Bölüm 2

779 80 93
                                    

İyi okumalaarr 😽

˚ ༘♡ ⋆。˚

Elimdeki kuklanın yüzüne bir göz çizerken konuşmaya devam ettim. "Sen gülüyorsun falan ama peşime bir mafya daha takacağım diye çok korktum."

Seungmin, uzanıp pembe kalemi aldı ve elinde sadece kafasını tuttuğu oyuncağa dudak çizerken konuştu. "Salaklık sen de kanka hemen çocuğu sahiplenip adama nikahı bassaydın." Uzanıp başının arkasına avcumun içi ile vurdum. "Hadi lan oradan."

"Ya vurma amına koyayım elin çok ağır!"

"Ağla."

"Sabır çekiyorum sadece."

Onu umursamadan biten oyuncağı yanımdaki kutunun içine atıp diğerine geçtim. "Beyler ya kaleminiz var mı? Benimki bitti de." Mingi tam yanıma otururken 'beyler' demesine rağmen sadece bana bakarak konuşuyordu. "Mingi sen Chan'dan ümidini kes kardeşim onun peşinde bir mafya var."

"Ne? Chan neden söylemedin? Polise gitmeliyiz kalk!" Elimi tutup beni kaldırmaya çalışırken nazikçe elimi kendime çektim. "Seni ilgilendirmez. Al şu kalem boşta."

"Mafya buna aşık olacak bak demedi deme."

"Saçmalama Seungmin ya şu durumda bile nasıl gülebiliyorsun sen? Hadi Chan gidelim."

"Yahu sana ne? Sen kendi işine baksana Mingi. Zaten derdim başımdan aşkın gözünü seveyim sal beni." dedim ve pembe peruk tarzı şeyi adını unuttum şimdi neyse işte onu alıp oyuncak bebeğin kafasına yapıştırdım. Gözlerine geçtiğim zaman hafifçe gözümü yana kaydırıp elini yüzüne dayamış beni izleyen Mingi'ye baktım. Bir senedir bırakmıyordu yakamı, onu sevmediğimi defalarca kez söylememe rağmen aynı devam ediyordu.

"İzleme beni işlerini hallet hadi."

"Elimde değil çok güzelsin." 

Göz devirdim ve oyuncağı kutuya atar atmaz yerimden kalkıp ceketimi giydim. "Ben biraz hava alacağım." dedim ve yürümeye başladım Mingi de peşimden gelirken arkama dönüp durdurdum onu. "Tek başıma."

Bir şey demeden geri yerine dönerken ben de atölyeden çıkıp bahçeye adımladım. Yine yağmur yağıyordu ama bu sefer çok yavaş bir şekilde iniyordu damlalar yer yüzüne. Ağır ağır adımlarken düşünüyordum, ne bok yiyeceğimi. O kadar parayı nereden bulacağımı, kirayı nasıl vereceğimi... Akşam ne yesem ya? Makarnadan makarnaya döneceğim yakında. Hayır bari zengin bir arkadaşım olsaydı aynı benim gibi çulsuzunu buldum bir de.

Ofladım ve önümdeki taşa tekme attım. Çıkış kapısının olduğu bölüme kadar taşı ittirdim. Sonra bıraktım şimdi biri falan görürdü burada her şeyle dalga geçen mallar çok.

"Bâbâ!" Lan! Yok oğlum Chan hayal gördün sen korktun ya ondan oldu. Aklında kalmış. "Bâbâ! Şungie bâk bâbâ!" Başımı hızla sağa sola salladım ve tekrar duyduğum baba kelimesi üzerine ağır ağır arkama baktım. Ananı sikeyim! Babanı da sikeyim bu şirin velet burada ne arıyor?

"Bâbâ beni göydü!" Olduğu yerde hoplayıp ellerini çırparken yavaşça oraya adımladım. Tam gülerek çocukla ben senin baban değilim adlı konuşmamı yapacaktım ki kısa boylu adamın çattığı kaşları ile sigara içtiğini gördüm. Çocuğun yanında? Yani teknik olarak tam yanında değil, arabanın yanına yaslanmış öyle içiyordu ama çocuk var sonuçta burada.

Set fire to the rain Chanchang Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin