Dışarı çıkmak, istediğim son şey bile değilken en yakın arkadaşım tarafından herkesin içki ve dansla kendinden geçtiği, oturulacak köşeleri fantezi malzemesi olarak işgal ettikleri boktan bir mekana getirilmiştim. O kadar kalabalıktı ki nefes almak için zihin gücümle herkesin nefesini tutmasını ve bütün oksijeni bana bırakmalarını sağlamak istiyordum.
"Haydi ama Yoo Rae!" dedi Choi Hana kolumdan çekiştirip bir bar taburesine zorla oturturken.
"Bu gece sadece kendini kaybetmeni istiyorum! İç, dans et; hatta git ve tek gecelik bir macera yaşa! Özellikle sonuncuyu yapmadan buradan gitmene izin vermeyeceğim. En son bir erkekle görüşeli ne kadar oluyor, 3 asır falan mı?" En yakın arkadaşımın sözleri üzerine gözlerimi devirdim.
"Neden göz göre göre başımı yakayım ki? Kendi başıma gayet mutluyum." dedim gürültüyü geçiştirmeye çalışarak. Bana ters ters baktı.
"Kendini düşünmüyorsan zavallı hormonlarını düşün! Bunca zamandır senin kahrını çekiyorlar. Bunun hatrına bile yapılır." dedi ve barmenin uzattığı içkiyi cilveli gülümsemesiyle iki yudumda bitirdi.
Aslında düşündüğümde, gerçekten de uzun zamandır kimseyle görüşüp tek gecelik bir hataya bile düşmemiştim. Hala bir erkeğe ihtiyacım olmadığını düşünüyordum tabii. Yapış yapış ilişkilerle uğraşacak ne zamanım ne de enerjim vardı.
"Ee, ne diyorsun? Bak, eğer sen yok dersen ikimiz de eğlenemeden eve dönmüş oluruz ve iki gün boyunca elimde dondurmayla film izleyip ağlamama katlanmak zorunda kalırsın!"
Sözleri üzerine çok gerçekçi bir şekilde korkma numarası yaptım. Bardağını barmene uzatarak güldü.
"Peki, bakınacağım." dedim ve önümdeki içkiyi bir kere kokladıktan sonra tek seferde diktim. Beni görünce alkış tuttu.
"Vay! Gerçekten yapacaksın değil mi? Cesaret topluyorsun?!"
Başımla onayladım ve onu taburesinden kaldırmak için ittim. "Haydi git kimi ayartıyorsan ayart, beni düşünme."
Sevinçle ellerini çırptı ve kalabalıkta dans ederek gözden kayboldu. Başımı sağa sola sallayarak güldüm. Bu kız deliden de öteydi.
Benden iki yaş büyük olmasına rağmen hiçbir zaman beni yüz üstü bırakmamıştı, hep annem gibi olmuştu. Belki kötü bir anne örneğiydi ancak gerçek ailemden milyon kat daha iyi niyetli olduğu kesindi.
Gözlerimi ovdum ve saate baktım. Çoktan gece yarısını geçmişti. Telefonumu çantama tıktığımda yanımda beliren silüet dönüp bakmama neden oldu. Beyaza çalan boyalı saçları belli ki yıpranmıştı ve o da artık doğal kıvırcıklığıyla geziyordu. Saçlarımı saf gümüş rengine boyattığım zamanlar aklıma geldi ve gülümsedim. Kesinlikle zevki olan bir ergendim ve ne kadar geçmişimle dalga geçsem de görünüşüm hala seviyeli bir şekilde güzel geliyordu. Tekrar boyatacak cesarete sahip olmayı diledim. Ama gümüş fazlasıyla dikkat çeken bir renkti ve eğer yakalanmadan bir şeyleri çalacaksam dikkatli olmalıydım. Yoksa son çare olarak elimi kana bulamam gerekiyordu-ki bu konuda şaşırtıcı bir şekilde soğukkanlıydım. Bazen kendimi tanıyamıyordum bile.
Choi Hana annem sayılırdı ancak aynı zamanda sağ kolumdu da. Birlikte çalışmayı sevdiğim tek kişi oydu. İş çıktığı zaman bana o haber verir, bütün detaylarıyla anlatırdı. O sırf beyin kısımdı ve ben de pis işlerden sorumlu ve birazcık da beyine katılan ruhsuz kısımdım. İç çektim ve ikinci içkimin gırtlağımdan yakarak geçmesine izin verdim.
"Neden tek başına ve böylesine iç karartıcı görünürken içiyorsun?" dedi yanımdaki silüet. Gözlerimi devirerek yüzüne baktım ve elimdeki bardağı sertçe tezgaha koydum. Bana yiyecek gibi bakmıyordu, aslında yüzünde gerçekten meraklı bir ifade vardı.
YOU ARE READING
one million bullets || myg.
FanfictionÖnce sadece tek gecelik bir ilişkiydi, Daha sonra suç ortağı oldular, Birbirleri için kendilerini bir milyon kurşuna siper edeceklerini bilemeden. {160901} - {161023} ~Yetişkin içeriğe sahiptir.
