1- Senden tiksiniyorum

507 38 32
                                        

Kim Jongin, şu vampir olan.

Nefret ettiğim Kim Jongin, her gün hizmet etmeme rağmen nefret ettiğim.

Kimseye karşı hissetmediğim o güçlü duyguyu iliklerime kadar hissettiren Kim Jongin.

Karşımdaki masada yemek yiyen o adama baktım, 'dik dik bakmak yasak Do Kyungsoo, kaçıncı söyleyişim'.

'Gözlerine bakarsanız bir bakmışsınız bu dünyaya dair son gördüğünüz o kehribarlar olmuş.'

Kehribar ha? Gözleri bile iğrençti, nefretin her anını göğüs kafesimde hissediyordum; kimseden bu kadar tiksinmemiştim, muhtemelen tiksinemezdim zaten.

Gözlerim yere kilitlenmişti ki üzerime bir gölge düştü,

"Seni öldürmemek için tek bir sebep ver bana" yaka kartıma baktı -ucuz hizmetçi palavralarına- "Do Kyungsoo" diye bitirdi cümlesini, kehribarlarını benden bir an olsun çekmezken.

Gözlerine bakıp onu kendinden nefret ettirmek istedim, kendinden öyle nefret etsin ki beni biraz olsun anlayabilsin istedim.

"Bir insanı öldürecek kadar aciz misiniz?" Dedim tekrar gözlerine bakarken.

Yarım ağız sırıttı, tiksinçti.

"Peki ya boynunu ısırmamak için bir neden?" Dedi sol eli köprücük kemiğimdeyken.

Gözlerinin içine baktım, nefretimi en derinde hissetsin istedim; ona doğru bir adım attım:

"Senden tiksiniyorum."

Duyduğu ilk kelimeyle kalkan kaşları ikinciyle çatıldı, elini hafifçe gezdirdi boynumda.

Tüm yüz hatları karşımda duruyor, vampirlere özgü 'güzelliği' ona olan nefretimi bir an olsun azaltmıyordu bile; kıvrımlı dudaklarını araladı, gözlerini yavaşça gözlerime çıkardı.

"Bana böyle hitâp edebilecek kadar cesur olmak için fazla insan değil misin?"

Yarım ağız sırıtmaktan alıkoyamadım kendimi, savaş istiyorsa istediğini alacaktı:

"Böyle bir hayat için fazla tiksinç değil misin?"

Kehribarlarını bir an olsun benden ayırmadı, zevk alıyor gibi görünüyordu:
"Demek devam ediyorsun?"

Tek kaşımı kaldırıp hafifçe başımı oynattım, bu evet demekti. Buraya geldiğim ilk gün yaşamak adına bir yemin etmiştim, ama ölmek istiyordum artık; daha fazla bu evde bu herife hizmet etmek istemiyordum.

Kafasını yana çevirip tekrar sırıtırken görüşüme giren keskin dişlerine baktım, 'İşte tam bu an gebert beni, her ne kadar ölümüm senin elinden olacağı için utanç duysam da bu utanç seninle aynı havayı soluduğumda hissettiğim kadar tiksinç değil.'

Elinin altındaki köprücük kemiğimi okşamaya başladı, ne yapıyordu?

Tüm ilgisi boynumdaydı, gözlerinin titrediğine şahit oldum, yutkundu.

Birkaç saniye sonra elini çekti,
"Burası cennetin Do ve asla cennetinden gitmeyeceksin, buna izin vermeyeceğim."

Öylesine kararlı çıkmıştı ki sesi, bir an buraya hapsolduğuma inandırmıştı beni; boynuma elimi götürmemek için zor duruyordum, kemiklerimi sıkarak bile beni öldürecek bir güce sahipti okşamak neyin nesiydi?

Flashback

"Hyung bırak beni!"

"Kyungsoo sakın! Seni nasıl geberttiğini bile anlamazsın en fazla otuz saniye sürer yere yığılman!"

Kehribar ÇocukWhere stories live. Discover now