Bölüm 4 : Scathan

9.4K 938 1.3K
                                                  

Multimedia: Rosanna Camborne

İyi okumalar, Zamansızlar :)

-

Ölümle burun buruna geldiğin o an, hayatın film şeridi gibi gözlerinin önünden geçer derler. Yaşamak istediğim bir tecrübe olmasada, bunun ne kadar doğru olduğunu merak ederdim.

Tamamen doğruydu.

New York' da üniversiteye gittiğim için mutlu olduğumu, Kalli'yle tanışıp ev arkadaşı olmanın güzel olduğunu, dans derslerini ne kadar sevdiğimi, son kitabımı yazmak için ne kadar uğraştığımı düşündüm. Tüm bunların ne zaman yok olmaya başladığını anlamaya çalıştım ve bir kasaba ismi belirdi kafamda.

Hiddenfield.

En son, New York'da beraber yaşamaya başladığım Kalli'yle beraber onun okuldan tanıştığı Benjamine'in Hiddenfield'daki aile evine gitmiştik. Boston'da yaşayan ailemin yanına dönmeden önce, biraz eğlenceli vakit geçirmek istemiştim. Sonucun trajediyle noktalanacağını ikimizde bilemezdik.

Benjamine Kalli'yi ıssız bir oyukta sıkıştırmıştı, biraz daha geç kalsam belki de ona tecavüz edecekti. Arkadaşımı kurtarmaya çalışırken o oyuktan bir boşluğa düşmüş, muhtemelen komaya girmiştim ve beynimde yarattığım yeni bir dünyaya hapsolmuştum; zira şu an yaşadığım şeylere başka türlü akıl sır erdiremiyordum. Düşünceler aklımda bir girdap gibi dönüyordu.

Etrafımda ne Kalli vardı ne de Benjamine. Hiddenfield'a yakın mıydım uzak mıydım onu da bilmiyordum. Beni kaçıran bir grup vardı ve hepsi birbirinden tuhaftı. Onlardan kaçarken düştüğüm su akıntısından çıkarılmamın üzerinden belki de yarım saat geçmişti, ama ben titremeyi bir an olsun kesmemiştim.

Bir hayalin içinde yaşarken de bedenimin bu denli donduğunu hissedebilir miydim?

"Gölge, vücut ısısı gittikçe düşüyor."

Kilitlenen çenemle ve buz tutmuş gözlerle en önden ilerleyen siyah karartıya baktım. Şu an beni taşıyan kısa sarı saçlara sahip, ilk yakalandığımda kafesimi de çeken Kaidan homurtulu nefesler alıyor, aynı zamanda Gölge isimli şerefsize sesleniyordu.

Beni suya attırmıştı.

Gölge'nin çadırından kaçtığımda şanslı olduğuma inanacak kadar aptaldım. Beni üzerinden geçmeye çalıştığım kırık dökük köprüdeyken yakalamışlardı. Adam, dünyanın en normal şeyiymiş gibi cadı olduğunu söyleyen Ardell'e komut vermiş ve kız, kendisini rahatsız eden bir sineği kovalıyor gibi elini sallayarak beni akıntıya uçurmuştu.

Cadı kelimesi aklıma geldikçe gülme isteğiyle doluyordum, fakat nasıl ateş yaktıklarını ve beni köprüden el bile değmeden uçurduklarını gördüğüm için bu istek bir histeri krizine dönecek gibi oluyordu.

Rüzgâr oradan oraya koşarken donmak üzere olduğumu hissediyordum. Üzerimdeki ıslak elbise ve dün üzerime giydirdikleri pelerin bedenimi kurtarmıyordu.

"Belki de biraz durup bir ateş yakmalıyız."

Evet, evet lütfen, bir ateş yakın.

Beni taşıyan Kaidan'ın söylediğini duyan Gölge, peçesinden dolayı tam görünmeyen yüzüyle dönüp arkasına baktı. Bu seçenekten pek hoşnut olmadığını, kumaşın ardından gelen boğuk sesiyle konuşarak belli etti. "Dowra'ya kadar durmak yok."

Cadı kelimesini sindirmem yeterince zor değilmiş gibi nemf olduğunu söyledikleri, ismiyle uyumlu mavi saçlara sahip olan Blue'nun söze karıştığını işittim. "Köye daha var, kız donmak üzere."

ZAMANSIZHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin