KALP YANGISI

195K 5.3K 582
                                    

22.01.2009

Hayat, omuzlarınıza taşıyamayacağınızı sandığınız yükleri yükler, taşıyamadıklarınızı değil.

Genç adam kahve ve çay kokusuyla sigara kokusunun harmanlandığı kıraathanede otururken karşıdan gelen adama saygısından tebessüm ederek ayağa kalktı. Balıkçı Hasan Reis, bedenini saran hastalığın getirdiği tüm ağrılara rağmen Emir'e gülümseyerek sandalyeyi çekti, zeminden kulağı tırmalayan ses duyulduğunda kimse sesin nedeni olan adama saygısından bir şey dememişti.

"Beni niye çağırdın Reis?" diye sordu Emir, ellerini masanın üstünde birleştirerek gözlerini de ellerine eğmişti, tüm saygısıyla her hareketine dikkat ederek oturuyordu.

"Bugün on sekiz olmuşsun evlat." dedi Hasan Reis hırıltılı sesiyle, ciğerlerindeki nefes yetersiz gelerek birkaç kere öksürmesine sebep olduğunda önüne hemen bir bardak su konulmuştu. Aciz ciğerleri sebebiyle kıraathaneye girmemesi gerektiği biliyordu ama sadece bilmekle yetiniyordu.

Emir, utanarak tebessüm etti ve bir anlık karşısındaki adama kaldırdığı bakışlarını tekrar ellerine indirdi, Hasan Reis'e yaptıkları sebebiyle büyük bir saygı duyuyor ve ona her ne pahasına olursa olsun yardım ediyordu.

"Bu yaşlı adamın gözlerine bak Emir." diyen adamın sözüne karşı çıkmayarak gözlerini karşısındaki ışığı yavaşça sönmeye başlamış kahverengi gözlerle birleştirdi. Hasan Reis tebessüm ederek başını takdir edercesine salladı ve Emir'in ellerinin üstüne, kırışıklarında her anıyı saklayan, çok anı dolu elini koydu.

"Ben otuz sene önce bu mahalleye geldim, dört sene sonra da sevdiğim kadın Hakk'ın rahmetine kavuştu. Çok seviyordum karımı, ekmeğimi kazandığım denize kendimi atasım gelmişti haberini duyduğumda."

Hasan Reis'in sesindeki keder düğüm olarak boğazında durduğunda hasta ciğerleri nefesini ona yettirmekte zorlandı, önündeki biraz önce birkaç yudum içtiği sudan bir yudum daha aldı. Emir adamın anlattığı hikâyeyi sönmeye başlayan kahverengi gözlerden seyrederken yüreğine çöken acı, Hasan Reis'in acısıydı.

"Çocuğumuz olmamıştı, çok istiyorduk ama," derken duraksadı adam, masadan karısının güzel yüzünü hayalinde izlerken yaşlı gözlerine anılar hücum etti. "Benim ondan sonra tutunacak kimsem kalmamıştı evlat. Ya o denize atlayacaktım ya da tutunacak bir şey bulacaktım. İntihar günahtır, benim karım ise cennetlikti. Ben karımı istiyordum, mahalleye tutundum. Ondan sonrasını da biliyorsun." diyerek karşısında oturan toy delikanlıya, Emir'e baktı ve anıların getirdiği kedere rağmen tebessüm etti. Aklından geçen, Emir başarır, cümlesiydi.

"Kimse bilmiyordu." diye mırıldandı Emir. Hasan Reis'in hikâyesini, artık Emir hariç, kimse bilmiyordu. Denizci adamın gelip gittiği belli olmadığından, önceden Hasan Reis'i kimse tanımıyordu.

"Artık sen biliyorsun, sana anlatmamın bir sebebi var evlat. Mahalle alıştı, benden sonra da bir reis isterler. Kalbi fitne dolu biri olursa ben vebalini kaldıramam. Velhasılkelam reis sen ol istiyorum."

Emir adamın dediğiyle bir an titrerken güneşin aydınlattığı gökyüzünü anımsatan gözleri şaşkınlıkla açıldı. İsterdi, çok isterdi ama bu yükün altında ezilmez miydi? Herkesin derdine yetişebilir miydi? Herkesi koruyabilir miydi? Onun tek koruduğu on bir yaşındaki kız kardeşi ve arkadaşlarıydı.

"Korkma delikanlı. Sen bu yürekle her şeyi yapabilirsin."

"Eyvallah Reis." dedi Emir ve göğsüne sıkışan nefesi sakince verdi. Omuzlarına bırakılan yükün ağırlığını biliyorken, o bu yükü hissetmiyordu, insanlara yardım etmeyi hep severdi ve buna sadece bir isim verilmişti.

"Sana eyvallah Emir Reis." dedi Hasan Reis, ruhunu sıkan sorumluluğunu birine verebildiği için huzurla derin nefes aldı ve tebessüm ederek son kez aldığını bilmediği nefesini verdi.

***

Kimsesizler sessiz, herkesin duyamadığı çığlıklar atardı; yardım istemeye çekinir ve utanırlardı. Kimsesiz insanlar ve kimsesiz kalpler...

Genç kız dirseğini masaya yaslayarak kalın kanun kitabını ezberlemeye çalışırken dışarıda yağan yağmurun ince damlaları tülünü açtığı camına vuruyordu. Yağmuru izlemeyi seviyordu, bakışları cama değdiğinde dolgun pembe dudaklarının kenarları yukarı kıvrılmıştı.

Sandalyesini biraz geriye iterek ayağa kalktı ve yağmurun Dünya'ya getirdiği o huzurlu kokuyu ciğerlerinde hissedebilmek için pencereyi açtı. Yavru bir kedinin sesi kulaklarına geldiğinde pencereden biraz eğilerek aşağıya baktı, beyaz yavru kedi karşı evin duvarının kenarında duruyordu.

Yağmur damlaları kahverengi saçlarını ıslatırken kedinin ıslanmış ve kirden grileşmiş tüylerini gördüğünde canı yanarak kaşlarını çattı.

"Biz sizin yaşam alanlarınızı işgal edip sokağa atıyoruz." diye öfkeyle mırıldanarak geri çekildi ve pencereyi kapatarak odasından çıktı. Mutfağa giderek plastik bir kap çıkardı ve içine buzdolabından aldığı sütü de dökerek su ısıtıcısına baktı, içindeki suyu hızlıca ısınması için düğmesine bastı.

Suyun kaynama sesi kulaklarında takılı kalan yavru kedinin sesini bastırmıyordu. Sütün üstüne sıcak suyu da ekleyerek kabı eline aldı ve hızlıca kapıya giderek dışarı çıktı. Apartmanın dış kapısını açtığında mahallede kimse olmadığı için yavru kediyle göz göze gelmişti, ürkütmekten korkarak ağır adımlarla yanına gittiğinde yavru kedinin ona bir adım atmasına gülümseyerek süt dolu olan kabı yağmur gelmeyen bir köşeye koydu ve kediyi de oraya çağırdı.

Sütün kokusunu alan yavru kedi sevgiye muhtaç olduğundan genç kızın bacağına sürtünerek sütün yanına gitti ve hemen içmeye başladı. Genç kız gülümseyerek kedinin başını sevdikten sonra ayağa kalktı, bir kapının açılma sesini duyduğunda birine görünmek istemeyerek arkasını döndü ve evine doğru yürümeye başladı.

Apartmanın kapısını iterken mahalleden hızla geçen arabanın sertçe çaldığı korna ve fren sesi kaşlarının çatılmasına sebep olurken insanoğulun içinde olan merakla arkasını döndüğünde sertçe çatılmış kaşların gölgelendirdiği hiddetli mavi gözleri gördüğünde titredi.

Adam arabanın kaputuna yumruğunu sertçe vurarak, "Devam et." dediğinde metalik renkli araba gelişine nazaran yavaş bir şekilde mahalleyi terk etti. Genç kız o an adamın elindeki, az önce süt verdiği kediyi gördü.

"Emir." diye fısıldadığında adam genç kızın yağmurdan ıslanmasını istemeyerek hâlâ elinde yavru kediyi tutarken kızın yanına doğru ilerledi. Mavi gözleri bakışlarıyla kızı rahatsız etmemek için yavru kedinin kirden grileşen tüylerindeydi.

"İpar." dedi ve bakışlarını genç kızın yeşil gözlerine kaldırdı. "Sahipsiz bir şeyi seviyorsan, peşine takıldığında ona dikkat etmelisin." derken 'Kalp narindir kırılır.' diye devam etmek istedi ama yapmadı.

İpar şaşkınlıkla Emir'in gözlerine bakarken söylediğini anladığını sanarak kediye baktı ve ellerini yavru kediyi almak için uzattı fakat Emir kediyi biraz daha kendine çekti, üşümüş kedi montuna doğru saklanırken bakışlarını tekrar İpar'a kaldırdı.

"Sahiplenmek istiyorum." dediğinde İpar, Emir'in kalbinde hissettiği anlık heyecan kendisini şaşırtarak durumun farkında olmasını sağladı.

"Ağır gelir, yük olur; kaldıramazsın." dedi Emir ve arkasını dönerek evine doğru ilerledi. İpar arkasından kaşlarını anlamadığı için çatarken, "Sadece bir kedi." diye mırıldandı.

Aslında sadece kimsesiz bir kalpti.

KALP YANGISIHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin