Bir ortama girerken hep dört unsura dikkat ederdim.
1. Yerleşebileceğim en sakin köşe neresi?
Görünüşe göre bu soruyu cevaplamam imkansızdı çünkü sanatseverler galerinin içini santimi santimine doldurmuştu.
2. Guruldayan karnımı doyurabileceğim bir yer?
Gözlerim merdivenlerin tepesinden aşağıdaki alanı tararken büyük bir hayal kırıklığıyla olmadığını fark ettim. Zaten içinde birbirinden değerli eserler bulunan bir galeride bu sorunun olumsuz yanıtlanması kaçınılmazdı.
3. Yaş kitleme uyan bir grup?
Bu tarz yerlerde neden hep yaşlılar dolanırdı ki? İnsanlarla tanışmayı seven biriydim ama bu oda dolusu yaşlı insanın arasında kalmaktan hoşlanacağım anlamına gelmiyordu.
4. Peki ya burada aşık olunur mu?
Ne kadar duygusuz bir insan olsam da, umutsuz bir romantiktim. N'olurdu birine sırılsıklam aşık olsaydım? Zamanımı onu düşünerek harcamaktan daha güzel aktivite olabilir miydi? Ben insanlığa olan nefretimden kurtulmak için aşık olmalıydım. Bu taştan kalbin çatlaklarından nutella fışkırmalıydı. Bir şeyler hissetmeliydim!
Gelgelelim, benim için aşık olmak, bir gün domateslerin güle dönüşmesi kadar imkansız ve doğaya aykırıydı. Özgürlüğüm benim her şeyimdi ve uzun süre birine bağlı kalabilme fikri sadece gülmeme neden oluyordu.
Sorularımın cevapları beni tatmin etmediğinden ofladım ve ellerimi kapşonlumun ceplerine soktum. Merdivenlerden sallana sallana aşağı indim ve gördüğüm ilk tablonun önünde durdum. Sanat ve sanatın hissettirdikleri. Dünyaya ruhumu beslemek için geldiğimi erken yaşta anlamıştım. Acı bile olsa bir şeyler hissetmek adına bitmek bilmez isteğim belki de bu yüzdendi.
Sert ve güçlü bir gökgürültüsüyle düşüncelerimden sıyrıldım. Beni hazırlıksız yakaladığından ağzımdan bir küfür kaçırmıştım. Galerinin tamamında küçük şaşkınlık ve korku barındıran sesler dalgalandı, kimse sakin bir havada böyle bir gökgürültüsü beklemiyordu. Küçüklükten beri ani seslere karşı korkusu olan biri olarak ben de beklemiyordum. Gözlerimi kapatıp hızla atan kalbimi yavaşlatmak adına derin bir nefes almıştım ki yanımda kıkırdayan birinin sesini duydum. Ses genç birine ait olduğundan ilgimi çekti ve kafamı o yöne çevirdim.
Bakışlarım, güzelliğine hayran kaldığım yeşil gözlerle buluşurken bir şimşek daha çaktı. Tekrar irkildiğimde bunun sebebi ikinci gökgürültüsünün aniliği değil, gözlerinin üzerimde bıraktığı etkidendi.
"Özür dilerim, gülmek istememiştim. Sadece top patlasa korkan bu bunaklardan bile fazla korkuşun görmeye değerdi." Gülüşünü bastırmaya çalışarak cümlesini bitirdiğinde özür diler gibi bir hali yoktu. Kaşlarım çatıldı, "Sen korkmadın mı yani?" Omuz silkti ve ellerini cebine soktu. "Biliyordum." Kaşlarım daha da çatılırken kafamı yana eğdim. Dalga mı geçiyordu? "Pardon?"
"Dediğim gibi, bugün yağmur yağacağını biliyordum. Beni deli sanıp kaçma ama yağmuru hissedebiliyorum." Bunu rahat ve gerçekten inandırıcı bir tonda söylemese gülmeye başlayacaktım. Ciddi olduğunu görünce şaşkınlıkla toparlandım. "Tam olarak nasıl oluyor bu?" Gülümseyerek açıklamaya başladığında dudakları bir anlığına dikkatimi dağıttı.
"Ben de aynı soruyu soruyorum. Sadece, hissediyorum işte. Modum değişiyor, ellerim soğuyor. Şikayet ettiğimden değil tabi, yağmura bayılırım." Konuşma sırasında dudaklarına kayan gözlerimin farkındaymış gibi dudaklarını yalamıştı. Tamam, aşık olamıyor olabilirim ama bu libidomun olmadığı anlamına gelmez.
YOU ARE READING
in the doldrums
Fanfiction"Kapıyı kapat." Dediğini yapıp karşısındaki sandalyeyi çevirdim ve sırt kısmı göğsüme gelecek şekilde oturdum. "Açık konuşalım. Senden hoşlanmıyorum." Sesindeki kararlılık beni şaşırtmıştı. Rahatsızca yerinde kıpırdandıktan sonra gözlerime tekrar b...
