''Seni tanımak istiyorum.''

Yerinde kıpırdandı Taehyung, küçük olanın kolları tamamen kendisini sarmış, parmaklarını iç içe geçirmişti. Onun geniş göğsünde, kokusu hemen yanı başındayken uyumamak için direniyordu, ''Adım Jeon Jungkook.'' Duyduğu cümle ile kıkırtıları sessiz odaya dolduğunda Jungkook da onunla birlikte güldü. ''Busan'da doğdum ama ben küçükken Seoul'e taşınmışız. Annemi ve Seol'ü biliyorsun zaten, babam ben lisenin son yılını okurken çekip gitti ve bir daha görmedim.'' Burnunu çekti Jungkook, birine hayatının tüm detaylarını anlatmak zor geliyordu ama kolları arasındaki beden onu sakince dinlerken parmaklarıyla oynuyordu, ''Üniversiteye giderken çok fazla yarı zamanlı işte çalıştım ve biliyorsun, şimdi de bir reklam şirketinde çalışıyorum.'' Taehyung ona bakmıyordu ama küçüğünün daha çok kendisinden bahsetmesini isterken istediği fiziksel şeyler değildi, Jungkook'un acılarını duymak, onları sarmak ve bir daha acımaması için yaraların yerine çiçekler yetiştirmek istiyordu kalbinde. İç çekerek yavaşça kıpırdandı yerinde, ''Sen de anlatmak ister misin?'' diye sordu Jungkook. ''Adım Kim Taehyung.'' Jungkook kendisine yapılan alayla kahkahasını odaya bıraktı, ''Senden iyi yaş büyüğüm. Üniversiteye kadar Daegu'da annem ve iki kardeşim ile birlikte yaşadım. İşletme okumak için geldim ve garip bir şekilde derece ile okulu bitirdim. Son sınıfta Saerom ile tanıştığımda ses tonumun kesinlikle radyoculuk için yaratıldığını söyleyerek amatör bir radyo programı kurmama yardım etti.'' Jungkook saçlarını okşarken gözlerini kapattı, parmakları öylece gezinirken uyumadan nasıl duracaktı? ''Mezun olmama yakın yönetmen Kim benimle irtibata geçti ve radyo yayınını önerdi. Okuduğum bölüm ile ilgili hiçbir şey yapmak istemediğim için kabul ettim ve işte, şu an buradayım.'' Jungkook'un parmakları durduğunda yavaşça başını kaldırdı ve küçük olanın başını koltuğa yaslamış, uyuyor olduğunu gördü. Dudaklarına yayılan gülümseme ve içindeki sıcaklık ile doğruldu. Odasına giderek bir battaniye aldıktan sonra geri döndü, uyanmamasına dikkat ederek onu usulca yatırdıktan sonra battaniye ile üzerini örttü ve koltuğa zor da olsa sığarak yanına uzandı.

Gözlerini araladığında üzerindeki ağırlık ile ne olduğunu anlayamadı Jungkook, zor da olsa başını çevirdiğinde Taehyung'un uyuyan yüzü ile karşılaştı. Göğsüne koyduğu yanağı baskı ile yayılmıştı ve hafif aralık dudaklarından çıkan nefesler bedenine çarpıyordu. Bir kolunu hareket ettirerek Taehyung'un beline doladı ve yan dönerek kucağına doğru çekti düşmek üzere olan çocuğu. Siyah saçları alnına dökülmüş, derin nefesleri arasında mırıltılar çıkartan sevgilisini izlerken gözlerini bile kırpmak istemiyordu bir an kaçırmamak için. Taehyung'un hareket etmesinden sonra dağılan saçlarının gözlerine gelmemesi için minik tutamları parmaklarının arasına alarak kenara çekmeden önce usulca okşadı. ''Jungkook.'' Uykulu ses kendi adını mırıldandığında yutkundu, uyandığını düşündüğü beden kollarını kendisine daha çok sardıktan sonra kıpırdandı ve göğsünde yatan başını boynuna doğru çekti. Ilık nefesleri şimdi tamamen tenine çarpıyordu ve mırıltılar çıkaran dudakları boynuna değiyordu. Gözlerini kapatarak yeniden uykuya dalmak ile Taehyung'u izlemek arasında kararsızdı, hiçbir şeyin kolay bir şekilde yoluna girmeyeceğinin farkındaydı. Yapması gereken ve kendisinde keşfetmesi gereken çok fazla şey vardı. Hâlâ çocuk gibi hissediyordu, hayatının kontrolünü kendi eline alacak kadar olgunlaştığını düşünmüyordu fakat kolları arasında olan beden yanında olduğu sürece hiçbir şey sorun değildi.

Kim Taehyung onu bulmuştu, her şeyi yapabilirdi.

Kendisini izleyen parlak gözlerle karşılaştığında gülümsedi Taehyung, onun öylece uyurken kendisini izlediği düşünce utançtan kızarmasına sebep olsa da yavaşça hareketlendi, dudaklarını hemen yanında olan boynunda gezdirdiğinde belindeki el hareketlendi ve olduğu yeri okşadı. ''Günaydın.'' Diye mırıldandı Jungkook, sesindeki tokluk uzun süredir uyanık olduğunu gösteriyordu. Kendisi de karşılık verdiğinde yeni uyanmış olmasından dolayı daha boğuk ve çatlamış çıkmıştı sesi, yerinden kalkmak istediğinde ona daha çok sarılan Jungkook ile mümkün olmamıştı. ''Her yerin ağrımıştır...'' diye itiraz etmek istedi ama ona aldırdığı yoktu, parmakları açılmış tişörtünden görünen belinde gezerken Taehyung'un parmakları da Jungkook'un çene kemiği üzerinde geziniyordu. ''En güzel uykumu uyumuş olabilirim.'' Diye mırıldandı Taehyung, sesinin biraz daha düzgün ve tok çıkması iyi hissettirdi. ''Ben de hayatımın en huzurlu dakikalarını geçirdim, uyurken...'' duraksadı Jungkook, parmaklarının altındaki âdemelması yavaşça oynadığında iç çekti, ''Çok güzel görünüyorsun.'' Diye devam etti. Taehyung hemen parmaklarının altındaki deriyi sıkıştırdığında küçük olan kıkırdadı. Boşta olan elini Taehyung'un eline götürerek avucuna hapsetti, dudaklarını her parmakta gezindirdikten sonra avuç içini öptü. ''Sevgilin...'' Jungkook'un mırıldanması ile ona döndü, dudakları devam etmek için aralandığında onun karnından gelen gürültü ile kahkaha attı Taehyung, ''Acıktı.'' Diye devam ettiğinde doğruldu ve dudaklarını onun dudaklarına değdirmeden önce ''Evet, duydum.'' Dedi.

Jungkook ile mutfağa girmenin kesinlikle romantik olacağını düşünmüştü; arkasından sarılır, dudakları ensesine değer, arada küçük kaçamak öpücükler alır diye aklından geçmişti ama unuttuğu bir şey vardı, berbat bir aşçıydı. Son umudu olan Jungkook'un da kendinden bir farkı olmadığını görmüştü çünkü bir önlüğü nasıl giyeceklerini bulmaları bile on dakikayı bulmuştu neredeyse. Parmakları ile gözlerinin önüne gelen uzun saçları geri atan Jungkook'u izlerken gülümsedi, ''Ne yapacağız?'' diye sordu sevgilisine ve alt dudağı hafifçe aşağıya sarktığında ona yaklaşarak parmaklarını yanaklarına yerleştirdi ve dudaklarının daha da büzülmesini sağladı. ''Et seversin diye düşünüyorum.'' Dedikten sonra uzaklaştı, dolaptan çıkardığı et paketi ile döndü. Jungkook'un internetten bulduğu tarife göre malzemeleri bulup ona çıkarırken, ''Çok fazla baharat koymayalım, yiyemiyorum.'' Dedikten sonra başıyla onayladı Jungkook, beraber yemek yapma fikri harikaydı ama mutfağa çok fazla girmediği için her şeyi berbat etmekten korkuyordu ve açtı. Üstelik karnı sanki başka bir an yokmuş gibi Taehyung kucağındayken ses çıkardığında gerçekten utanmıştı. Kendisi taze soğanları doğrarken hemen yanında olan Taehyung da başka bir kesme tahtasında eti doğruyordu. Omuzunu yavaşça yanındaki bedenin omzuna değdirdi, geri çekildikten sonra aynısını Taehyung da aynı şekilde omuzlarını birbirine değdirdiğinde ikisinin de bakışları önünde güldüler.

Neredeyse bir saati bulan yemek hazırlama işleminin ardından, Jungkook birkaç kez arkasından sarılmış ve dudaklarını boynunda gezdirmişti, küçük masada karşılıklı oturmuşlardı ve Taehyung yemeği iştahla yerken Jungkook onu izliyordu. ''Acıktığını sanıyordum.'' Diye mırıldandı Taehyung, yemeği beğenmedi mi diye düşünmeden edemiyordu fakat tadı beklenmedik şekilde gayet yerindeydi, ''Seni izlemeye dalmışım.'' Dedi Jungkook. Onun yemeğe başlamasını izlerken gülümsemesi genişledi Taehyung'un, aç olduğu için bakışlarını tamamen kendinden çekmişti ve yemeğe odaklanmıştı. Dudakları arasından çıkan memnun mırıltıları dinlerken kendi de yemeğe geri döndü. Şarap kadehini parmakları arasına aldıktan sonra Jungkook'u kadehin arkasından gördüğünde kıkırtılarına engel olamadı, yemekten dolayı şişmiş yanakları iyice yayılmış görünüyordu ve bu onu çok sevimli gösteriyordu. Onunla bu şekilde sonsuza kadar yaşayabileceğini hissediyordu. Kendi dünyalarında ve kimsenin haberi olmadan, kimseye ihtiyaçları olmadan, sadece ikisi... Üstelik Jungkook yemek yapma konusunda kendine göre daha ustaydı, hiçbir sorunları da olmazdı.

nighttime walk | taekookWhere stories live. Discover now