopmasına sebep oluyordu, dokunuşundan hem rahatsız oluyor hem de daha fazlasını istiyordu.

Nefesini dudaklarında hissetti, buz kesilmiş gibiydi hiçbir şey yapamadı.
Ne öpüyor, ne gerçi çekiliyordu ve belli ki onun bu halinden keyif alan Jungkook tam da dudaklarının değmek üzere olduğu mesafede tuttu zehirli dudaklarını.

Biraz geri çekilip nar tanesini tekrar dudaklarına yaklaştırdı, Jimin derin bir nefes alsa da ne yapmaya çalıştığını anlayamamıştı.

"Nar, Jimin-sshi. İster misin?"




&&&

Yeni kurgu, umarım güzel olur.
İlk bölümü şu an yazdığım kitaplar bittikten sonra yayımlayacağım, onların bitmesine az kaldı zaten.

Ama bu burda dursun :d

Ama bu burda dursun :d

Ops! Esta imagem não segue nossas diretrizes de conteúdo. Para continuar a publicação, tente removê-la ou carregar outra.
pomegranate ℘ kookmin Histórias para pegar e não largar. Descubra agora