2.Deniz mi,gökyüzü mü?

59.6K 2.7K 5K
                                    

Oy vermeyi ve yorum yapmayı da unutmayın <3

Keyifli okumalar dilerim✨

~Deniz mi,gökyüzü mü?~

Yalnızlık, tek kelime, 9 harf; saatlerce akıtılan gözyaşı ve en acısı, çok büyük çaresizlikti. Benim için sadece çaresizlik de değildi, korkuydu.

Bazen boğazıma boğabilecek derecede sıkı dolanmış bir el, bazen de cehennemin ta kendisiydi.

İnsan cehennemde yaşayabilir miydi?

Ben yaşayamıyordum.

Etrafımda insanlar vardı, yüzlerini görebiliyordum, sesleri duyuluyordu ama ruhlarını hissedemiyordum.

Ne kadar acıydı değil mi, yüzünü gördüğün insanların ruhunu hissedememek.

Ben ve benim gibi insanlar, yaşamlarının her aşamasında bu zorluklarla karşı karşıya kalıyorlardı.

Sorun onlarda yani ruhunu hissedemediğim insanlarda mıydı?

Elbette hayır, sorun her zaman bendeydi. Var olmamdı en büyük sorun. Ben var oldukça yalnızlık da benimle olacaktı. Kadere inanmazdım, ama inanırsam kaderimden de kaçamazdım.

Belki de yalnızlık benim kaderimdi.

Burada, bir tüneldeydim, tek başıma. Sessizce ağlıyordum. Kendime çektiğim dizlerimi kollarımla sararken, sanki karanlık tünelde ışık varmış da görmek istemiyormuş gibi başımı dizlerime gömüp gözlerimi sıkıca kapatmış halde oturuyordum.

Kollarım dizlerime sarılmışken dokunduğu her zerre canımı acıtıyordu. Çünkü yara olmuştu, üstlerine düşerken kanatmıştım dizlerimi.

Arabadan inerken mi?

Ömer abi saçımdan yakalarken mi?

Annem babam beni tek başıma bırakıp giderken onların arkasından koşmamın ardından mı yoksa?

Belki de yıllar önce ilk dizlerimin üstüne düşerken oluşmuştu yaraları, sonra da en ufak darbede kabukları soyularak tekrar kanıyordu.

Hatırlıyordum, yaşımı değil yaşadıklarımı hatırlıyordum. Çünkü yaşları rakamlar değil, yaşadıklarımız oluştururdu.

5,6,7, ne fark eder ki, acıları, sorumluluklarımı, kısacası hayatı anlamayacak kadar küçüktüm.

İçimi ilk kez babamla alışverişe çıkıp bir şeyler almak düşüncesinin getirdiği mutluluk doldururken, dışarının çamurlu olmasına aldırmadan beyaz giyinmiştim.

Pantolonum, kazağım, montum, berem, hatta küçük botlarım bile beyazdı.

Kendinizi bildiğinizden beri anne babanız yanınızda değilse bir şekilde giysilerinizi giymeyi hatta birbirine uyumlu hale getirmeyi bile öğreniyordunuz.

Küçük eldivenlerimi ellerime geçirdikten sonra atkımı da boynuma dolamıştım. Tabii o zaman şimdiki gibi boğulma korkusu olmadığı için boğazıma bir şeyleri dolamak rahatsız etmiyordu.

GÖLGELERİN KAÇIŞIHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin