Bölüm 5 : Efendi

8.8K 832 1.3K
                                                  

Multimedia: Blake Nightingale

İyi okumalar, Zamansızlar:)

-

Blake Nightingale.

Tam karşımdaydı.

Görkemli bir tahta oturmuş, beni izliyordu.

Blake Nightingale.

İsmi sürekli kafamda yankılanıyordu ve görüntüsü gözlerimin her ayrıntısıyla algılayabileceği yakınlıktaydı. Dünyevi olmayan mitolojik bir canlıyla karşı karşıya gibiydim.

"Scathan'a hoş geldin, prenses," dediği andan beri olduğum yere çivilenip kalmıştım. Sessizlik o kadar yoğundu ki somutlaşıp beni kollarıyla sarmalayacak gibiydi ve ben, çığlığımla sessizliğe son verip her an infilak edebilirdim.

Kendi kitap karakterimle karşı karşıyaydım.

Onu yazmak istemiştim. Kelimelere dökmek, her ayrıntısını betimlemek ve hikayemde kötülüğü temsil edecek bir yer vermek... Ama benim kullanacağım kelimeler, kesinlikle gördüklerimi anlatacak şeyler değildi.

Görüntüsü zihnimi tesir etti. Aysız bir gece kadar koyu saçları, hafif dalgalıydı ama kısa tuttuğu için alnına dökülmüyordu; önü düzgünce yukarı doğru şekillendirilmişti. Mermer gibi beyaz tenine yerleştirilmiş mücevher parlaklığındaki gözleri, beni izliyordu. Dalgın dalgın birbirine sürttüğü iki parmağı durdu ve yerinden - düzeltiyorum tahtından- biraz doğruldu.

Tüm sinir uçlarım anında tepki vermiş, şoktan kısmen çıkmıştı. İstem dışı geri bir adım attım.

Büyük salonun tavanına kadar uzanan devasa, mozaik pencerelerden sızan ışıklar onun üzerinde bir hâle oluşturuyordu. Çift şeritli düğmeleri olan tuniği üzerinde gerindi ve ben, kendimi görüntüsünde daha fazlasını görmeye hazırlayamadan ayağa kalktı. İnce uzun yapısıyla artık bana daha tepeden bakıyordu, gerilen tuniği vücudunun sıkı bir çalışmadan geçtiğini fısıldıyordu.

Zümrüt yeşilleri, her bir ayrıntımı tarayarak beni tetkik etti. Üzerimdeki kıyafetler, Kaidan'la beraber pazar yerinden aldığım pantolon ve gömlekti. Üzerimdeki değerlendirmesine devam ederek platformdan aşağı iki adım attı ve duvarlardan geçebilseydim eğer, arkama bakmadan kaçacaktım.

Vakur adımlarla iyice bana doğru yaklaşmaya başladığında, yere kapaklanmamak için devasa bir güç harcadım. Benden iki adım ilerde durdu. Şimdi, başım gövdesine denk geliyordu ve altın rengi düğmeleri çok ilginçmiş gibi onları izlemeye karar verdim. Düğmelerde bir arma vardı, bunu kaleye -ya da şatoya-girmeden önce de bir bayrakta görmüştüm. Bir hançere sarılı yılan...

"Leda Dragler."

İrkildim.

Sanki kendi kendine bir şarkı ismi mırıldanıyor gibiydi. Derin, pürüzsüz ve kadife etkisindeki sesi ensemdeki saçlarıma kadar uyarılmama neden oldu.

Anlam veremeyerek kirpiklerimin ardından yavaşça gözlerimi kaldırdım, ne tepki vermem gerektiğini bilmiyordum. Leda Dragler mı? Zihnimdeki çarklar ani bir hızla dönmeye başladı, evet, evet ulaşmak üzereydim ve evet. Ah. Prenses Leda. Onlara göre ben buydum.

"Çok zor şeyler yaşadığınızı duydum," dedi Blake Nightingale, uzun, parlak siyah çizmeleriyle zarif adımlar atıp etrafımda dolaşmaya başlayarak. O yürüdükçe titreşen hava, tenimi ürpertiyordu. "Kafanızın bir hayli karıştığı ortada."

Tahmin bile edemezsin.

"Sizi bu şekilde ağırlamayı," dediğinde tam önümde durdu ve göz göze geldik, "hiç istemezdim." Dolgun dudakları belli belirsiz büküldü, sesinde gizli bir alay saklıydı. Kesinlikle, beni çok daha kötü ağırlamak ister gibiydi.

ZAMANSIZHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin