26.BÖLÜM : "AĞLAMA"

6.8K 488 31
                                    



Kalbime baskı yapan sıkıntı girdabım bedenime açılan kader yaralarımı acıtıyordu. Sevdiğim hayatı yaşamasamda şükretmek artık temel ihtiyaçlarımdan biri haline geldi.
Benim yaşadığım her gün yaşıma göre olgunluğumu iki katına çıkarmaya yetiyordu bile.
Derin bir nefes alıp yan koltukta bulunan örtüyü kollarıma aldım.
Ev soğuğun kollarında birleşirken örtüyü iyice bedenime sardım.
Saniyeler saatlere karışırken Ateş'e odaklandım. Düşünce havuzunda boğulmak üzereydi.
Yarım saattir gözlerini diktiği camdan geri doğru atıp gözlerini bende buluşturdu. Bazen dudakların dökemediği harfleri mimikler söyleyebilir.
Fakat şu anda hislerini anlayamıyordum. Nasıl bi yokluk içinde olduğunu hissedemiyordum.
Başını önüne doğru hafifçe büküp gülümsedi. Belkide buna ihtiyacı vardı. Sıradan bir hayatın yanı sıra arafta kalmak onun duygularını çöktürmüştü.
Bu dibi görünmeyen çirkef kuyudan tek başına çıkmaya çalışıyordu.
Az önceki belli belirsiz tebessümü bozup kahkaha atmaya başladı.

İçten kırık dökük bir bina olan karmaşık bedenini koltuğa bıraktı.
Belkide hayattaki tek dayanağı sığinmak istediği bir el bir omuz yada bir insandı.
Hiç uğramamıştı Ateş'e sevgi şevkat kapısını dahi çalmamıştı. Babası oturup masal okumamıştı annesi dışarıda fazla kaldığı için meraklanıp evde dört köşe dolanmamıştı.
Arkadaşlarıyla top oynarken mahallenin en kötü amcasının camını kırmamıştı.
Akşam olmasın diye yalvaran çocuklardan olmamıştı Ateş. Ona kollarını açan saçlarını okşayan tek şey karanlıktı belki de.
İçindeki çocuk masumiyetini kaybettiren etrafına kin nefret duvarları örmesine neden olan geçmişiydi, onu ayakta tutan yada ayakta durmak zorunda bırakan...
Ateş kafasını ellerinin arasına kenetleyip hıçkırmaya başladı. Kim demiş ki erkekler ağlamaz diye.
İnsanın tek dostu gözyaşıdır, odur içindeki pislikleri vücudundan akıtıp yok eden.
Gözyaşında saklıdır, insanın en masum kırılgan çaresiz tarafı.. Ateş içindekileri göz yaşıyla boş eve akıtırken yanına doğru bir kaç adım atıp yüzünü kapattığı ellerini tuttum.
İçimden birşey demek gelmiyordu. En sevdiği insan öldükten sonra "ağlama " denmesi gibi saçma bir şeydi onun ellerini tutmam.
Şuan teselli etsem bile gece kafasını koyduğu yastıkta tek başına kalacaktı yine.
Ellerini benimkilerden kurtarıp "neden "diye kükredi. Anlamsız bakışlarımı yüzünden çekip yere odaklandım.

"Ateş" diye tısladım. "Çisem neden? annem ne karıştırıyor babam için kaçıp gittiler insan ailesini bırakıp gider mi?
Ben babama hiç sarılamadım her haykırışımda o toprağı sıktım. Her ağlayışımda yüzümü yastığa daha çok gömdüm " dedi.
Mimikleri o kadar masumlaşmıştı ki bu gece o boşluktaki Ateş'in yerini duygu seli kaplamıştı.

"Ateş sakin ol " diye ince bir uyarı çektim. Bu sefer sinirden köpürmüyordu. Hiç gelmeyecek babası için gözyaşı döküyordu.

"Olamam Çisem. Onu çok özledim "diyip kafasını boynuma gömdü. Ona ağlama diyemezdim. İnsanın en büyük dayanağıdır baba. Babalar duygularını çok belli etmezler çocuklarına.
Belki şımarmalarını istemezler belki de "benim dağ gibi babam var" cümlesine ihanet etmemek için çocuklarının yanında ağlamazlar. "Erkek adam ağlamaz'" sözü babalardan mirastır evlatlarına.

Peki ya o mirası bırakamadan giden babalar? Karışabilirmiyiz ki onlara duyabilirmiyiz seslerini geceye seslensek duyarlar mı bizi gece gelip başımızı okşarlar mı?
Ben babamın toprakla buluşmasını görmedim. Ama onu hiçsizliğe gömüp İzmir'e geldik.
Yeni bir başlangıcımızın ilk adımıydı İzmir. Sıcaklığı, insanın soğukluyla nötürleşirken o küçücük kirada ki evimiz de hep ısınmaya çalıştık. Başımızı kaldırdığımızda bir çatı görmek bizi hep şükrettirdi.
Masaya koyulan her yemekte "çok şükür bugün aç kalmadı" diyebilmektir yuvayı yuva yapan kavram.

Biz insanlar değil miyiz nefret hissini yüreklerimize kazan. Gurur,kibir, acı ,mutsuzluk kelimelerini hayatımıza sokan...
Ateş'te istemese de bu kelimeleri dünyasında birleştirmişti. Sıcaklığını kaybetmemek için ellerimle vücudunu sardım. Kocaman bir kucaklama onun tek olmadığının sığınağıydı.
Oturduğum yerden kalkıp yanına bacaklarımı düğümleyecek şekilde oturdum.
Ateşin başını bacaklarıma yatırıp en sevdiği şeyi saçlarını okşadım. O andan itibaren tek kelime dahi etmemiştik. Ağzının içinde mırıldandığı bir kaç kelimeyi duymak için canımı bile verebilirdim. Ateş'in kaslarının gevşediğini iyice hissetmeye başladım. Bacaklarımın kasılmasına aldırmadan ellerimi yanağında dolandırdım.
"Umarım bir gün seni öldürmek zorunda kalmam" diyip gözlerini kapattı. Birşey dememi bekliyormuydu bilmiyorum. "Umarım" diyip yüzümü ekşittim.
~~~~

Gözlerime vuran gün ışığı beni rahatsız edecek derecedeydi. Avucumun içiyle gözlerimi ışıktan korurken etrafa baktım.
Gece buraya beni Ateş getirmiş olmalıydı. Ne ara uyandığını hatırlamıyordum bile.
Yattığım yerden doğrularak güç bela ayağa kalktım. Akşamki kıyafetlerim hala üzerimdeydi. Dün sabahtan beri çiftlikte olmamız beni hayli acıktırmıştı.
Merdivenlerden inerken mutfakta birşeyler hazırlamak ilk işimdi. Mutfağa yöneldim. Sofranın kurulu olması hazine bulmuş kadar sevinmeme neden oldu.

Ateş elindeki omleti masaya koyarken "kalktın mı uyuyan çirkin" diyip gülümsedi. O uyuyan güzel degilmiydi ya diye beynim sinyalleri yakmışken gülümsemesine gülümseme ekleyip sofraya oturdum.
Ateş çayları dökerken elimdeki ekmeği ağzıma tıkıştırıp yemeğe saldırdım.
Bir kaç dakika geçmişti ki "oha oha yavaş kıtlıktan mı çıktın"diye bir cümle yankılandı kulaklarımda. Yine yüzümü saran sıcaklık utancımı körüklerken yememi yavaşlattım.

"Hadi şaka yapıyorum "diyip elindeki çatalı peynire batırdı. "Aç ağzını uçak geliyor" diyip çatalı havaya kaldırdı. İyice çocuklaşmıştık.
Ağzımı açtım açmasınada çatalı tam burnumun ucundan döndürüp kendi ağzına attı ve gülmeye başladı. Sinir bozucu bir durum olsa da o gülüncede istemsizce bende gülmeye başladım.

"Nasıl olmuş "diyip eliyle kahvaltıyı gösterdi. Bir erkeğe göre güzeldi ama burnunu havaya kaldırmak istemiyordum.
"Eh işte " diyip gülümsedim. Ateş bozulmasada taklidimi yapıp ayağa kalktı. Bana doğru yaklaşıp elimi tuttu ayağa kaldırdı. "Çisem iyi ki varsın yani şimdilik" diyip tekrar yerine oturdu. Ne yapmak istediğine anlam verememiştim.
Yüzüme belli belirsiz gülücükler savururken sandalyeye oturmak için eğilsemde kendimi yerde buldum.
Pislik sandalye mi çekmişti. İyice eşek şakasına bürünen ortamı kahkaha sesleriyle bozdu. İçimden küfürler savurup "pislik "diye kükredim. "Oturduğun yere dikkat etsene " diyince sinirimi ikiye katladı.
Arkasında bulunan tezgaha yöneldim.
Sürahiden bardağa su dökermiş gibi yapıp Ateş'in tam arkasına geçtim. Elimdeki ağıza kadar dolu sürahi yi başından aşağı boşaltınca Ateş ellerini iki yana açıp acı bir iç çekti.
Ani durum onu sinirlendirmiş olmalıydı ki ayağa kalkıp bana döndü. Bu sefer kahkahalara ben bürünürken "gel buraya" diyip bana doğru koştu. Odanın içindeki turlarimız benim koltuğa düşmemle son buldu.
Ateş iki bacağını açıp üzerime uzandı.
"Oyun bitti" diyip yanağıma yaklaştı. Etimi dişleriyle birleştirirken acı çığlığım ortalığı yakmaya yetiyordu. Gülümseyerek üzerinden kalktı. Yanağımdaki saati görmek bile istemiyordum. Kesin morartmıştı. Karışımdaki koltuğa uzanıp "Serdar denen adam bakalım kimmiş" dedi.

"Ateş her ne olursa olsun pislik çıkarmak yok"

"Bakarız "

"Ateş biliyorsun atacağımız her adımın önemi var zorlu bir süreç bizi bekliyor"

"Ya sen nerden biliyorsun zorlu süreçmiş hey Allahım"

"Sadece hissediyorum"

"Şu hissetmeyi sonraya bıraksak"

"Sorun yok olur"diyip ayağa kalktım. Ateş'in üzerine uzanıp dudaklarına yaklaştım. Artık nefesinin sıcaklığını yüzümde hissediyordum. O öpmemi beklerken gülümseyip yanağına ısırık attım. ""Oyun şimdi bitti"diyip kafamı göğsüne koydum.

GİRDAPHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin