"Kardanadamla başlarız diye düşünmüştüm."

"Kardanadam iyidir."

Gülümseyerek onu takip ettim. Durmadan bir şeyler anlatıyordu. Konudan konuya atlıyor ve ruh hali anında değişiyordu. Artık dediklerini takip edemiyordum bile. Onu izlemeye başladım. Kızarmış yanakları ve dağılmış saçlarıyla mükemmel görünüyordu. Hatta o kadar mükemmeldi ki, sabahın erken saatlerinde beyaz örtüsünü üstüne çekip dinlenmeyi seçen Lisswood'un ondan nefret ettiğine emindim. Bembeyaz sokakları Sassandra'nın sesi kesiyordu.

"... ve evet anlattığım gibi işte. İçlerinden biri de bir korkumla yüzleşmek. Aslında korktuğum bir şeyi yapmak desem daha doğru olur. Fiziksel bir şey olsun istiyorum. Ah! Bilmiyorum ki, bazen neden böyle bir liste hazırladım diye düşünmüyor değilim."

"Peki sonra?"

"Sonra düşünmeyi bırakıyorum."

Güldüm. "Baksana, bence yüzmeyi deneyebilirsin." dediğimde birden durdu ve gülümsemeyi bıraktı.

"Leal gittiğinden beri böyle bir şey yapmadım... Yapamam ki."

"Çünkü sudan korkuyorsun. Bu senin için mükemmel bir fırsat."

"Ben...yapamam."

"Korkmana gerek yok ki yanında ben olu-"

"Kes şunu Colin, istemiyorum işte! Yapamam tamam mı, su olmaz."

Ben sustuğumda gözlerini kapattı ve şapkasını hızla düzeltirken nefesini aceleyle verdi. "Kardanadam?" Bana bakıp tatlı tatlı gülümsedi. Gözleri özür dilerim diyordu. Tabii ki kabul ettim.

Nasıl etmezdim ki?

***

"Hayır Colin! Daha büyük olmalı, çok daha büyük. O Yugyeom denen Çinli çocuğa gününü gösterelim. Şuna bak! Görüyor musun nasıl da hırsla yapıyor... Tanrım."

Ona Yugyeom'un Çinli değil Koreli olduğunu ve onun daha sadece yedi yaşında olduğunu söylemek geçti içimden. Ama Sassandra'nın bu çocuksu hareketlerinden zevk alıyordum ve Yugyeom çok da umrumda değildi doğrusu.

Neredeyse iki saat boyunca kardanadam için uğraştık. Büyük olmuştu... Gerçek anlamda bayağı büyük olmuştu. Yugyeom ile savaş içindeydik. Biz ondan çok büyüktük ve iki kişiydik o ise küçüktü ve yalnız yapıyordu. Sassandra biten kardanadamımıza bakıp sırıttı ve artık pes edip bizi uzaktan izleyen Yugyeom'a el hareketi çekip dil çıkardı. Ben umutsuzca başımı sallarken  zaten dokunsan hüngür hüngür ağlayacak olan küçük çocuk tam da beklenildiği gibi hıçkırıklara boğuldu ve koşarak eve girdi. O sırada Sassandra kahkahayı bastı.

"Evet! Al bunu ye Yugyeom! Seni küçük Çinli velet!"

"Koreli..." dedim sessizce.

"Efendim?"

"Gitsek iyi olur. Annesi gelmeden önce..."

"Ah, tamam. Ama bir dakika, beni yaptığımız bu şaheserle çekmek zorundasın."

O, devasa kardadamımızın yanında yerini alırken telefonumu çıkardım. "Pekala biraz sağa, hayır yani senin sağına. Evet, evet biraz daha... Yüzünü oraya çevirme. Evet, bu poz iyi. Sadece-"

"Tanrı aşkına sadece çek Colin!"

Aninden bağırmasıyla yerimden sıçradım ve pozisyonumu kaybettim. Telefonuma baktığımda Sassandra'nın bana bağırırkenki bulanık bir fotoğrafı vardı.

"Üzgünüm, alışkanlıklar..." Sassandra gülerek bana gelirken sahte bir sinirle konuştum. "Ama söylemeliyim ki bu çok kötü bir fotoğraf oldu."

Sassandra And ColinWhere stories live. Discover now