Bölüm 10 : Karanlık Sular

8.4K 969 920
                                    

Zeck Hemsey: Redemption

İyi okumalar Zamansız!

-

Kalbim kan pompalamayı bırakmıştı, gözlerimin arkasında şimşekler çakıyordu. Aklım tamamen bir patlamanın etkisindeydi, düşüncelerim ufak parçalar halinde her yana dağılmıştı; hiçbirine ulaşamıyordum.

Tek düşüncem kurtulmam gerektiğiydi, tek duygum kurtulmak isteğimdi ve tek yaptığım kurtulmak için harekete geçmekti.

Yaratığın bana doğru yaptığı hamle sırasında gözlerimi kapatmıştım ve dişlerini tenime geçireceği anı görmek istememiştim.

Fakat... Hırıltısı tam kulaklarımın dibindeyken bir anda derin sessizlik oldu.

Havadaki doğal olmayan titreşimi hissettim, tüm damarlarımda dolaşan elektrik akımı gibiydi. Kulaklarımda bir uğultu oluştu. Sanki özümde kapalı kalmış, kurtulmak için çabalamayı bırakmış bir şey tutuşmaya başlamıştı.

Önce nefesim sığlaştı, sonra kirpiklerim kıpırdadı ve gözlerimi araladım. Yağmurun taş yollara damlarken çıkardığı şıpırtılar bile yoktu, tamamen bir hiçliğin içinde gibiydim fakat gördüğüm kadarıyla her şey yerli yerindeydi.

Yaratıkta öyle.

Tam dibimdeydi ve uzun köpek dişlerini boynuma geçirmeye hazırlanıyordu, fakat tam o an bir şey onu dondurmuş gibiydi; kıpırtısız kalmıştı. Yağmur damlaları da yeryüzüne düşmekten vazgeçmişti, hepsi öylece havada asılı parıltılardı.

Tüm bunlar saniyelik sürelerde gerçekleşmesi gereken şeylerken, ben o saniyelerin arasında dolaşıyordum. Dünya soluklanmayı bırakmıştı, tek nefes alan bendim.

O an yaratığın tek gözüyle karşı karşıyaydım. Yosun rengindeki gözü kıpırtısızdı fakat bir kalp atımı süre sonra göz kırpışını fark ettim, irisi bana odaklandı. O saliselik anda bedenim harekete geçti ve hırıltısı kulağıma ulaştığında kolum mekanik bir robot misali komut almış gibi yukarı kalktı.

Yaratığın çenesinin altından bıçağı sapladım.

Önce dondu, ben titreyen ellerimle bıçağı geri çektiğimde kanı yeşil bir irin gibi akarken tiz bir feryat kopardı. Elim aynı mekanik hareketle tekrar havaya kalktı ve bu sefer bıçağı gözüne sapladım.

Geriye doğru yalpalayarak ellerini savurdu. Bağıramıyordu bile artık, iki büklüm olarak yere yığıldı ve yağmur damlaları üzerine yağıp irinli kanını sokak taşlarına akıtırken öylece kaldı.

Ölmüştü...

Onu öldürmüştüm.

Ben

bir

yaratık öldürmüştüm.

Vücudumun ve aklımın hâkimiyetini ne ara kaybettim bilmiyorum, gerilim tüm bedenimin iplerini tutmuştu. Kıpırtısız halde yerde yatan yaratığa bakarken, yağmur yüzümü sırılsıklam etmişti ama silmek için bile kolumu kaldıramıyordum. Sadece titreyebildiğimi fark ettim, bedenimin tek tepkisi buydu.

Dişlerimin takırtısı kulaklarıma ulaştı, midemde bir çalkalanma baş gösterdi ve ani bir refleksle yana doğru eğilip midemde ne var ne yoksa boşalttım.

Kustuktan sonra hamura dönmüş bacaklarımla yere çöktüm, sırtım hâlâ duvara dayalıydı. Köhne sokaktaki evlerin ışıkları sönüktü, birileri var mıydı bizi görüyor muydu bilmiyorum ama kimse dışarı çıkmadı.

Başımı duvara dayadım, soluklarım yavaşlamıştı. Olanları düşünmeye çalışsamda aklım pek çalışmıyordu. Ne kadar öyle kaldım bilmiyorum, bir süre boş bakışlarım ölü yaratığın üzerinde kalmıştı. Vücudumdaki gerilim azaldığı için omzumdaki ağrı artmaya başlamıştı. Göz ucuyla omzuma baktığımda yaratığın tırnakları yüzünden açılan yaradan akan kanın elbiseme bulaştığını gördüm.

ZAMANSIZHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin