White Rabbit |vmin&yoonkook|...

notthatbad tarafından

133K 13.3K 4.7K

Nasıl kazanılacağını öğrenmek için kaybetmek zorundasın. Daha Fazla

White Rabbit
-Giriş-
1| Geçmiş Olsun Öpücüğü ve Ağlayan Hayaller
2| Birilerinin Elinde Oyuncak Olan İki Hayat
3| Ölmeden Önce Yapılacaklar
4| Geleceği Görüyorum ve Gelecek Çirkin
5| En Dipte
6| Gerçek Kim
7| Kazanmak Mı Kaybetmek Mi?
8| Eğer Seçme Hakkım Olsaydı...
9| Hiç Var Olmamışım Gibi
10| Özür Mü Teşekkür Mü?
11| Pişman Mıyım? Yoo, Hiç de Bile
12| Daha Ne Yapayım?
13| Beni Bırakma
14| Yaram İçeride
15| Mavi ve Beyaz
16| Siktir, Jeon
17| Kayıp... Kalpsiz?
18| Birlikte
19| Sen Bir Ölüsün
20| Defalarca Kez
21| Ölüm Kokusu
22| Ağlak Velet
23| Beni Hasta Eden, Nefes Aldıran İlacın Ta Kendisi, Nasıl Bırakayı(m) Seni?
25| Daha Suçlu, Daha Zayıf
26| Düştüğünde Kurtarıl(m)aya İhtiyacın Var
27| Kaçış'a Bir Adım Kala
28| Kaçış

24| Kaçış'a İlk Adım

3K 367 35
notthatbad tarafından

Exo-Can't Bring Me Down

"Ah, Jungkook?" Jiyong onu fark ettiğinde şaşırarak söylemişti. "Neden hemen ayaklandın sen?" Ancak Jungkook ondan daha fazla şaşırmış olabilirdi.

"Hemen değil, neredeyse bir haftadır yatıyorum zaten," diye söylenirken kaşlarını çatmıştı ve gözleri Namjoon'un hemen yanında duran Yoongi'ye odaklanmıştı. Neden oradaydı ki?

"Aç mısın?" Diye sordu Namjoon. Jungkook kaşlarını biraz daha çatıp ona döndüğünde Jiyong alayla güldü.

"Adama onu yiyecekmiş gibi bakıyorsun da, ondan sordu."

Gözlerini devirdi Jungkook. Ne alakası vardı? Onu Jiyong'un evinde ve Namjoon'un hemen dibinde görmeyi beklemiyordu. Üstelik, onu... o günden sonra hiç görmemişti ve aniden karşısına çıkmış olması onu afallatmıştı ama asıl neden diğerleriydi elbette. En azından Jungkook öyle olduğunu düşünüyordu...

"Seninle biraz konuşabilir miyiz hyung?" diye sordu Jiyong'a.

"Eğer Haejin'i soracaksan..." Namjoon henüz lafını bitiremeden Jiyong hafifçe öksürmüştü.

"Jungkook, bunu seninle daha sonra konuşuruz--" Ayağa kaltı ve üzerindeki tişörtü düzeltti. "Joon, sen benimle gelsene biraz."

"Ne? Hyung şu an Yoongi ile-"

"Gel benimle diyorum. Bir şey söyleyeceğim." Namjoon oflayarak Jiyong'un peşinden ilerlemeye başladığında Jungkook bir süre onların arkasından baktı. Gözleri  şüpheli bir şekilde kısılmıştı.

"Nasıl hissediyorsun?" Yoongi sorduğunda ağır ağır ona çevirdi bakışlarını. Yüzüne baktı onun. daha önce hiç görmediği yumuşak bakışlar, bir şeyleri sorgulamasına neden olacak kadar garip gelmişti o an. Sorguluyordu da. İşin içinden çıkamıyormuş gibi olsa bile devam ediyordu buna, çünkü onun gözlerine bakarken başka bir seçeneğin varlığını bilmiyordu.

"İyiyim," dedikten sonra boğazını temizledi. "Oldukça endişelenmiş olmalısın." Devam etti alay dolu bir tınıyla, her zamanki gibi olmaları gerekiyordu sonuçta. Değil mi? Bu yüzden ona doğru yaklaştı hafifçe, ellerini kabanının ceplerine daldırdı yaklaşmaya devam ederken. Açıkçası onun da aynı şekilde ona yaklaşması, onu afallatacak derecedeydi. Ancak... kendine hakim oldu. Normal olmalıydı. Normal. Bekle... Bunun ne demek olduğunu unutmuş olabilir miydi?

"İyi olmana sevindim," dedi Yoongi yavaşça. Doğrudan onun gözlerinin içine bakıyordu ve gayet rahat gözüküyordu. Jungkook'un aksine. "Ve evet, senin için endişelendim."

Jungkook bir süre boyunca sessiz kaldı. Yoongi o kadar samimi görünüyordu ki... ona inanmaya başlayabilirdi. Tıpkı bir aptal gibi.

"Şimdi de..." Başladığı cümleyi bitiremedi çünkü neden başladığını ve ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu. Ya da neden başlamak zorunda hissettiğini.

"Ben... senin gözlerinin gördüğü o kişi değilim Jungkook." Yoongi dudaklarını birbirine bastırırken hafifçe gülümsedi. "Yanlış bakıyorsun. Bir kez daha denesen olmaz mı?"

Kaşları ondan bağımsız bir şekilde havaya doğru kıvrılırken, bir adım geriye doğru sendeledi bedeni. Gözlerinde oynamaya başlayan film, her zaman düşündüğünün aksine, çok fazla etkiliyordu onu. Yine de memnundu. Ondan uzaklaşmak, verdiği doğru kararlar listesinin başında geliyordu.

"Neden sorunu bende arıyorsun ki? Sen bana ne gösterdiysen o."

Yoongi güldü.

"Sen, Jeon Jungkook. Sen... nasıl bakarsan öyle görürsün."

Jungkook dudaklarının kenarlarını yukarıya doğru kıvırdı.

"O halde nasıl bakmam gerektiğini öğret bana."

Gözleri birbirine kenetlendi, ortamdaki hava ağırlaşmış gibiydi.

O sırada silah sesi duyuldu.

"Gençler, buraya gelin!" Diye seslendi Namjoon.



"Yine mi?" Diye sordu Jungkook evin arka bahçesine çıktıklarında.

"Yarım kalan bir işimiz vardı," dedi Jiyong, elinde tuttuğu silahı çevirirken sırıtıyordu. Jungkook üzerindeki ceketi çıkarmaya başladı ve başını salladı.

"Şu herif burada olmak zorunda mı?" Dedi Yoongi'yi işaret ederek. "O varken konsantre olabileceğimi zannetmiyorum."

"Oh, bahane~"

Namjoon sırıtarak Yoongi'ye beşlik çaktı.

"O herif benim en iyi parçam---" Namjoon'un bakışlarını fark ettiğinde duraksadı Jiyong. "Yani Joon'dan sonra."

Jungkook başını iki yanına sallarken gömleğinin kollarını katlıyordu.

"Benim yokluğumda aklını çelmişler senin. Ortalığı boş bırakmaya gelmiyor."

"Hey, sen!" Namjoon elindeki bira şisesini ona doğru kaldırdı. "Gevezelik yapma da azıcık çalış."

"Beni oyalıyorsunuz," diye homurdandı Jungkook, Jiyong'un elindeki silahı aldı ve hedef tahtasının önüne geçti. "Haejin--"

"Min Yoongi, ne kadar cesursun?" Jiyong Jungkook'un lafını kesti.

Yoongi çimlerin üzerinde oturmaya devam ederken kaşlarını kaldırmıştı.

"Fazla cesurdur, ben kefilim," dedi hemen yanında oturan Namjoon. Yoongi'nin omzunu pat patladı. "Hadi göster onlara."

"Bekle, bekle, onu vurmamı mı istiyorsun?" Jungkook gözlerini kocaman açarak yanında duran Jiyong'a baktı.

"Pek sayılmaz," dedi adam işaret parmağıyla kaşını kaşıyarak.

"Hadiii--Biraz eğlenelim!"

"Onu vursam olmaz mı?" Jungkook silahla Namjoon'u işaret ederek homurdandı.

Jiyong sadece güldü.

"Cidden.. bunu yapıyor musun?" Dedi Jungkook ayağa kalkan Yoongi'ye.

"Eh, beni hassas noktamdan yakaladı," dedi Jiyong'u kastederek.

"Cesur olmakla ilgili bir sorunun var anlıyorum ama hayatını riske atmana da gerek yoktu," diye homurdandı Jungkook.

"Söz konusu olan hayatım hakkında bu kadar ilgili davranman gururumu okşadı Jeon."

Namjoon gür bir kahkaha patlattı. "Bu iş iyice eğlenceli olmaya başladı."

"Boş versene, Min Yoongi. Son nefesini de tüketmeden hemen önce gördüğün, benim güzel gözlerim olacak," dedi Jungkook sırıtarak.

Yoongi hedef tahtasının önünde durduğunda gözlerini kıstı. "Sen..."

"Evet," dedi Jungkook gür bir sesle. "Seni duydum, Min Yoongi." Silahı kaldırdı.

"Harika!" Dedi Jiyong neşeyle. "Onu öldürmemeye dikkat et, yazık olur." Bir sigara yakarak Namjoon'un yanına doğru ilerledi.

"Güzel," diye homurdandı Yoongi. "Güzel olana güzel derim ben."

"Bence hayatın için endişelenmelisin." Jungkook elinde tuttuğu silahı biraz daha sıktı.

"Bahse girerim ki ıskalayacaksın."

"Sana ıskalamayayım da."

"HADİ JEON!" diye tezahürat etti Namjoon.

Jungkook derin bir nefes aldı. Hayatının büyük bir bölümü boyunca belki de hayalini kurduğu şey eline geçmişti. İntikam. Hemen, şimdi onu öldürebilecek olma düşüncesi zihnine sızmıştı. Herkesten teker teker intikamını almak istemişti. Listenin başında Haejin vardı. Hemen ardından gelen Park Jimin ve Min Yoongi'ydi. Tony'yi en sona saklamıştı. Ama işler hiçbir zaman onun düşündüğü şekilde ilerlememişti ve içinde bulunduğu an da kesinlikle planlarının dahilinde değildi. Ve daha da kötüsü... artık onu öldürmek istemiyor oluşuydu. Daha da ötesi vardı... Yanlışlıkla onu vurma düşüncesi rahatsız edici geliyordu.

Yoongi ile aralarında hatrı sayılır uzunlukta bir mesafe olmasına rağmen gözleri, onun gözlerine net bir şekilde bakıyordu ve Jungkook yutkundu. Yutkundu çünkü eskiden sadece mavi gözler, gözlerine değdiği zaman böyle hissederdi. Eskiden bakmaya doyamadığı mavi gözler içinde bulunduğu anda onu rahatsız ederken, eskiden bakmaktan nefrettiği gözlerin şimdi gözlerine değiyor olması rahatlatıyordu ve o gözlerin kapanacak olma düşüncesi...

Eli titremeye başladı. Ensesinden akan terlerin varlığını hissediyordu. Vücudu yanmaya başladı, nefesi ağırlaşmıştı ve gözleri bulanmaya başlamıştı.

"Sorun değil."

Yoongi'nin uzaktan gelen cılız sesi, kulaklarını doldurdu ve oradan bütün zihni üzerine çöktü.

"Sorun değil, Jungkook. Eğer vurursan, kimse seni suçlamaz."

Sorun değil.

"Eğer bunu yaparsan, seni suçlamam."

"Neden böyle konuşuyorsun?" Diye sordu ancak sesinin titrediğini fark etmemişti.

"Çünkü biz de seni kanattık."

"Hey, hey!" Jiyong ayağa kalktı. "Bu iş ciddileşmeye başladı. Jungkook, iyi görünmüyorsun. Bunu yapmak zorunda değilsin, ver o silahı."

"Sorun değil," dedi Jungkook gözlerini Yoongi'den çekmeden.

"Sorun değil," dedi Yoongi gözlerini Jungkook'tan çekmeden.

Öldür onu.

Jungkook o çocuğun varlığını yeniden hissetti ve hemen ardından tetiğe bastı.

Okumaya devam et

Bunları da Beğeneceksin

198K 13K 35
Min Yoongi, küçük bir kedi yavrusu gibiydi. Ve Jeon Jungkook mart ayını merak etmişti. ⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀ -YAZARIN TÜM ACEMİLİĞİNİ KONUŞTURDUĞU BİR KİTAPTIR.-
11.9K 1.2K 6
Bu kişi adeta bir yunan tanrısını andırıyordu, biçimli kaşları çatıktı ve gözleri kahvenin en koyu tonundaydı. Jimin dizlerinin bağının çözüldüğünü h...
28.8K 2.7K 12
Kim Taehyung öğrencisine fazla mı ayrıcalık tanıyordu? Daha ona sınav cevaplarını verdiği kısma gelmedik. Yaş farkı !
127K 13.2K 27
Bir saydam duvarın iki ucunda yansımalarımız. Ellerinin sıcaklığı ellerimde, gözlerin gözlerimde. Bir saydam duvar, Tut ellerimi, düşer miyim bir da...