KIZIL EJDERİN UYANIŞI

By BlackkRain

1.1M 98.6K 17.3K

KIZIL EJDERİN KANI hikayesinin 2. kitabıdır. "Baba?" "Ben babamız değilim" diyerek Rein'e doğru bir adım attı... More

TANITIM
1. BÖLÜM
2. BÖLÜM
3. BÖLÜM
4. BÖLÜM
5. BÖLÜM
6. BÖLÜM
7. BÖLÜM
8. BÖLÜM
9. BÖLÜM
10. BÖLÜM
11. BÖLÜM
12. BÖLÜM
13. BÖLÜM
14. BÖLÜM
15. BÖLÜM
16. BÖLÜM
17. BÖLÜM
18. BÖLÜM
19. BÖLÜM
20. BÖLÜM
21. BÖLÜM
22. BÖLÜM
23. BÖLÜM
24. BÖLÜM
25. BÖLÜM
26. BÖLÜM
27. BÖLÜM
28. BÖLÜM
29. BÖLÜM
30. BÖLÜM
31. BÖLÜM
32. BÖLÜM
33. BÖLÜM
34. BÖLÜM
35. BÖLÜM
36. BÖLÜM
37. BÖLÜM
38. BÖLÜM
39. BÖLÜM
40. BÖLÜM
41. BÖLÜM
42. BÖLÜM
43. BÖLÜM
44. BÖLÜM
46. BÖLÜM
47. BÖLÜM
48. BÖLÜM
49. BÖLÜM
50. BÖLÜM
51. BÖLÜM
52. BÖLÜM
53. BÖLÜM
ÖZEL BÖLÜM
54. BÖLÜM
55. BÖLÜM
56. BÖLÜM
57. BÖLÜM
58. BÖLÜM
59. BÖLÜM
60. BÖLÜM
61. BÖLÜM
62. BÖLÜM
63. BÖLÜM
64. BÖLÜM
65. BÖLÜM
66. BÖLÜM
67. BÖLÜM
68. BÖLÜM
69. BÖLÜM
70. BÖLÜM
71. BÖLÜM
72. BÖLÜM
73. BÖLÜM
74. BÖLÜM
75. BÖLÜM
76. BÖLÜM
77. BÖLÜM
78. BÖLÜM
79. BÖLÜM
80. BÖLÜM
81. BÖLÜM
82. BÖLÜM
83. BÖLÜM
84. BÖLÜM
85. BÖLÜM
86. BÖLÜM
87. BÖLÜM
88. BÖLÜM
89. BÖLÜM
90. BÖLÜM
91. BÖLÜM
SON
TEŞEKKÜRLER!
ÇOK ÖZEL BÖLÜM
ÖZEL BÖLÜM
~~DİANA~~

45. BÖLÜM

10.5K 1K 124
By BlackkRain


"Çok küçük görünüyor.."

Rein karanlıkta duyduğu sesle irkildi. Bu sesi bir yerden tanıyordu.

"İnsan yavruları böyle küçük oluyor. Doğduğunda bundan da küçüktü."

Rein babasının boğuk sesini duyduğunda rüyada olduğunu anlamıştı. Anılarından birindeydi. Sadece sesler vardı ve görüntü yoktu. Etraf karanlıktı. Bu kez küçük bedeninin içindeydi. Her anısında hatırlama şekli değişiyordu. Bazen küçük bedeninin içindeyken bazen uzaktan izliyordu. Ve Rein bunu uzaktan izlemenin daha iyi olacağını düşünüyordu. Babasının kiminle konuştuğunu yani kafasının içindeki güçlü sesin sahibini merak ediyordu.

"Niye uyuyor?" diye sordu kadınsı tonlara sahip güçlü ses. Duyduğu ses etrafa güç yayarak Rein'i uyarıyor ve onun tam uykuya dalmasını engelliyordu. Küçük Rein kafasının içinde duyduğu bu sesle babasının göğsüne iyice sokuldu.

Rein babasına sarılıyormuş gibi hissettiği için mutlu olmuştu. Şu anki durumunda böyle bir şeye çok ihtiyacı vardı. En son hiçbir şeyi başaramayıp uykuya dalarken ne kadar yalnız olduğunu düşünmüştü. Babasının sesini hatırlaması bile yalnızlığını silip süpürmeye yetmişti.

"Bedeninin buranın enerjisine uyum sağlamaya çalıştığını düşünüyorum" dedi babası. Babası sesli konuşurken karşısındaki kişinin sesi kafasının içindeydi. "Aksi takdirde seni gördükten sonra uyumazdı."

"Neden?"

"Seninle oynamak isterdi" dedi babası.

Rein onun güldüğünü anlamıştı. Hemen sonra küçük Rein'in saçları okşandı. Rein gözlerini açıp babasının yüzüne bakabilmeyi çok istese de küçük bedeninin etrafına baskı yapan ve bedenini ağırlaştıran enerjiyi hissedebiliyordu. Gerçekten babasının dediği gibi bu ağır enerjiye alışmaya mı çalışıyordu? Burası neresiydi ki? O ses kafasının içine konuştuğuna göre.. ejderha mıydı?

"Oynamak?"

"Oyun yani.. boş ver. Zaten sana soru sormaktan oyun falan aklına gelmezdi. Benim hatam."

"Senin küçüklüğün gibi mi?" dediğinde diğer ses Rein onu nerede duyduğunu hatırlamıştı. Bu babasına 'yuvana hoş geldin' diyen sesti. O halde şimdi o anısının devamını hatırlıyor olmalıydı. "Sen de çok soru sorardın. Hala öylesin."

"Oğlum benim gibi değil Ayana" dedi babası. Rein babasının neden sesli konuştuğunu, kafasının içine konuşmadığını merak etti. Anılarına sonradan sahip olmak garipti. O zaman fark etmediği şeyleri şimdi sorguluyordu. "O çok zor sorular soruyor. Cevap bulmakta zorlanıyorum bazen."

"İnsan dünyasına uyum sağlayamadığın içindir.."

Bu sesten sonra sessizlik olunca Rein anısının kaybolduğunu düşünmüştü. Bu ses babasına evine geldiğini söylemişti. Rein neden böyle söylediğini merak ediyordu. Ses biraz kadınsı olduğundan Rein onun bir dişi olduğunu düşünmüştü. Acaba.. bu ejderha babasının annesi miydi? Babası ona Ayana diye seslenmişti.

"Uyum sağladım" dediğinde babası, Rein anının devam ettiğini görerek sevindi. "Bu konuyu kapattığımızı sanıyordum."

"Sana istediğin şeyleri yapma iznini versem de bu durumdan hoşlanmıyorum Dhakear. Senin yerin burası."

"O Diana ile tanışmadan önceydi" dedi babası. Sert ses tonu Diana derken yumuşamıştı. Rein onun annesine olan sevgisini konuşmasından anlayabiliyordu. "Benim yerim onun ve oğlumun yanı."

"Aileni de buraya getirebilirsin" dedi Rein'in içini titreten yoğun ses. "İnsana bile dönüşmenin bir yolunu buldun. Onların burada yaşaması için gerekli şeyleri de-"

"Ayana! Lütfen bunu oğlumun yanında konuşmayalım. Daha sonra konuşabiliriz."

"Uyuduğunu düşünmüştüm" diyen Ayana ile küçük Rein'in etrafındaki baskıcı enerji dalgalandı. Küçük Rein kıpırdandığında elleri babasının kıyafetine tutunmuştu.

"Uyumuyor" dedi babası. "Senin her dediğini duyduğundan eminim."

"Pekala sonra konuşalım.." dedi Ayana. "Gerçekten çok küçük görünüyor.. çok zayıf.. Ama senin insan görünüşüne benziyor. Çok ilginç.. kokusu da tuhaf. İnsan gibi kokmuyor, ejder yavrusu gibi de kokmuyor. "

"O özel.." dedi babası Rein'in kıyafetine sımsıkı yapışmış elini tutarak. "Onu daha önce gördüğün hiçbir şeyle kıyaslama. Bu senin en büyük hatan olur."

"Böyle demen beni şaşırttı" dedi Ayana. Küçük Rein'in etrafındaki enerji tekrar dalgalandı. "Oğlunun büyümesini sabırsızlıkla bekliyorum. Gelecekte bize neler gösterecek bu minik ejder?"

"Büyümesini hiç istemesem de ben de onun gelecekte bana neler göstereceğini merak ediyorum."

Küçük Rein kafasının üstünde hissettiği sevgi dolu öpücükle güvende hissederek kendisini bıraktığında uykuya dalmıştı. Hemen sonra anısı değişmişti.

Küçük Rein o garip enerjiden kurtulmuş ve yüzüne çarpan serin havayla gözlerini aralamıştı.

"Baba.." diye mırıldandı Rein babasının kucağında doğrulup oturarak. Babası Rein hareket edince onu tek eliyle tutmayı bırakıp iki eliyle tutmuştu. "Neredeyiz? Annemi özledim.."

Küçük Rein'in annesine olan özlemi Rein'i de yakmıştı. Rein onu bir daha göremeyecekti. Onu şimdi görmek istiyordu. Uyanmak istemiyordu.

"Eve gidiyoruz oğlum, annen evde bizi bekliyor."

"Tamam.." diye mırıldandı Rein. Babası büyük ve hızlı adımlarla ilerlerken birden ağaçların arasından çıkmıştı. Şimdi önlerinde uzun otların olduğu yemyeşil bir alan vardı.

"Burası çok güzel" dedi Rein yere inmek isteyerek. Ama babası onu bırakmamıştı. "Baba!"

"Otlar senin boyun kadar" dedi babası Rein'e daha sıkı yapışarak. "Onların içinde kocaman böcekler vardır-"

"Gerçekten mi? Baba böcekleri merak ediyorum! İndir beni!"

"Bunlar evde sana getirdiklerim gibi değil" dedi babası kaşlarını çatarak. "Bunlar büyük."

"Beni kandırıyorsun.." diye mırıldandı küçük Rein dudak büzerek. "Buradaki böceklere bakmak istiyorum.."

"Boş ver böcekleri.." dedi babası. "Ben sana daha güzel bir şey göstereceğim."

"Ne göstereceksin? Başka bir ejderha mı? Büyüyünce benim de kanatlarım çıkacak mı? Bir de kuyruğum? Senin gibi kırmızı mı olacağım? Ya da az önceki gibi parlak beyaz? Yeşil olsam olur mu? Annemin gözleri gibi yani?"

Küçük Rein nefes almak için konuşmayı bıraktığında babası onu iki koluyla havaya kaldırdı ve omuzlarına oturttu. Rein bu ani yer değiştirmeyle güldü ve babasının kızıl saçlarına hafifçe tutundu.

"Sorularımın cevaplarını istiyorum baba!"

"Çok soru sordun" dedi babası da gülerek. "Bak sana göstereceğim şey orada."

Küçük Rein babasının işaret ettiği yere baktığında gözlerini şaşkınlıkla büyüttü.

"Dağın içinden su çıkıyor! Baba suya bak!"

Babası sonunda durduğunda bir uçurumun kıyısındaydılar. Hemen karşılarındaki tepede bir şelale vardı. Hafif bir ses çıkararak akan su küçük Rein'i şaşırttığı kadar şimdi hatırlayan Rein'i de büyülemişti. Mükemmeldi. Şelalenin yere aktığı kısım zeminde oluşan buhardan tam görünmüyordu. Çok yüksekteydiler ve manzara çok güzeldi. Çevrelerinde hiç ev yoktu. Küçüklü büyüklü tepelerle ilerleyip gidiyordu önlerindeki yeşil alan.

"Böceklerden güzel değil mi?"

"Güzel! Hadi oraya gidelim!"

"Ama annen evde bizi bekliyor" dedi babası. "Oraya gidersek eve geç kalırız."

"Eve gidelim o zaman" dedi Rein gülümseyerek. "Annemi daha fazla yalnız bırakmayalım. Nasılsa buraya bir daha geleceğiz o zaman annemle geliriz ve o da burayı görür, değil mi baba?"

"Buraya bir daha geleceğimizi neden düşündün?" diye sordu babası. Şaşırmış gibi görünüyordu.

"Orası öyle söyledi. Bir daha gel, dedi. Sen de arada bir buraya geldiğinden tekrar geleceğimizi düşündüm. Beni yanında getirmeyecek misin?"

"Orası mı? Neresi?"

Rein küçük kolunu kaldırarak geldikleri yönü işaret etti.

"Orası işte baba.." dedi parmaklarını sallayarak. "Ayana'nın olduğu yer. Hani değişik bir enerjisi var ya, uyumama sebep oldu hatta-"

"Ayana mı söyledi sana tekrar gelmeni? Ben duymadım sanırım.."

"Ayana değil baba" dedi Rein kollarını babasının başına dolayıp öne doğru eğilerek. "Orası söyledi."

Babası başını çevirip endişeli gözlerle geldikleri yere baktığında Rein ayaklarını salladı.

"Orası seni çağırdı demek.."


Babasının bu sözleri anısının sonu olmuştu. Rein yavaşça gözlerini açtı ve doğruldu. Babasını görmek iyi hissettirdiği kadar kötü de hissettirmişti.

Onu özlemişti. Diğerlerinin yanındayken bu özlemi bastırabiliyordu ama şimdi tek başınayken ve onu hatırlamışken canı yanıyordu. Uyuduğu yeri bilseydi yanına gidip en azından onu görebilirdi. Hem o da Rein'i özlemiş olmalıydı.

Rein hatırladığı bu garip anıyı düşündü. O yer neresiydi? Rein orasının gerçekten Rein'i çağırdığını hissetmişti. Bir de Ayana vardı. Rein onu tam görmemişti. Onun sadece bembeyaz bir ejderha olduğunu hatırlıyordu. Tam şekli kafasında yoktu. Çok parlak olduğunu biliyordu sadece.

Rein yataktan kalktı. Ne perilerini çağırabilmiş ne de Dha'ya ulaşabilmişti. Şimdi elinde fazladan bir de anısı vardı. Bu anının o kadar önemli olmadığına karar vererek düşünecek şeyler arasında en sona yerleştirdi. Babasını görmüş olmak ona yeterdi. Gizemli yeri ve Ayana'yı daha sonra düşünecekti.

Rein pencereye yaklaşıp perdeyi araladığında güneşin tepeye doğru yükselmiş olduğunu gördü. Uzun süre uyumuştu.

Üstünü başını düzelterek kapıya doğru yürüdü. Birilerini bulma umuduyla kapıyı açtığında kapısının yanında bekleyen kişiyi korkutmuştu. Bu dün onu odasına gelen genç çocuktu. Boyu Rein'den kısaydı. Başı Rein'in omzuna geliyordu. Zayıftı ve belirgin yüz hatları vardı.

"Ben de uyanmanızı bekliyordum efendim" dedi genç çocuk. "Beklerseniz size hemen kıyafet ve kahvaltı getireceğim."

"Tamam da Rohan-"

Çocuk onun ağzından çıkan tamam kelimesini duyduğunda yerinden fırlamış ve koridorda yol almaya başlamıştı. Rein onun bu acele davranışlarına gülümseyerek odasına geri girdi ve kapıyı açık bıraktı.

Genç çocuk onu fazla bekletmeden geri döndüğünde elleri doluydu. Rein ayağa kalkıp onun elindeki tepsiyi aldı.

"Kıyafetleri yatağın üzerine koyabilirsin" dedi tepsiyi tutarken. "Adın ne senin?"

"Hazer, efendim" dedi genç çocuk önünde eğilerek.

"Kaç yaşındasın Hazer?"

"On altı olmak üzereyim" dedi Hazer şaşırarak. Yaşını sormasını beklemiyormuş gibiydi. Rein onun on üç-on dört yaşlarında olabileceğini düşünmüştü. Kıvırcık koyu kahverengi saçları onu yaşından daha küçük gösteriyordu.

"Dün seni korkuttum sanırım" dedi Rein yatağın boş kısmına oturup tepsiyi kucağına yerleştirirken. "Üzgünüm."

"Ö-Önemli d-değil efendim! İstediğiniz zaman korkutabilirsiniz!" dedi Hazer heyecanla. Yüzü kızarmıştı. Rein onun sözlerine güldü.

"Bu işte yenisin galiba" dedi elini ekmeğe atarken. Hizmetlilerle -özellikle de iyi eğitilmiş saray hizmetlileriyle- zaman geçirmiş biri olarak onun bu işte yeni olduğundan emindi.

"Özür dilerim!" diye bağırdı Hazer. "Lütfen beni kovmayın yoksa-"

"Ben seni neden kovayım Hazer, sakin ol" dedi Rein ona bakarak. "Ayakta durma, geç otur şuraya."

"Oturabilir miyim?" diye sordu Hazer. Rein başını sallayarak tekrar karşısındaki sandalyeyi işaret etti.

"Anlat bakalım bu kovulma meselesini" dedi Rein. Çocuğun hareketli davranışları kafasını dağıtıyordu. Yapacak başka işi de olmadığından onunla konuşmakta bir sakınca görmemişti.

"Yanlarına hizmetçi olarak gittiğim kişiler beni kovuyor" dedi Hazer üzüntüyle. "Beceriksiz olduğumu ve yardımcıları olmaya layık olmadığımı söylediler. Son olarak size geldim. Siz de gönderirseniz beni kaleden atarlar. Ama benim kalacak başka yerim yok."

"Seni kovmayacağım, endişelenme" dedi Rein. "Ben uyurken benimle sen mi ilgilendin?"

"Teşekkürler efendim!" dedi Hazer bir anda sandalyeden fırlayıp Rein'i irkilterek. Sonra Rein'i irkilttiği için önünde eğildi. "Ö-Özür dilerim!"

"Sorun değil" dedi Rein. "Benim yanımda rahat olabilirsin Hazer. Yaptığın her şey için özür dileme. Bir hatan olursa ben sana düzeltmen için söylerim anlaştık mı?"

"O-Olur.." dedi Hazer gözleri parlayarak. Kovulmayacağını iyice anlamasını istiyordu Rein. Böylece onun yanında rahat olabilirdi. Rein insanların yanında rahat olmasını seviyordu. Hizmetliler de buna dahildi.

"Ah sorunuza cevap vermeyi unuttum" dedi Hazer. "Bir aydır yani bir ay kadar ben ilgilendim. Arada bir doktorlar da gelip size baktı. Efendi Kera da her geldiğinde buraya geldi. Uyanmanızı en çok o bekliyordu."

"Hepinize yük olmuş olmalıyım" dedi Rein iç çekerek. Yarı ölü durumdaki birine bakmak zor olmalıydı.

"Hiç de olmadınız!" dedi Hazerellerini sallayarak. "Sizinle ilgilenmek benim yaptığım en rahat işti!"

Rein onun garip yüz ifadelerine güldü. Hazer'i sevmişti. Biraz hareketli bir çocuktu ve iyi birine benziyordu. Önce yapıp sonra düşünen bir yapıya sahip olduğunu Rein bu kısa sohbetlerinden anlamıştı.

"On dokuz gün kadar seni yoracağım" dedi Rein. "Ondan son-"

"On dokuzuncu gün beni kovacak mısınız?" diyerek sözünü kesti Hazer.

"Hayır" diyerek başını iki yana salladı Rein. "O zaman ülkeme döneceğim."

"Gidecek misiniz?" dedi Hazersurat asarak. Rein başını salladı.

Hazer'le sohbet ederken karnını doyurmuştu. Hazertepsiyi kucağından alırken Rein yanındaki kıyafetlere döndü.

"Bunlar kimin?"

"Efendi Rohan'ın" dedi Hazer. "Size uyabilecek kıyafetler sadece onda var. Diğerleri biraz iri- şey yani öyle demek istemedim-"

"Rahat ol Hazer" dedi Rein. "On dokuz gün boyunca bana arkadaşlık edecektin unuttun mu? Arkadaşlar rahat konuşur."

Hazer başını yere eğdiğinde Rein yataktan kalktı.

"Rohan nerede? Onunla konuşmam gereken şeyler vardı."

"Bilmiyorum" dedi Hazer hızla başını kaldırarak. "Gidip bulayım mı?"

"İyi olur ama-"

Hazer onay kısmını duyup yerinden fırladığında Rein arkasından güldü ve cümlesini boş odaya söyledi.

"Üzerimi değiştirdikten sonra onu beraber de bulabiliriz."


****


Hazer geri döndüğünde Rein üstünü değiştirmiş ayağına da Hazer'in getirdiği botları giymişti. Kıyafetler biraz bol olsa da sıcak tutuyordu. Hazer Rohan'ın arka bahçede oturduğunu söyleyince Rein onu yanına götürmesini söyledi.

Kalenin içinde yürürken kimse Rein'in yüzüne bakmamıştı. Çok kişi yoktu ama yine de bu durum Rein'i rahatsız etmişti.

"Neden bana böyle yapıyorlar?" diye sordu Rein. Yanından geçen küçük kızın başını okşamak istediğinde annesi kızı hızla kolundan çekiştirerek yanlarından kaçmıştı.

"Şey.. bilmem ki.."

"Bildiğini biliyorum Hazer" dedi Rein gözlerini devirerek. "Dün olanlar yüzünden mi?"

Hazer mahcup bir şekilde başını salladı.

"Sen benden korkmuyor musun?" diye sordu Rein.

"Arada bir korkuyorum ama yanınızda dururken korkumu unutuyorum" dedi Hazer. "Bence siz bize kötü bir şey yapmazsınız."

"Böyle düşündüğün için teşekkür ederim. Benim kimseye zarar vermek gibi bir amacım yoktu."

"Üzülmeyin" dedi Hazer kocaman gülümseyip yamuk dişlerini göstererek. "Hatalarını anlayınca onlar pişman olacaklardır."

Hazer onu bahçeye çıkardığında Rein etrafına baktı. Buraya bahçe demek pek doğru olmazdı. Bitkilerle hiç ilgilenilmemişti. Solmuş çiçekler kurumuş otların arasında kaybolmuştu. Ağaçların dalları şekilsizce büyüyüp birbirine karışmıştı. Düzgün olan tek yer önlerindeki taş yoldu.

"İşte oradalar" dedi Hazer eliyle ileriyi işaret ederek. Rein Rohan'ın ve birkaç kişinin bir masanın etrafında toplanmış olduğunu gördü. Bahçedeki tek masaydı ve etrafı otlardan temizlenmişti. Onların çevresinde birkaç tane asker ayakta bekliyordu. Üzerlerinde üniforma yoktu ama elleri kılıçlarında dik duruşları onların asker olduğunu belli ediyordu.

Rein onları rahatsız edip etmemeyi düşünürken Rohan onu görmüş ve gelmesi için elini sallamıştı. Rein taş yolda Rohan'ın olduğu yere doğru yürümeye başladığında Hazer de hemen arkasından onu takip ediyordu.

"Rahatsız etmek istememiştim" dedi Rein masaya yaklaştığında. Rohan ayağa kalkıp Rein'e döndüğünde masadaki diğerleri de hızlıca ayağa kalkmış ve Rein'in karşısında durmuşlardı.

"Rahatsız etmiyorsun" dedi Rohan hafifçe gülümsemeye çalışarak. Yüzü asıktı. Rein onun bir şeye sıkıldığını anlamıştı. "Ben de sana bakmaya gelecektim. Biraz ara versek iyi olur."

Rohan diğerlerine bakıp söylediğinde diğer beş kişi masaya yayılmış kağıtları topladı ve Rein'e meraklı bakışlar atarak kaleye doğru yöneldi.

"Seni onlarla tanıştırmadığım için kusura bakma" dedi Rohan. Hazer ve geride kalan üç asker onları duyamayacak mesafeye kadar geri çekilmişlerdi. "Akşam herkesle tanıştıracağım."

"Önemli değil" dedi Rein. "Bir şey mi oldu?"

"Her zamanki şeyler" dedi Rohan. "Kendi ülkemde kendi ülkeme karşı savaşacağım. Her şey canımı sıkıyor."

Rein buraya onun Lukan'ı tahttan indirmek için ne yapacağını öğrenmeye gelmişti ama onu böyle görünce sormaktan vazgeçti. O biraz rahatladığında sorabilirdi. Ya da Kera geldiğinde.

Acelesi yoktu.

"Sorumluluk böyledir.." diye mırıldandı Rein. "Mel amcam burada olsaydı böyle derdi. Yapabileceğine inanmak zorundasın Rohan. Zor bir durumun içindesin ama bunları aştığında her şey daha güzel olacak. Senin için de, halkın için de."

"Haklısın.." dedi Rohan şaşkınlıkla başını sallayarak. "Mel amcan.. Kral Melioth değil mi?"

"Evet."

"Kera onunla çok yakın olduğunu söylemişti" dedi Rohan. "Ona amca mı diyorsun?"

"Öyleyiz" dedi Rein. "Kendisi öyle dememi istiyor. Tanışmamızdan dolayı Mel amca olarak kaldı."

Rohan ona meraklı gözlerle baktığında Rein Mel amcası ile nasıl tanıştığını anlattı.

"Gül bahçesine mi girdin?" dedi Rohan şaşkın bir şekilde gülümseyerek. "Phandor'da bile herkes biliyor oraya girmenin cezasının ölüm olduğunu."

"Ben bilmiyordum" dedi Rein. "Mel amcam da bu yüzden bana bir şey demedi."

"Değişik birisin" dedi Rohan gülümseyerek. "Az önce kafam tonla düşünce altında eziliyordu ama şimdi hafiflemiş hissediyorum. Büyü falan mı yapıyorsun yoksa?"

"Hayır!" dedi Rein hızlıca. "Büyü yapmayı henüz bilmediğimi söylemiştim."

"Öylesine söyledim" dedi Rohan. "Hikayeni merak ediyorum Rein."

"Belki gitmeden önce anlatırım" dedi Rein. Her şeyi anlatamazdı tabi ki. Dönünce Theo amcasının ona kızmasını istemiyordu.

Sessiz alanda bir kadın çığlığı duyulduğunda Rein de Rohan gibi ayağa kalktı. Hemen sonrasında etrafta tiz bir ses duyulmuştu.

"Ne oluyor?" dedi Rein. Askerler kılıçlarını çıkarmış ve Rohan'ın etrafını sarmıştı. Hazer de korkuyla Rein'in yanına geldi.

"Kaleye saldırıyorlar" dedi Rohan solmuş bir yüzle başını kaleden Rein'e çevirerek. "Lukan yerimizi bulmuş!"

Rohan'ın açıklamasından sonra askerler kendi aralarında Rohan'ı uzaklaştırmaları gerektiğini konuşurken Rein artan seslere odaklanmıştı.

"Donnar sen Rein'i götür buradan" dedi Rohan Rein'in kolunu tutup en iri askere doğru iterek. "Bu kez kaçamam. Gidip onların yanında durmam gerek!"

Rohan taş yolda koşmaya başladığında diğer iki asker peşinden koşup onu durdurmuşlardı.

"Kera'nın kesin emri var" dedi birisi. "Sizi ne olursa olsun korumak zorundayız! Orada kaç kişi olduğunu bilmiyoruz. Zamanımız varken sizi buradan çıkarmalıyız!"

"Bırak! Bu kez olmaz! Lukan'ı alt etmeye bu kadar yakınken diğerlerini kaybedersem benim yaşamamın ne anlamı kalır?! Tek başıma hiçbir şey yapamam. Ama şimdi onlarla beraber savaşabiliriz!"

"Gerekirse seni zorla götüreceğiz" dedi askerlerden biri.

Onlar tartışırken Rein endişeyle kaleye baktı. Sesler ön taraftan yükselmeye devam ediyordu. Kılıçların birbirine çarpma sesleri, çığlıklar ve haykırışlar.. Rein ellerini sıktı. Dha'ya söz vermişti ama.. gerçekten yapabilecek bir şeyi yok muydu?

Büyüyü kullanabilir miydi? Kılıç kullanamazdı. Diğerlerini korumak için kullanabileceği tek şey büyüydü. Çığlıkların susmasını istiyordu ve bunun için büyüyü kullanmaya hazırdı.

Onu durduran şey kontrolünü kaybetme düşüncesiydi. Büyü onun isteklerine itaat ediyordu ama bu yine de Rein'in onu kontrol edebileceği anlamına gelmiyordu. Göreceği şeylerin kendini kaybetmesine sebep olmasından korkuyordu.

Korumak isterken daha fazla zarar verebilirdi.

"Olmaz dedik Rohan!"

Askerlerden biri kılıcının keskin tarafını içe döndürerek Rohan'a doğru atılınca Rein düşüncelerinden sıyrılmıştı. Rohan kılıcın rotasından hızla çıkıp adamın elindeki kılıca yapışmış ve kılıcı adamdan almıştı. Rein onun bu hareketine şaşkınlıkla bakarken Rohan kılıcı tutan kolunu döndürdü ve kabzasını sertçe askerin karnına savurarak adamı dizlerinin üzerine düşürdü.

"Ben de bir askerim" dedi Rohan kararlılıkla. "Bu kez kaçmayacağım dediysem beni dinlemek zorundasın! Şimdi gidip benim için savaşan diğerlerine katılacağız anlaşıldı mı!?"

Yerdeki asker ve ayaktaki asker onaylayarak başını salladığında Rein de kararını vermişti.

"Sen hala burada mısın Donnar!? Rein'i al ve git buradan, hemen! Güvenli evlerden-"

"Ben de geliyorum" dedi Rein. "Belki yardım edebilirim."

"Olmaz!" diye bağırdı Rohan arkasına dönüp kaleye ilerlemeye başlarken. "Sen hemen buradan gidiyorsun! Donnar!"

Diğer iki asker de onun peşinden koşarken Donnar Rein'in koluna yapıştı.

"Gidelim."

Rein Donnar'a baktığında bedeninden yükselen gücü hissedebiliyordu. Büyü sanki bu anın gelmesini beklermişçesine hızla Rein'in bedenini sarmıştı. Kendi bedenine odaklanırken Donnar'ın Rein'in kolundan elini yanmış gibi hızla çektiğini görmemişti.

Güce sarmalanmış Rein ilk defa büyüyü anladığını fark etti. İstekle onu bekliyordu. Rein'i mutlu etmek istiyordu bunun için Rein'in isteklerini gerçekleştiriyordu.

Şimdi de öyle yapacaktı.

Rein taş yolda yürümeye başladığında çevresindeki havanın değiştiğini biliyordu. Seslerden kurtulmuş ve kendi düşüncelerinde kaybolmuştu.

Kalenin önüne geldiğinde içeri girmedi ve etrafından dolaşarak ön tarafa ulaşmayı tercih etti. Kale küçük olduğundan etrafından dolanmak daha mantıklı gelmişti.

Büyüyle birlikteyken ve hala kendi düşüncelerini yönetebiliyorken Rein garip hissetmişti. Büyüyü hala kabullenememişti ama.. böylesine onunla iç içeyken.. nasıl büyüyü reddedebilirdi?

Rein köşeyi döndüğünde gördüğü şeylerle olduğu yerde kaldı. Hiç bu kadar çok insanın birbiriyle savaştığını görmemişti.

Bazıları yerde yatıyor bazıları kaleye doğru kaçıyordu. Kalenin içinden dışarı koşanlar da vardı. Herkes birbirine girmişti. Ama bu görüntüde kimin üstün olduğu belliydi.

Rohan'ın da içinde olduğu adamlar kaleye doğru gerilerken Rein derin bir nefes aldı ve hala hissedebildiği büyüyle birlikte savaşa doğru bir adım attı. Ne yapacağını bilmiyordu ama kaybedecek zamanı da yoktu.

Tek düşündüğü şey kontrolünü kaybetmemekti.


Yeni Bölüm Tarihi: 04.03.2017

Continue Reading

You'll Also Like

85.3K 4.2K 101
Hilal Pekacar: Neden karşıma çıkmayı denemiyorsun? Hilal Pekacar: Çirkin misin? Eğer öyleyse bu önemsediğim son şey bile değil Bilinmeyen numara: Mük...
ELEMENT By özgür

Science Fiction

2M 51.5K 29
İnsanlık genlerde oluşan önlenemez bir mutasyon nedeniyle dört ülkeye ve dört kategoriye ayrılmıştır: Aquarium Firex Aura Earth Genlerdeki mutasyo...
72.6K 14.3K 24
Nijerya' da 10 Türk subayı kaçırılıyor ve fidye isteniyor. Siz olsanız ne yapardınız? onlara fidye mi gönderirdiniz yoksa dünyanın en tehlikeli aske...
4.4K 321 25
Eski zamanlarda geçen bu dünya da paralı avcılar vardır ve bunlara Kollegen denir. Kollegenler kendi aralarında gruplara, loncalara ayrılmıştır ve de...
Wattpad App - Unlock exclusive features