"baba, lütfen artık gel" ♫ ♪

26.2K 1.2K 309
                                    

Merhaba canlarım. Aslında ilk başlarda bu bölümü yükleyip yüklememek konusunda çok kararsız kaldım, doğrudur. Sonra bir karar alıp bölümü yayınlamayı seçtim, hala okuyup yorum yapanları düşündüm. Gece yayınlayacaktım ama bölüm bitmediği için sabahlamak zorunda kaldım, ancak bitirebildim. Elimden geldiğince yazım yanlışlarını düzeltmeye çalışsam da gözümden kaçanlar olmuş olabilir, affola. Çoğumuzun sınavları başladı, çoğu bu sınavları atlattı, kimileri de benim gibi üniversite sınavı için hazırlanıyor. Sizden tek isteğim ve ricam bölüm hakkındaki görüşlerinizi belirtmeniz, hislerinizi merak ediyorum çünkü (lütfen sadece güzel olduğunu yazıp geçmeyin, bölümün güzelliğinden çok size hissettirdiklerini önemsiyorum).

Betimlemelerin çok, okurken sıkılanların da olduğunu biliyorum. Ancak bu bazılarına göre ne kadar kusur gibi görünse de düzeltmek istemediğim bir yönüm. Sizlere salt olay okutmak istemiyorum, duyguları hissettirmek istiyorum. Kaldı ki, bu hikayenin bu betimlemeyi hak ettiğini düşünüyorum. Değinmek istediğim bir diğer husus da Neva için yeniden hakaretler almaya başlamış olmam. Hikayeyi sadece Buğra veya Savaş için okuyanlar varsa, tekrar düşünsünler. Hikaye, sadece Neva'yı ve onun çöküşünü konu ediniyor ve bu bölüm de Neva'nın psikolojik dönüm noktasını içeriyor. Bundan sonraki bölümlerde boool bol böyle sahneye denk geleceksiniz. Ayrıca bu hakaretleri de kendime edilmiş sayıyorum.

Okuduğunuz için teşekkür ederim, yorumlarınızı benden esirgememeniz dileyiğle... İyi akşamlar...

Bölüm Parçaları:
1. Keaton Henson - You Don't Know How Lucky You Are
2. Mazhar Alanson - Ah Bu Ben
3. IAMX - I Am Terrified
4. Moon At The Dark - Messy Hearts (Bölümün sonlarına doğru, muhakkak dinlemenizi öneririm.)

Yirmi Üçüncü Bölüm

Karşımdaki sandalyede oturan Savaş, kaçamak bakışlarla beni süzüyor; göz göze geldiğimizde bakışlarını kaçırıyordu. Gerin olduğu her halükarda anlaşılırken elindeki kaşıkla sürekli tabağın içindeki çorbayı karıştırması gerginlik katsayısını gün yüzüne çıkarıyordu. Derin bir nefes alıp omuzlarımı dikleştirdim ve Savaş'ın dikkatini çekebilmek umuduyla bir soru sordum: "Çorbayı beğenmedin mi?"

Annem çok nadiren yemek yapan biriydi, hatta bazen onun yemek yapmayı bildiğini unutuyordum ve zaten o anlardan birindeydik. En basitinden yaptığı yoğurt çorbası içine kattığı baharatlarla kırmızımsı bir renk almıştı, tadıysa çocukluğumdan hatırladığım gibi güzeldi. Çocukluk anılarımın zihnimi işgal etmesine izin vermeden Savaş'ı izlemeye devam ettiğinde bana minnetle baktığını ve bir parça da olsa rahatladığını fark etmiştim.

Gülümseyerek başını hafifçe öne eğdi ve "Hayır," dedi çok da yüksek olmayan bir sesle, "Ama gelmeden önce atıştırmıştım bir şeyler. Çok aç değilim yani."

Annem ona pek inanmazca baksa da bir şey demeden çorbasını içmeye devam etti. Yüzünde tuhaf bir ifade vardı ve göz göze geldiğimiz her saniye bana gülümsüyordu. Annemin gülüşlerinin samimi olmadığını biliyordum, o bana asla bu şekilde gülümsemezdi zaten. Ne yapmaya çalıştığının farkındaydım. Hiç tanımadığı Savaş'a karşı iyi anne rolünü oynuyordu. Hesaba katmadığı şeyler vardı tabii, mesela Savaş onun nasıl biri olduğunu biliyordu.

Çorbam bittiğinde fırsattan istifade edip eve yemeği yiyebilecek olmanın şansını yakalamışken ayağa kalktım ve tabağıma tadımlık denilebilecek kadar patates yemeği koydum daha fazlasını yiyemeyeceğimi bildiğimden. Sandalyeme geri oturduğumda her şey, hâlâ normaldi. Hatta, yemeğimi yemeye başladığımda bile normaldi. Ta ki, annem sessizliğin ortasına bomba gibi düşen o soruyu sorana dek...

NOTA ♫ ♪ (Müzikten Bedenler #1)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin