Genç çocuk alarmın sesini duyunca istemeyerek yataktan kalkıp yeni okulunun ilk günü için hazırlanmaya başladı.
Yeni üniformasını giyip, açık kahverengi saçlarını eliyle düzeltmeye çalışarak aynada kendisini süzdü. Yakışıklı bir yüzü vardı. Fakat bu yakışıklı yüz parlak değildi. Gözlerinde hüzünden başka bir duygu yoktu. Mutlu değildi, yaşamak için bir sebebi olmamasına rağmen yaşamak için yaşıyordu. Haru'dan sonra ruhu çekilmiş bir bedenden ibaretti. Hiçbir şey eskisi gibi değildi. Her şey üstüne geliyor gibiydi. Bu yüzden de o karanlık şehirden kaçıp kurtulması gerekiyordu.
Seokjin daha fazla oyalanırsa okula gitmekten vazgeçip kendisini odasına kapatacağını bildiğinden, hemen sırt çantasını alıp evden çıktı. Otobüs durağına vardığında kulaklıklarını takıp okuluna gidecek olan otobüsü beklemeye başladı. On dakika sonra otobüs geldiğinde hemen binip cam kenarındaki boş bir yere oturdu.
Henüz birkaç gündür yaşamaya başladığı Seoul'ün sokaklarına bakıyordu. Fakat hiçbir şey dikkatini çekmiyordu, sadece oyalanmak için bakıyordu. Yeni okulu görüş alanına girdiğinde düğmeye basıp otobüsün durmasını bekledi. Bu esnada kendi okul üniformasından giyen iki çocuk fark etti. Çocuklardan uzun boylu olanın yaşı daha küçükmüş gibi duruyordu. Çocuklar otobüsten inerken Seokjin de arkalarından inmişti. Boyu daha uzun olan diğerine Hyung diyerek sesleniyordu.
"Okul sınırları içinde bana Hyung dememen gerektiğini söylemiştim Jungkook."
"Ama sen benim hyungumsun. Sana ne dememi bekliyorsun."
Kısa boylu olanın kardeşine küfretmesi üzerine Seokjin kaşlarını çattı. Jungkook tatlı bir çocuk gibiydi. Ama neden abisi ona bu şekilde davranıyordu? Seokjin omuz silkti, onları hiç görmemiş gibi okula doğru yürümeye devam etti.
Cam kenarında arkalarda bir sıraya oturup dersin başlamasını bekledi. Kimseyle tanışmak için uğraşmayacaktı. Sessizce bu bir yılı bitirip üniversiteye gitmek istiyordu. Gözleri sınıfa gülerek giren çocuklara takıldı.
"Hoseok yine çuvalladın. Ne zaman ona açılacaksın?"
Konuşan çocuk otobüste gördüğü çocuktu. Aynı zamanda kardeşine kızan. Hoseok diye çağırdığı çocuk eliyle diğerinin ağzını kapatıp ona kızmaya başladı.
"Sessiz ol! Duyarsa seni gebertirim."
Yanlarında sessizce duran, saçlarını morun tonlarına boyamış başka bir çocuk kahkahalarla gülen çocuğun ensesine bir tane vurup sessiz olmalarını söyleyerek çantasını Seokjin'in yan sırasına atıp oturdu.
Ona yan gözle birkaç saniye baktıktan sonra kafasını sıraya koyup gözlerini yumdu. Demek ki ders boyunca uyuyacaktı. İyi fikirdi, Seokjin de deneyebilirdi.
"Merhaba, sen yeni olmalısın."
Seokjin duyduğu sesle bakışlarını mor saçlı çocuktan ayırıp sesin sahibine baktı. Bu biraz önceki çocuktu. Seokjin, düz bir surat ifadesiyle gülümseyerek ondan cevap bekleyen Hoseok'a bakıp onu onaylayarak kafasını salladı.
"Son sene nakil olmak hiç mantıklı değil. Bu arada ben Hoseok, Jung Hoseok."
Seokjin çocuğun arkadaş canlısı olduğunu anlamıştı. Ama kendisi arkadaş edinmek için çok yorgundu. Çürümüş ruhu arkadaşlık gibi umut fısıldayan güzel kavramları kaldıramazdı. O sadece acıyı biliyordu.
"Kim Seokjin."
İsmini söyledikten sonra sırasının üzerinde duran kulaklıklarına kulaklarını takıp müziğin sesini açtı. İnsanlardan uzaklaşmanın en kısa yolu buydu.
YOU ARE READING
Love Yourself
Fanfiction"Kendini sev, günler gelip geçecek ve sen nefes almaya devam edeceksin. Yaşamak için kendini sevmeyi öğrenmelisin." 🎶🎶🎶 Sadece Tae değil, diğer çocuklarda onun gibiydi. Kendilerine kurşun geçirmez izciler demeleri sebepsiz değildi. Yoongi, babası...
