Şehir dışındaki sakin bir semtte, 4. katta bulunan modern bir psikoloji kliniği, binanın içi huzur verici pastel tonlarda, yağmurlu bir akşamüstü ve sokak lambaları camdan yansıyor. Ofisin içi ilk defa sessizdi,
Taehyung koltuğuna oturmuş, Jungkook'un gelişini bekliyordu. Yeni atanmış, oldukça talebi çok olan genç bir doktordu. Fakat ilk defa bir hastasını bu kadar merak ediyordu, çünkü bu hastanın arkadaşı Taehyung'a randevu için o kadar ısrar etmişti ki o da meraklanmıştı. O konuşma bir anlığına kafasında canlanmıştı.
-2 gün önce- Israrla talep edilen randevu-
Taehyung, hastalarıyla görüşmesini bitirmiş, yorgunluk kahvesi içiyordu.
O sırada, telefonun çalmasıyla dinlenmesi bölünmüştü. Kimin aradığına oldukça şaşırmıştı, ortak arkadaşları sayesinde tanıştığı Namjoon onu arıyordu. Telefon çalmaya devam ederken, boğazını temizlemiş ve telefonu açmıştı.
"-Alo?
Karşısında ki ses oldukça telaşlı geliyordu, Taehyung telefonu açtığında rahatlamış bir biçimde nefesini vermişti.
"-Taehyung merhaba, ben Namjoon. Hatırlarsan Yoongi ve Jimin'in arkadaşıyım. Biliyorum geç oldu fakat yardımına ihtiyacım var."
Taehyung, yardımına ihtiyacı olduğunu duyduğunda telaşlanmış ve pür dikkat onu dinlemeye devam etmişti.
"-Üniversite arkadaşım ve aynı zamanda ev arkadaşım Jungkook, onun yardıma ihtiyacı var ve aklıma sen geldin. Ona bir tek sen yardım edebilirsin Taehyung, o... o gerçekten de günden güne ellerimden kayıp gidiyor ve ben bir şey yapamıyorum. Daha önce bir kaç destek aldı fakat hiçbiri yeterli gelmedi. Lütfen, lütfen ona yardım et."
Taehyung, dikkatlice Namjoon'u dinlerken, ne kadar endişeli olduğunu da çok iyi anlıyordu ve onu geri çevirmeyecekti tabiki de.
"-Sakin ol Namjoon, seni kırmayacağım elbette görüşebilirim. Yarın için arkadaşına randevu oluşturacağım, akşam 19.05. Tam ismi neydi, söyler misin tekrardan?"
"-Çok çok teşekkür ederim, ismi Jeon Jungkook.
Biraz daha sohbet ettikten sonra, telefonu kapatmışlardı ve Taehyung'un içini çoktan merak sarmıştı.
-Şimdi ki zaman-
Taehyung, Jungkook'u beklerken, kapı nazikçe açılmış, beklediği hasta Jungkook, içeri girmişti. Üzerinde okuldan kalma hırkası vardı, saçları biraz dağınıktı. Gözleri kısa bir an Taehyung'a bakmış, sonra hemen yere kaymıştı. Çantasını göğsüne bastırmış, tereddütle adım atmıştı. Taehyung sakin, ölçülü bir ses tonuyla:
"-Merhaba, hoş geldin Jungkook. İçerisi senin için rahat bir yer olabilir, en azından ben öyle olmasını istiyorum. İstersen cam kenarındaki koltuğa geçebilirsin."
Biraz beklemiş, Jungkook'un koltuğa yerleşmesini izlemişti. Jungkook koltuğa oturduğunda, ona gülümseyerek bakmış ve konuşmuştu.
"-İlk seanslarda genelde sadece tanışıyoruz. Konuşmak istemediğin hiçbir şeyi söylemek zorunda değilsin.
Ama sana şunu sormama izin ver: Burası senin fikrin miydi... yoksa biri mi ısrar etti?"
Cevabı biliyordu fakat Jungkook'u analiz edebilmek için, ondan yanıt almak istemişti. Jungkook oturmuş, çantasını hala kendisine bastırıyordu. Ürkek bakışlarla ona bakmış ve dudaklarını büzmüştü.
"-Buraya gelmek istemiyordum ama arkadaşım ısrar etti."
Taehyung başını hafifçe sallayıp, göz temasını yumuşatarak ona bakmayı sürdürmüştü.
"-Namjoon değil mi? bahsetmişti, arayıp randevu alan oydu."
Bir an durmuş, Jungkook'un hâlâ çantasına tutunduğunu fark etmişti. Sesi biraz daha alçatmış ve nazikçe konuşmaya devam etmişti.
"-İstemediğin bir şeyi yapman kolay olmamıştır. Ama buna rağmen buraya gelmiş olman... bu, küçük bir cesaret değil."
Sandalyede biraz geriye yaslanmıştı dosya kapalı, kaleme dokunmamış not almıyordu. Taehyung genelde ilk seanslarda, hastalarını tanımaya odaklanıyordu.
"-Bana bir şey anlatmak zorunda değilsin Jungkook ama belki şunu söylemek daha kolaydır senin için,
son zamanlarda... seni en çok yoran şey ne oldu?"
Jungkook derin bir nefes almış ve gözlerini bir anlığına Taehyung'a dikmişti. Taehyung ise gözlerinde ki o derinliği çoktan hissetmişti.
"-Beni yormayan tek şey uyumak geri kalan her şey yoruyor, gerçi uykularımda bıraktı beni."
Taehyung birkaç saniye sessiz kalmıştı; bu cümle onu etkilemiş ama yüzüne yansıtmamıştı. Gözlerini Jungkook'a dikmek yerine, onun rahat hissetmesi için pencereye baktı bir süre. Sakin ama derinden gelen bir ses ile onu yanıtlamıştı.
"-Yani seni en çok yormayan şey bile... artık yanında değil."
Kısa bir duraklamıştı sanki sesi odada biraz daha yumuşak yankılanıyordu.
"-Uykunun bile terk ettiğini hissetmek... insanı yavaşça içinden vurabilir. Gözler açıkken dünya baskı kurar, kapalıyken bile huzur vermez."
Başını Jungkook'a çevirmiş, kaşlarını nazikçe kaldırmıştı.
"-Jungkook, sabah uyanınca ilk düşündüğün şey ne oluyor?"
Jungkook, derin bir nefes almış ve iç geçirmişti. Bu soru onu biraz yaralamıştı sanki, ama güçlü durmaya devam ediyordu.
"-İlk düşündüğüm şey, bu dünyadan kurtulmak."
Taehyung, o an nefesini çok hafif tutmuştu cümlenin ağırlığını duyduğu anda, bir terapist olarak tepki vermemişti ama bir insan olarak içini çekmişti. Sesi bu sefer çok daha nazik çıkmıştı asla onu yargılayacak tonda değildi.
"-Bu... çok ağır bir başlangıç. Ama dürüstlük, iyileşmenin ilk kanıtı olabilir. Bazı insanlar bu cümleyi yıllarca içinde tutar, tek başına taşır.
Sen burada söyledin."
Birkaç saniye sessiz kalmış, duyguların çözülmesi için alan tanımıştı Jungkook'a. Göz temasından kaçınmadan, cümlesine devam etmişti.
"-Bu dünyadan kurtulmak istiyorsn peki bu dünyada seni tutan, en ufak bir şey bile kalmadı mı? Küçük, değersiz gibi duran bir sebep bile?"
Jungkook, artık çok sıkılmıştı. Bildiği sonlara, yeniden yürüyordu sanki. Bıkkınlıkla ve birazda öfkeyle Taehyung'a bakmıştı.
"-Bay Kim, bilmem kaçıncı seansa geldiğim psikologsunuz bilmiyorum ama onlar bile beni iyi edemedi, gerçi onlar beni dinlemiyordu ama.. o yüzden sonuç aynı olacak şimdi dinliyorsunuz ama ikinci seansta sizde lanet ilaçları verip beni göndereceksiniz o yüzden benim için yorulmayın, mesainiz dolana kadar ben burda beklerim."
Taehyung'un bakışları sabitlenir, ama ifadesi değişmez ne şaşkınlık ne savunma... sadece dikkat. Yalnızca duyduğu her kelimenin ağırlığını taşıyan bir sessizlik vardır yüz ifadesinde. Derin bir nefes alır, ama içine değil Jungkook'un kelimelerine yer açmak için. Sonra konuşmuştu, yorulmamış biri gibi değil, yorulmaya hazır biri gibi.
"-Beni diğer psikolog arkadaşlarım gibi görmekte haklısın, ama ben kimseyi ilaç yazıp evine gönderen biri değilim ve ben bu koltukta zaman doldurmak için oturmuyorum."
Biraz öne eğilmiş, ellerini dizlerine koymuştu. Göz teması kurmuştu ama hiçbir şey için zorlamıyordu.
"Senin için kaçıncı kişi olduğumu bilmiyorum. Ama... bana ilk defa gerçeği söyleyen biri gibi konuştun.
Diğerleri seni dinlememiş olabilir o zaman ben şunu yapacağım: Bu odada hiç ilaç yok. Hiç reçete yok. Sadece ben varım. Eğer konuşmak istemezsen... susarız. Ama seninle bir şey paylaşmak istiyorum."
Derin bir nefes almıştı ve bu kez kendinden bir örnek vermişti.
"-Biliyor musun... Ben de bir zamanlar bu sandalyede oturuyordum. Karşımda biri vardı, konuşmamı bekliyordu.
Ama ben yalnızca duvarlara bakıyordum... çünkü bana göre kimse beni duyamazdı. Ama sonra... bir gün, biri beni ciddiye aldı ve bu mesleğe başlamama ve küllerimden yeniden doğmama sebep oldu."
Sırtını koltuğa yaslamıştı.
"-Senin burada olman... bana o anı hatırlattı. O yüzden, ister sessiz kal, ister bağır, ister beni suçla... Ama bu odaya geldiğin için sana teşekkür ederim."
Jungkook, şaşkınlıkla bakmış ve sonra gülmüştü hafifçe.
"-Ne yani, beni ciddiye alacak kişi siz misiniz?"
Taehyung gözlerini kaçırmamaya devam ediyor, Jungkook'un sesi, içinde taşıdığı yılların öfkesi ve yorgunluğuyla titrerken, o sadece ağır bir anlayış gösteriyoedu.
"-Hayır."
Kısa bir duraksamıştı.
"-Ben seni ciddiye alacak kişi değilim. Çünkü bu, bir kişinin görevi olmamalı. Ama... ben seni ilk ciddiye alan kişi olabilirim."
Elini koltuğun kenarında serbest bırakmış, hareketleri sakinken sesi düşük tonda ama netti.
"-Sen öyle bir yerde durmuşsun ki Jungkook... Kimse seni duymamış, görmemiş, yokmuşsun gibi davranmış. Beni de öyle sanıyorsun, haklısın. Ama burada hiçbir şeyi düzeltmek zorunda değiliz. Sadece... ben buradayım. Gitmiyorum.
Ve sen sustuğunda bile, ben seni dinliyor olacağım."
Oda bir an sessizleşmiş dışarıda yağmur başlamıştı hafifçe.
Saat 20.06.
Taehyung konuşmuyordu artık, sadece bekliyordu. Çünkü bazen beklemek, en yüksek empati biçimiydi.
-"Ne saçma, herkesin klasik sözleri."
Jungkook yeniden alayla gülmüş ve sessiz bir şekilde durarak camdan yağmuru izlemeye başlamıştı. Tek istediği buradan kurtulmaktı.
Taehyung, Jungkook'un alaycı gülüşüne karşılık vermemişti. Çünkü gülüşü değil, o gülüşün altındaki yorgunluk ilgisini çekmişti.
Cama dönüp yağan yağmura bakmış, ardından Jungkook'a dönmüştü. O sessiz silueti izlerken, içinde bir şey daha netleşmişti:
Bu çocuk gerçekten kırılmış. Ama hâlâ burada, o hâlâ burada sadece elinden tutulmasını bekliyor.
Koltuğunda sessizce doğrulmuştu masasından ne kalem almıştı ne not defteri... sadece hafifçe cam kenarındaki sandalyeden ona doğru iyice dönmüştü, araya mesafe koymadan ama ona da baskı kurmadan. Taehyung yağmura bakarak, kendi kendineymiş gibi bir tonda konuşmuştu.
"-Bazen insanlar sırf 'normale benzesin' diye aynı cümleleri tekrar eder. Klişelerden korkmam çünkü bazen... en klişe cümleler bile, birinin o an ihtiyacı olan tek şeydir."
Kısa bir duraksar ve sonra gözlerini tekrar Jungkook'a çevirir. Konuşur ama cevap beklemez.
"-Sen buradan kurtulmak istiyorsun.
Ama önce birinin fark etmesini bekliyorsun, değil mi?
Kimse fark etmese bile... kendi kendini kurtarmak ne kadar yalnız hissettiriyor, tahmin edebiliyorum."
Yağmur damlaları camdan süzülürken, odada yalnızca yumuşak bir sessizlik kalmıştır. Taehyung konuşmaz artık çünkü bazen, susmak en yüksek eşlik biçimidir.
Jungkook, her ne kadar gardını indirmek üzere olsa da kendini korumaya devam ediyor ve Taehyung'un kurduğu duvarların içinden geçmesine izin vermiyordu. Hafifçe boğazını temizledikten sonra, yaslandığı koltuktan hafifçe doğrulmuştu. En azından artık savunmasız bir çocuk gibi, çantasını sımsıkı tutmuyor ürkek bakışlarıyla bakmaya devam etmiyordu.
"-Kimse beni kurtaramaz bay Kim."
Taehyung gözlerini Jungkook'tan ayırmıyordu. Bu cümle, içindeki en karanlık yerlere yankılanıyordu.
Sesi bu kez daha içten gelmişti, sanki cümleyi yalnızca cevaplamak için değil anlayarak kurmuştu.
"-Bazen... kurtarılmak mümkün değildir, Jungkook. Çünkü kurtarılmak, bir başkasının seni tutup çekmesi demektir. Ama ya senin bulunduğun yer o kadar derinse, kimse oraya inmeye cesaret edememişse?"
Gözlerini hafif çekmiş ve sonra tekrar Jungkook'a dönmüştü.
"-Kimse seni kurtaramayacaksa bile bn seninle oraya inebilirim orada otururuz sen konuşmasan bile. Susarsın, ben susarım çünkü bazen... birinin seni yukarı çekmesi değil, senin düştüğün yerde biriyle birlikte kalmak iyileştirir."
Sandalyeye yaslanmış, derin bir nefes vermişti ama zorlanarak değil Jungkook'un içinde ki ağırlığı bölüşmek ister gibi.
"-Seni kurtaramam, evet. Ama eğer izin verirsen... seni bu karanlıkta yalnız bırakmam."
Yağmur artık daha sert vuruyordu cama zaman geçiyor ama Taehyung'un duruşu değişmiyordu.
Jungkook, bu kadar ilgiyle dinlenilmesine alışık değildi ve bu onu daha da huysuzlanıyordu.
"-Bay Kim, mesainiz doldu ben gidiyorum bir daha görüşmemek üzere."
Bir anda yerinden kalkmış, çantasını yeniden sıkıca tutmuş ve hızlıca kapıya ilerlemişti. Bir an duraksamıştı ama arkasını dönmeden kapıyı açarak adeta kaçarcasına odadan çıkmıştı. Taehyung, Jungkook'un cümlesini duyduğunda arkasından seslenmez kapı hızla kapanırken sadece gözleri kapıya kilitlenir. Sanki onu tutmak istiyormuş gibi değil, gideceğini zaten biliyormuş gibi. Ama içten içe bir yanıyla hâlâ o kapının açılmasını bekliyordu. Eliyle masanın köşesine dayanmış, gözleri boş koltukta kalmıştı bir süre. Sonra yavaşça mırıldanmıştı sadece kendine, sadece sessizliğe:
"-Bir daha gelmeyeceğini söyleyen herkes... aslında içinden 'bir gün dönmek isterim' der. Ben buradayım Jungkook, kapıyı kapatsan da burada olmaya devam edeceğim ve seni iyileştireceğim."
Seans Biter.
Dışarıda yağmur hâlâ yağıyordur
Ama Taehyung'un ofisinde o boş koltuk hâlâ Jungkook' bekliyordur.
KAMU SEDANG MEMBACA
keep me alive || taekook angst
Fiksi Penggemar"Bu bir aşk hikâyesi değil. bu bir savaşın hikâyesi. kendinle, aklınla ve geçmişinle." °tüm hakları yazar'a aittir. °bu kitap save me (taekook) kitabından esinlenerek yazılmıştır. °psikolojik yazılar içermektedir, hassas olanlar lütfen dikkat etsin...
